Umut Yaşatır
* Yüzyılın en şaşırtıcı, en karmaşık soygunu olan fon soygununda herkeste büyük bir tepki ve şaşkınlık var. Olmaması garip olurdu. Zaaf, ihmal, suiistimal, himaye ve kollama ne ararsan var, milletin cebinden göz göre göre trilyonlar gitti. 86 milyon doğrudan ve dolaylı zarar gördü. Kimsenin buna ses çıkarmaması saçma bir düşünce olur. İnsanların siyasi görüşleri olsun veya olmasın. Problemimiz şu ki bu olanlar haricindeki bir kısım insanın sadece düşündüğü kendilerinin zarar görüp görmediğidir. Dünya umurlarında değil. Milletin kaybından daha önemli soygunun kendilerine olan sonuçlarıdır. Fon soygunundan daha ürkütücü bir bakış açısı bu. Dolayısıyla böyle bir düşünceyi mümkün kılan sebepleri yok etmeliyiz.
* 86 Milyonun ortak geleceğinden, adalet duygusundan ve kul hakkından çalınan trilyonlar karşısında sergilenen bu kayıtsızlık ve aşırı bireyselci tutum, gökten zembille inmemiş, belirli sosyolojik, psikolojik ve sistemsel sebeplerin sonucunda oluştu. Bu ürkütücü bakış açısını mümkün kılan ve insanları sadece kendi cüzdanlarına odaklanmaya iten temel sebepler ise adalet duygusunun ve hukuka güvenin kaybolması, ekonomik hayatta kalma kaygısı, aşırı bireysellik, tepkisizlik ve ahlaki bozulmadır. İnsanlar sistemin suçluyu cezalandıracağına, mazlumu koruyacağına ve çalınan kamu kaynağının geri getirileceğine olan inancını kaybettiğinde derin bir öğrenilmiş çaresizlik evresindeler. Ses çıkarsam da ne değişecek, zaten yapanın yanına kâr kaldı düşüncesi, bireyleri toplumsal tepki vermekten alıkoyar ve onları sadece kendi gemilerini kurtarmaya odaklanmaya zorlar. Enflasyonun, geçim sıkıntısının ve geleceğe dair ekonomik belirsizliklerin tavan yaptığı dönemlerde, bireyler psikolojik olarak bir hayatta kalma survivor moda girerler. Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en altta yer alan barınma, beslenme ve kendini güvenceye alma kaygısı o kadar baskındır ki, kişi makro düzeydeki bir soygunun ülkeye faturasını düşünecek zihinsel ve duygusal kapasiteyi kendinde bulamaz. Sadece bu kriz benim cebimi doğrudan vurdu mu sorusuna yanıt arar. Modern dünya ve mevcut sosyo-ekonomik düzen her koyun kendi bacağından asılır mantığını kutsamaktadır. Toplumu oluşturan bireyler arasında bir ortak kader bilinci kalmadığında, kamusal varlıkların milletin parasının yağmalanması kişide bir acı uyandırmaz. Toplumsal sözleşme çözüldükçe, ortak aidiyet yerini herkes kendi başının çaresine baksın vahşiliğine bırakır. Büyük skandalların ardı ardına yaşandığı toplumlarda bir süre sonra skandal yorgunluğu baş gösterir. Akıl almaz soygunlar bile birkaç gün konuşulup gündemden düşünce, birey bu durumu normalleştirmeye başlar. Ayrıca medyadaki kutuplaşma ve bilgi kirliliği, olayın vahametini örterek insanların olayı sadece siyasi bir çekişme gibi görmesine ve meselenin ahlaki boyutundan uzaklaşmasına neden olur. En tehlikeli sebeplerden biri de ahlaki standartların toplumsal düzeyde esnemesidir. Gücün, paranın ve statünün nasıl kazanıldığına bakılmaksızın kutsandığı bir iklimde, insanlar soygunun ahlaki çirkinliğini sorgulamak yerine, gücü elinde tutanın sistemdeki boşlukları nasıl değerlendirdiğine odaklanır. Bu gizli hayranlık veya kabulleniş, kişiyi Ben de orada olsam yapar mıydım ya da bana bir zararı yoksa sorun değil pragmatizmine sürükler. Büyük fon soygunları milyarları götürür ancak bu tür bencil ve duyarsız bakış açıları bir toplumun geleceğini, ahlakını ve bir arada yaşama iradesini yok eder. Parasal zarar er ya da geç telafi edilebilir, fakat yıkılan toplumsal güveni ve adalet inancını geri getirmek çok daha zordur.
*Sonuç olarak, benim gibilerin uzun zamandır anlattığı fakat benim gibi olmayanlarında uzun zamandır anlamak istemediği şey şudur belirli noktalara balon gibi şişirilen herkes belli bir zaman sonra rezil bir durumda havadan yere çakılıyor. İster medya gücü olsun ister kamu gücü olsun elbet bir gün hiç olmadığı kadar rezil bir duruma düşüyorlar. Türk motive cümlesi olan bu salak yaptıysa ben de hayli hali yaparım gibi cümleler geçerli olmasın diye makam sahiplerine extra 4-5 makam daha veriyorlar. İlkokul mezunu birçok aptaldan doktorlara seminer dinletiyorlar. Umut yaşatır. Gerçek elbet açığa çıkacak. Yüzyılın soygununda adı geçen Vali, gazetecilerin fona para yatırıp yatırmadığı yönündeki sorularına cevap vermek zorunda mıyım kardeşim? Benim özel hayatım yanıtını verdi. Memurlar ve valiler kamuyu ilgilendiren iddialara cevap vermek ve hesap vermek zorundadır. Cevap verirken kardeşim kelimesi kullandığından belli olduğu gibi liyakat yerlerde. Umut var ki gelen gençler bunların hepsine şahit oldular.