KONYA HABER
Konya
Az bulutlu
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
50,0026 %0.00
56,0015 %-0.00
10.309,47 %0.03

EKONOMİK GÜVEN

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir ülkenin ekonomik gücü yalnızca sahip olduğu sermaye, üretim kapasitesi, dış ticaret hacmi veya finansal göstergeleriyle ölçülemez. Ekonomik gücün asıl dayanağı; devletin kurumsal güvenilirliği, hukukun öngörülebilirliği, toplumsal istikrarı ve milletin geleceğe duyduğu inançtır.
Güven, ekonomik hayatın görünmeyen fakat bütün dengelerini ayakta tutan en stratejik sermayesidir. İnşası uzun yıllar gerektirir; korunması ise sürekli dikkat, kurumsal sorumluluk ve kararlı bir yönetim anlayışı ister.
Bugün küresel ekonominin karşı karşıya bulunduğu jeopolitik gerilimler, ticaret yollarındaki değişimler, finansal kırılganlıklar, teknolojik dönüşüm ve uluslararası sermaye hareketleri, ekonomik güvenlik kavramını her zamankinden daha önemli hale getirmiştir.
Artık ekonomik güvenlik, yalnızca maliye ve para politikalarının konusu değildir. Devletlerin stratejik bağımsızlığını, toplumsal dayanıklılığını, uluslararası rekabet gücünü ve milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren çok boyutlu bir devlet meselesidir.
Türkiye açısından bu gerçek, tarihi ve stratejik bir önem taşımaktadır.
Ülkemizin sahip olduğu jeopolitik konum, üretim altyapısı, girişimcilik kabiliyeti, genç insan kaynağı ve uluslararası ticaret bağlantıları önemli imkanlar sunmaktadır. Ancak bu imkanların kalıcı ekonomik güce dönüşmesi, güvenilir ve öngörülebilir bir ekonomik düzenin sürekliliğine bağlıdır.
Zira sermaye yalnızca kazanç aramaz; hukuki güvence, kurumsal istikrar, adil rekabet ve öngörülebilirlik de arar.
Yerli yatırımcının kendi ülkesinde geleceğe güvenle yatırım yapabilmesi kadar, uluslararası yatırımcının da Türkiye'yi uzun vadeli ve güvenilir bir yatırım merkezi olarak değerlendirebilmesi önemlidir. Doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları, üretim ortaklıkları, teknoloji transferleri ve uluslararası finansman imkanları bu güven ortamından doğrudan etkilenmektedir.
Bu sebeple ekonomik güven, yalnızca iç piyasaların işleyişini değil, Türkiye'nin uluslararası ekonomik ilişkilerdeki konumunu da belirleyen stratejik bir unsurdur.
Son dönemde kamuoyuna yansıyan finansal usulsüzlük ve dolandırıcılık iddiaları, sermaye piyasalarına ilişkin tartışmalar ve yatırımcı mağduriyetleri de bu geniş çerçevede değerlendirilmelidir.
Her iddia, hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda, delillere dayalı, tarafsız ve titiz süreçlerle ele alınmalıdır. Masumiyet karinesi korunmalı, soruşturmaların bağımsızlığına saygı gösterilmeli ve hukuka aykırılığı tespit edilen fiiller karşısında gerekli yaptırımlar kararlılıkla uygulanmalıdır.
Burada esas olan, münferit olaylardan hareketle kurumların bütününe yönelik bir güvensizlik oluşturmak değil; kurumsal denetim kapasitesini güçlendirerek benzer risklerin tekrarını önleyebilecek sürdürülebilir mekanizmalar geliştirmektir.
Çünkü güçlü devlet, yalnızca sorunlara müdahale eden değil, sorunların ortaya çıkmasını önleyebilecek kurumsal kapasiteyi de inşa edebilen devlettir.
Bankacılık sistemi, sermaye piyasaları, yatırım fonları, aracı kuruluşlar ve finansal denetim mekanizmaları; şeffaflık, hesap verebilirlik, etkin gözetim ve yatırımcı haklarının korunması ilkeleri doğrultusunda sürekli geliştirilmelidir.
Borsa İstanbul'un ulusal tasarrufları üretken yatırımlara yönlendiren, uluslararası sermayenin güvenle işlem gerçekleştirebildiği, derinliği ve kurumsal itibarı yüksek bir finansal piyasa olarak güçlenmesi, Türkiye'nin uzun vadeli ekonomik hedefleri bakımından önem taşımaktadır.
Bu süreçte liyakat ve ehliyet de ekonomik güvenliğin ayrılmaz unsurlarıdır.
Kamu kurumlarının ve düzenleyici yapıların etkinliği; nitelikli insan kaynağı, kurumsal hafıza, mesleki yeterlilik, objektif karar alma süreçleri ve açık sorumluluk mekanizmalarıyla doğrudan ilişkilidir.
Devlet geleneğimizin sahip olduğu tecrübe ile mevcut çağda kamu yönetiminin gerektirdiği kurumsal standartların birlikte değerlendirilmesi, idari kapasitenin güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır.
Kurumların itibarı, yalnızca sahip oldukları yetkilerden değil; bu yetkileri hukuka uygun, adil, tutarlı ve kamu yararını esas alan bir anlayışla kullanmalarından doğar.
Ekonomik güvenliğin diğer temel boyutu ise makroekonomik öngörülebilirliktir.
Para politikasında tutarlılık, fiyat istikrarı, mali disiplin, kamu kaynaklarının verimli kullanılması, vergi sisteminde adalet ve düzenleyici kararların öngörülebilirliği; ekonomik aktörlerin uzun vadeli kararlarını doğrudan etkilemektedir.
Bir sanayicinin yeni üretim tesisi kurma kararı, bir girişimcinin yatırım planı, bir ihracatçının yeni pazarlara açılması veya uluslararası bir şirketin Türkiye'de yatırım yapması; ekonomik beklentilerin yanı sıra hukuk ve kurumlara duyulan güvenle de şekillenmektedir.
Dolayısıyla ekonomik güvenliğe ilişkin politikalar yalnızca finansal piyasalarla sınırlandırılmamalı; sanayi, tarım, enerji, teknoloji, dış ticaret, istihdam ve sosyal politikalarla bütünleşik biçimde ele alınmalıdır.
Bu yaklaşımın toplumsal boyutu da en az ekonomik boyutu kadar önemlidir.
Ekonomik istikrar, bir ailenin geleceğini planlayabilmesi, bir gencin kendi ülkesinde fırsat görebilmesi, bir esnafın ticaretini sürdürebilmesi ve çalışanların emeklerinin karşılığını alabileceklerine inanmasıyla anlam kazanır.
Toplumsal huzur ile ekonomik güven arasında güçlü ve karşılıklı bir ilişki bulunmaktadır. Güven ortamı yatırım ve üretimi desteklerken, adil ve kapsayıcı ekonomik gelişme de toplumsal dayanışmayı güçlendirmektedir.
Bu nedenle ekonomik güvenlik, yalnızca sermayenin korunması değil; emeğin, tasarrufun, üretimin, istihdamın ve gelecek nesillerin imkânlarının korunması olarak anlaşılmalıdır.
Türkiye'nin bu alandaki kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi için finansal denetimde risk temelli ve erken uyarı mekanizmalarının güçlendirilmesi, yatırımcıların korunmasına yönelik hukuki süreçlerin etkinleştirilmesi, düzenleyici kurumlar arasında koordinasyonun artırılması ve kamuoyuna yönelik güvenilir bilgilendirme standartlarının geliştirilmesi önem taşımaktadır.
Aynı zamanda uzun vadeli yatırımları destekleyen, uluslararası standartlarla uyumlu, hukuki belirliliği esas alan ve üretken sermayeyi teşvik eden bir ekonomik yönetişim anlayışı güçlendirilmelidir.
Bütün bu çalışmaların ortak hedefi; Türkiye'nin ekonomik dayanıklılığını artırmak, millî kaynaklarını korumak, uluslararası rekabet kapasitesini geliştirmek ve gelecek nesillere daha güçlü bir kurumsal miras bırakmak olmalıdır.
Unutulmamalıdır ki millî güvenlik yalnızca sınırların korunması, savunma kapasitesinin geliştirilmesi veya dış tehditlere karşı hazırlıklı olunmasıyla sınırlı değildir.
Bir ülkenin ekonomik bağımsızlığını koruyabilmesi, stratejik sektörlerde dayanıklılık geliştirebilmesi, finansal sistemine duyulan güveni sürdürebilmesi ve vatandaşlarının geleceğe ilişkin beklentilerini güçlendirebilmesi de millî güvenliğin önemli bileşenleridir.
Bu bakımdan ekonomik güvenliğin güçlendirilmesi, dönemsel siyasi tartışmaların ötesinde, kurumlar arası iş birliğini, toplumsal mutabakatı ve uzun vadeli devlet politikalarını gerektiren ortak bir sorumluluktur.
Türkiye'nin bugünü kadar yarınını da ilgilendiren bu sorumluluk; kamu yönetiminin, özel sektörün, finans kuruluşlarının, akademinin ve sivil toplumun katkılarıyla bütüncül bir anlayış içerisinde ele alınmalıdır.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü, yalnızca bugün ulaştığı ekonomik büyüklükte değil; yarın karşılaşabileceği belirsizlikler karşısında kurumlarının, ekonomisinin ve toplumunun gösterebildiği dayanıklılıkta saklıdır.
Ekonomik güven, kalkınmanın temeli; toplumsal huzurun güvencesi; milli güvenliğin stratejik unsuru ve gelecek nesillere karşı taşıdığımız ortak sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.
Türkiye'nin uzun vadeli istikrarı ve uluslararası itibarı bakımından korunması gereken en kıymetli değerlerden biri de işte bu güvendir.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız