KONYA HABER
Konya
Parçalı bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,2204 %0.07
52,9701 %0.19
10.878,65 % 1,25
Ara

Üçüncü Selim'in katilleri

YAYINLAMA:

Topkapı Sarayı; üç kıtaya hükmeden bir imparatorluğun yönetim binası… Entrikaların döndüğü, onlarca hainin yaşadığı, acımasızca cinayetlerin işlendiği, şehzadelerin, boylarının uzatıldığı (boğulduğu) paşaların, boylarının kısaltıldığı (kafalarının kesildiği) Topkapı Sarayı…

Tabii ki burada sadece bunlar değil padişahlar da katledildi. Bunlardan Sultan Abdülaziz'i geçen hafta yazmıştık.

Bugün ÜÇÜNCÜ SELİM…

Üçüncü Mustafa’nın oğlu, 28. Osmanlı padişahı, 107. İslam halifesi; Üçüncü Selim.

1789’da amcası Birinci Abdülhamit’in vefatından sonra 28 yaşında tahta çıktı. 16 kez nikâh kıymış olmasına rağmen hiç çocuğu olmamıştı, bu sebeple de üzerinde entrika oldukça fazladır.

Osmanlı'yı yok etmek isteyenlere göre; Üçüncü Selim ve İkinci Mahmut öldürülürse Osmanlı soyu kesilecek ve tarihin seyri değişecektir…

Şehzade Mahmut’tan 22 yaş büyük olan amcaoğlu Üçüncü Selim, kendi oğlu olmadığı için Şehzade Mahmut'un yetişmesine çok dikkat eder, Şehzade Mahmut'u kendisi gibi tam bir inkılâpçı olarak yetiştirir…

İşte böyle bir ortamda tahta oturan Üçüncü Selim, ilk iş olarak artık Osmanlı’nın başına bela olan ve istedikleri zaman baş isteyen, istedikleri zaman isyan edip padişahı değiştiren, Genç Osman'a tecavüz ettikten sonra boğarak öldüren Yeniçeri Ocağı’nı ortadan kaldırmak için kolları sıvar…

Nizam-ı Cedid adı altında yeni bir askeri teşkilat kurmak için çalışmalara başlar ve 400 kişilik bir de birlik oluşturur…

Son 100-150 yıldır padişaha istediklerini yaptıran yeniçeriler, sistemin kaymağını yiyen ağalar, paşalar, ocaklar fitne kazanını kaynatmaya başlar…

İçeride ve dışarıda bütün olumsuzluklara rağmen 18 yıldır padişahlık yapan Üçüncü Selim için korkunç sonun başlangıcı yaklaşmaktadır…

Paşalar birbirinin altını oyuyor, Şeyhülislam Topal Ataullah Efendi fitne ateşini iyice alevlendiriyordu.

Rüşvet, hırsızlık, adam kayırma almış başını gidiyor, halk vergiler altında inim inim inlerken, devleti yönetenler, saraylarda, konaklarda lüks içerisinde yaşıyorlardı...

Hele Üçüncü Selim'in adeta servete boğduğu hünkar imamı Derviş Mehmet Efendi, namıdiğer Aygır İmam! Tam bir fitne kazanı ve hain...

Padişah, etrafındaki dalkavuklar yüzünden aldatılıyor, Osmanlı yurdunda her şey sütliman gösteriliyor…

İşte bu ortamda, boğazdaki Kabakçı Mustafa isimli kale yamağı, bir soytarı etrafına topladığı çapulcularla birlikte Topkapı Sarayı’nı basıyor...

Tabii fitne yuvası yeniçeriler durur mu? Hemen koşup onlar da katılıyorlar Kabakçı Mustafa isyanına…

Kolayca aşılıyor Topkapı Sarayı’nın duvarları…

Nizam-ı Cedid ordusunun kaldırıldığını ilan etse de Üçüncü Selim, iş işten geçiyor…

Kabakçı ve etrafındaki güruh günlerce İstanbul’da terör estiriyor, onlarca insanı idam ediyor...

Aralarında husumet olanlar, birbirlerine diş bileyenler, birbirlerini gammazlamaya başlıyor ve İstanbul sokaklarında cesetler üst üste yığılıyordu.

Tarihler 29 Mayıs 1807’yi gösterirken Üçüncü Selim, tahttan indirilip, 2. Mahmut ile birlikte Şimşirlik denilen hücreye kapatılırken Dördüncü Mustafa da yeni padişah oluveriyordu.

Burada Üçüncü Selim’in çok ilginç bir sözü vardır; “Böyle isyankar tebaanın hükümdarı ve halifesi olmaktansa ölmek daha iyidir” der.

Artık Dördüncü Mustafa padişahtır ama bütün ipler, büyük bir güce ve nüfuza ulaşan Kabakçı’nın elindedir...

İstanbul’daki isyan ve padişahın hapsi cephelerde savaşan ordunun da moralini alt üst eder. Özellikle Ruslarla savaşan ordudaki Üçüncü Selim taraftarları Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa’ya giderek, Üçüncü Selim’in tekrar tahta oturtulmasını isterler...

Alemdar Mustafa Paşa, 20 bin kişilik ordusu ile İstanbul’a gelir... Kabakçı’yı ve etrafında ne kadar katil sürüsü varsa çoğunu öldürtür...

Ardından sarayı basar...Tarih 28 Temmuz 1808’dir...

Bu sırada padişah Dördüncü Mustafa taraftarları, Alemdar Mustafa saraya girmesin diye Akağalar Kapısı kapatırlar...

Baltalarla kapı parçalanır, hedef 2. Mahmut ve Üçüncü Selim’i kurtarmaktır.

Önceden hücreyi basan Dördüncü Mustafa taraftarları burada cinayetlere başlarlar. Hapisteki 2. Mahmut, Cevri Kalfa sayesinde kaçıp kurtulur ama Üçüncü Selim kaçmaz ve kurtulamaz.

Tam bu sırada Sultan Selim’in kafasına bir bostancının (Bostancılar Padişah'ın yanı başında ya da Saltanat Kayıklarında Padişahı koruma görevini üstlenirlerdi) kılıcı indiği gibi, yüzünün yarısı kopmuş bir halde, kanlar içinde yere yuvarlanır...

İlber Ortaylı Hoca’nın yaşanan bu vahşeti anlatımı ilginçtir; “Acemi katiller padişahı çok kötü yaralamışlardı... Saatlerce can çekişerek öldü” der...

Katiller, Sultan 3. Selim’in cesedini bir hasıra sararak Arz Odası’nın önüne kadar sürükleyip, oracığa bırakır...

Alemdar Mustafa Paşa, Akağalar Kapısı’nı kırıp içeri girdiğinde Sultan Üçüncü Selim’in kanlı cesediyle karşılaşır... Alemdar, geç kalmıştır.

Sultan Üçüncü Selim Han, yüzünün yarısı kopmuş bir halde saatlerce can çekişerek ölür.

Bu kan, Topkapı Sarayı’nda akıtılan ilk padişah kanıdır...

Doğduğunda günlerce törenler düzenlenen Üçüncü Selim, padişahken etrafında dalkavukluk yapan, el etek öpen çakal sürüleri tarafından Harem’de hunharca katledilmiştir.

Dördüncü Mustafa tahttan indirilir ve Şimşirlik’e kapatılırken Cevri Kalfa sayesinde katillerin elinden kurtulan İkinci Mahmut, yeni padişah olarak tahta oturur...

Ertesi günü yani 29 Temmuz 1808’de görkemli bir cenaze töreni düzenlenir ve Sultan Üçüncü Selim, Laleli’de babası Üçüncü Mustafa’nın yanına defnedilir...

Sonuç; Osmanlı'da modernleşme çabalarının mimarlarından III. Selim, saray çevresindeki grupların iktidar savaşlarına kurban gitmişti.

Onlara göre "Bu tür kusuru bulunan bir hükümdar millet ve ülke için zararlıdır."

Onun için gitmelidir.

Peki gerçekten böyle midir? Bunlar neden olmuştu?

ONLAR ÖYLE İSTEMİŞTİ.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *