KONYA HABER
Konya
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,8950 %0.23
52,8913 %-0.09
11.389,84 % 1,07
Ara
BBN Haber Kültür Sanat Kadim handa sanata adanmış bir zarif ömür: Ustaların ustası Eren Özler

Kadim handa sanata adanmış bir zarif ömür: Ustaların ustası Eren Özler

Erzincanlı, Üsküdar’da doğdu; Anadolu’nun bilgeliğiyle yoğruldu. Kadim medeniyetimizin en nadide yapılarından Kapalıçarşı Büyük Han’da zamanı zarif bir işçilikle dokuduğu ve tozunu ciğerlerine çektiği atölyelerde, sadece sanatını büyütmedi ruhunu ve ruhları da olgunlaştırdı. Onu bugünlere getiren sadece merak ve azim de değildi. İşte Yazarlarımızdan Hülya Bilgin'in Kapalıçarşı Büyük Yeni Han’da ömrünü sanatına adayan kuyumcu ustası Eren Özler ile söyleşi

KAYNAK: BBN
Okunma Süresi: 7 dk

Eren Bey, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Hikâyeniz nerede ve nasıl başladı?

AİLE MİRASI BİR SANAT

Adım Eren Özler.1968 yılında İstanbul’un kadim semtlerinden Üsküdar’da dünyaya geldim. Ailemiz aslen Erzincanlıdır. Benim hikâyem, aslında pek çok geleneksel zanaatkâr gibi bir aile mirasıyla başladı. Kuyumculuk bizim baba mesleğimiz; dolayısıyla kendimi bildim bileli bu sanatın ve bu ticaretin içindeyim.


 

ÜRETMEK DEĞİL SANAATIN TİCARETİNİ ÖĞRENMEK

Mesleğe ilk adımınızı nasıl attınız? O ilk yıllardan zihninizde kalanlar neler?
Meslek hayatıma babamın yanında başladım. O dönemlerde sadece üretmek değil, zanaatın ticaretini öğrenmek de çok önemliydi. Güneydoğu Anadolu bölgesine ürün satışları yaparak işin mutfağına girdim.
 

ÇIRAKLIKTAN USTALIĞI GİDEN ALTIN TOZLU YOLLAR

Bir usta olarak yetişme süreciniz nasıl ilerledi?

Benim için eğitim, okul sıralarından ziyade doğrudan atölye masasında başladı. Küçük yaşlardan itibaren atölyelerin o kendine has tozunu yutarak yetiştim. Sadece tek bir alana takılıp kalmadım; kuyumculuğun birçok farklı branşında çalıştım. Her yeni teknik, her yeni malzeme benim için bir okul oldu. Bu merak ve çalışma azmi sayesinde kendimi sürekli geliştirme fırsatı buldum.
 

Sektöre yeni yetenekler kazandırma süreciniz nasıl başladı? Sizi usta-çırak ilişkisinden eğitmenliğe yönlendiren ne oldu?

Aslında her şey doğal bir süreçle, bir ihtiyaçtan doğdu. Ben eritme ocağının başında çalışırken, Halk Eğitim Merkezi öğrencileriyle tanıştık. Yılların vermiş olduğu deneyimimi onlardan da öğretmen yönünde çok fazla talep vardı. Bu talebi karşılamak amacıyla eğitim vermeye başladım.

ERKEK EGEMEN SEKTÖRDE KADINLAR

Erkek egemen görülen bu sektörde, kadınların varlığını ve çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açıkçası, çarşıya kadın elinin değmesi beni son derece mutlu ediyor. Kadınların sektöre katılımının, özellikle tasarım boyutunda büyük bir zenginlik ve vizyon kattığına inanıyorum. Bizim işimizde detay, sabır ve estetik her şeydir; hanımlar bu noktada çok daha özel, zarif ve özgün parçalar tasarlayıp üretebiliyorlar.
 

TASARIM MI, ÜRETİM Mİ, BUTİK ÜRETİM Mİ?

Bu değişim zanaatın geleceğini nasıl şekillendiriyor sizce?

Eskiden bu piyasada daha çok seri ve standart bir üretim anlayışı hâkimdi. Ancak kadınların sektöre daha fazla dâhil olmasıyla birlikte, süreç "salt üretimden" ziyade "tasarım ve butik üretim" odaklı bir yapıya evrildi. Erkek egemen bir geçmişten gelen bu mesleğin, kadınların yaratıcılığıyla daha modern ve nitelikli bir noktaya taşınması hem çarşımız hem de sanatımız adına gurur verici. Bu dönüşüme tanıklık etmek ve bu yolda onlara destek olmak benim için büyük bir keyif.
Sıkça duyduğumuz "Zanaatkârlık ölüyor mu?" ya da "Çarşı bitiyor mu?" şeklindeki söylentiler sizce bir şehir efsanesi mi?

Kesinlikle bir şehir efsanesi diyebilirim. Bakınız, bu çarşıda üretim hiçbir zaman bitmez. Yıllardır "bu son, artık mesleği bırakıyorum" diyen kim varsa, dikkat edin hepsi hâlâ burada, tezgahının başında. 
 

ESKİDEN ERKEKLERİN DOMİNE ETTİĞİ BU SEKTÖRDE ARTIK KADINLARIN AĞIRLIĞI

Peki, bu "hiç bitmeyen" üretim sürecinde usta profilinde bir değişim gözlemliyor musunuz?

İşte asıl dikkat çekici değişim burada yaşanıyor. Evet, üretim bitmiyor ama üretim yapan eller değişiyor. Özellikle son yıllarda yükselen eğitim talebiyle birlikte, piyasadaki dengeler yer değiştirmeye başladı. Eskiden erkeklerin domine ettiği bu sektörde artık kadınların ağırlığı hissediliyor. Erkek ustalardan ziyade, öğrenmeye ve tasarlamaya hevesli kadınlar piyasaya hakim olmaya başladı. Bu taze kan, zanaatın bitmek bir yana, tam tersine kabuk değiştirerek daha estetik ve daha modern bir yapıyla yoluna devam edeceğini gösteriyor.
 

SANATA KAPI AÇMAK

Halk Eğitim Merkezleri’ndeki kuyumculuk eğitimlerini ve bu imkânın sektöre yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Halk Eğitim Merkezleri’nin bu sanata kapı açması ve böyle bir imkân sunması kuşkusuz çok kıymetli. Ancak madalyonun diğer yüzünde, çözüm bekleyen çok temel bir sorun var. Bugün bu eğitimleri başarıyla tamamlayan, el emeğiyle üretim yapan öğrencilerimiz ne yazık ki ellerindeki ürünleri değerlendirebilecekleri, satabilecekleri bir pazar bulmakta zorlanıyorlar.


 

BU SANATIN GELECEĞİ 

Ekonomik dalgalanmalar ve küresel piyasadaki değişimler sizi nasıl etkiliyor?

Altın fiyatlarındaki öngörülemez artışlar ve buna bağlı olarak ham maddeye ulaşımın zorlaşması, üretim maliyetlerimizi ciddi oranda artırdı. Buna bir de yurt dışından gelen talebin azalması eklenince, çarkları döndürmek her geçen gün daha da güçleşiyor. Hem içerideki maliyet baskısı hem de dış pazardaki daralma, zanaatın geleceğini tehdit eden en somut engeller olarak karşımızda duruyor.

Zanaatın geleceği denince akla gelen en büyük gelenek "usta-çırak" ilişkisidir. Ancak bugün bu geleneğin sekteye uğradığı söyleniyor. Siz bu konuda neler yaşıyorsunuz?
Maalesef zanaatın en derin yaralarından biri bu. Bizim yetiştiğimiz dönemde sistem bellidir; ustalar yanlarına çırak alır, sadece mesleğin tekniklerini değil, hayatın ve esnaflığın ahlakını da o çırağa nakış gibi işlerdi. Meslek, o tezgahın başında nefes alıp vererek öğrenilirdi. Ancak üzülerek söylüyorum ki, günümüzde artık çırak bulamıyoruz.

KİŞİYE ÖZEL TASARIMLAR

Özellikle kişiye özel tasarım takılara olan ilginin arttığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle bir değişim var. Eskiden özel tasarıma olan talep çok daha sınırlıydı; insanlar genellikle vitrinde gördükleri, standart modelleri tercih ederdi. Ancak günümüzde durum tam tersine döndü. Artık hanımlar, kimsede olmayan, sadece kendilerini yansıtan, ruhu olan "özel tasarımlar" yaptırmak istiyorlar. Kendi hikâyelerini takılarında taşımak artık bir ayrıcalık değil, bir arzu haline geldi.


Peki, bu özel ilginin karşılığında zanaatın hakkı tam olarak teslim ediliyor mu?
İşin hassas noktası tam da burası. Kişiye özel bir tasarım demek; o ürünün tek tek elde işlenmesi, günlerce süren bir emek ve eşsiz bir ustalık süreci demektir. Haliyle, bu özel çalışmanın ücreti de "özel" oluyor. Ancak bazen bir tezatla karşılaşıyoruz: Kişi çok özel bir parça istiyor ama maliyet kısmına gelindiğinde bu emeğin karşılığını karşılamak noktasında çekimser kalabiliyor. 

ÖZELLİKLE ÖZEL TASARIM VE İŞÇİLİK KALİTESİNDE DÜNYADA KAÇINCI SIRADAYIZ?

Açık konuşmak gerekirse, işçilik ve özel tasarım üretiminde dünyada ilk sıradayız diyebilirim. Genel kabul görmüş görüşe göre İtalya bu işin merkezi ve vitrini olarak bilinir; ancak biz zanaatın mutfağında, üretim kalitesinde ve tasarımın özgünlüğünde İtalya’nın çok daha ilerisindeyiz.
Evet, tasarımda zirvedeyiz ama ne yazık ki bu başarıya içeriden zarar veren durumlar da var. Piyasada dürüst çalışmayan, kaliteyi ve güveni hiçe sayan bazı üreticiler, ne yazık ki bu parlayan tabloya gölge düşürüyor.Ayrıca dünya piyasasında tasarımlarımızı tanıtma yönünde çok eksiğimiz var.

GENÇ MESLEKTAŞLARA TAVSİYE

Son olarak, yolun başında olan kuyumculuk ve gümüş işleme öğrencilerine, bu zanaata gönül veren genç yeteneklere ne mesaj vermek istersiniz?

Genç meslektaşlarıma en önemli tavsiyem; taklit etmekten kaçınıp bağımsız tasarım çalışmaları üretmeye odaklanmalarıdır. Sektörde fark yaratmanın yolu, başkasının yaptığını tekrar etmekten değil, kendi özgün imzanızı tasarımlarınıza katmaktan geçer. Bunun için de çok çalışmaları, ellerindeki metali sadece bir madde olarak değil, bir duygu taşıyıcısı olarak görmeleri gerekir.

Atölye Eren’in kapıları bu sanatı öğrenmek isteyenlere açık mı? Size nasıl ulaşabilirler ve orada onları nasıl bir süreç bekliyor?

Atölyemiz, bu kadim zanaata gönül veren herkese açık. Özellikle son dönemde yurt dışından gelen turistler için düzenlediğimiz workshop (atölye çalışmaları) büyük ilgi görüyor. İstanbul’un tarihi dokusunu soluyan yabancı misafirlerimiz, burada bizzat tezgah başına geçerek kendi eserlerini üretme deneyimi yaşıyorlar. Elbette sadece turistlere değil; bu mesleğe merak saran, içindeki yaratıcılığı metalle buluşturmak isteyen herkese eğitim veriyoruz.
 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *