KONYA HABER
Konya
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

BAŞKALARININ SENİ TAMAMLAYAMAYACAĞINI ANLADIĞINDA

YAYINLAMA:

İnsanları köksüz bir sera bitkisi yapmaya çalışmıyor muyuz?

Belki de kırılgan bir yaşamın nasıl olduğunu tecrübe etmek bize insanlığımızı yeniden hatırlatacak…

Öteki’nin beni tamamlayamayacağını anladığımda ben de öteki olabilirim inancına sahip olmak…

Oysa insanların hata yapma özgürlüğünü ellerinden alıyoruz.

Sadece ilişkiler değil insanların bizatihi kendisi profesyonelleşiyor.

Kendi kendimizle bir sözleşme yapmak, yaşamın bütün doğaçlamalarına karşı normatif yaşamak, gerçekten yaşamak bu mu?

Kendi kendimizi mükemmelleştiriyoruz ama en basit bir deneyim karşısında aslına öyle olmadığımızda yüzleşiyoruz.

Çareler arıyoruz.

Aradığımız çare ise yüzleştiğimiz karşısındakinin biz olmadığını kendimize ispat etmek.

“ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR” denir.

Herkesin içine ve üzerine aynı üniformayı giydirmek neden?

Neden kimse hata yapmamaya adanmalı?

Herkesi aynılaştırmayı arzulamak insanlığın en büyük laneti olsa gerek.

Kendi evimizde, ya da bir başkasının evinde, sevdiğimiz insanlarda, sevdiğimiz şeylerde az ya da çok aniden içi ve anlamı boşalıvermiyor mu?

İçte ve dışta bir boşluk...

Sanki hiçbir şey artık dikkatimizi hak etmiyor.

Sıkıntı bir baş dönmesi olarak yaşanıyor ve bu baş dönmesi yaşam olarak algılanabiliyor ve nasıl oluyorsa her şey hiçliğin damgasını yiyor; yaşamsal bir anlamsızlık ortaya dökülüyor.

Hayrete varmayan hiçbir şey bizi tatmin etmez.

Gerçeği söylemek gerekirse yoğun yaşamıyoruz ama yoğun yaşıyormuşuz gibi yapıyoruz ve sanki bir hedefimi varmış gibiyiz; ya da bir hedefimiz yoksa bize birileri hedef uyduruyor; simülatif bir cehennem.

Oysa KENDİMİZE MARUZ KALMALIYDIK, BAŞKALARINA DEĞİL!

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *