Hüseyin Altay

Hüseyin Altay

Göç mü adı konmamış bir istila mı?

Göç mü adı konmamış bir istila mı?

Ciğerlerimizi yakan, nefesimizi kesen, yüreğimizi kavuran orman yangınlarından önce ülkemizin ana gündem maddesi göçmenler bir başka ifade ile sayıları günden güne artan Suriyeliler ve Afganlar’dı. Yangın nedeniyle bu konu bir süre sümen altı edildi ama çok yakında tekrar gündemin ilk sırasına çıkacak. Zira yurdumuza akın akın göç dalgaları sürüyor.

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, "şehirdeki yabancılar 10 kat daha fazla su faturası ve vergi ödeyecek" demesiyle birlikte ortalık karışmıştı. Suriyeli karşıtları özellikle Millet ittifakı gönüllüleri Özcan’a tam destek verirken, Cumhur İttifakı gönüllüleri ise bu sözlere büyük tepki gösterdi, ardından hukuki hamleler geldi.

Tam da bu noktada MHP Lideri Devlet Bahçeli’den ilginç bir çıkış geldi. Bahçeli, "Suriyeliler bize emanettir ama sonsuza kadar burada kalamazlar" derken bayram için ülkelerine gidebilenlerin de dönmesine gerek olmadığını söyledi.

Afgan göç dalgasına karşı da uyaran Bahçeli, Türkiye'nin demografik istikbalini düşünmesi gerektiğinin altını çizdi. Afganistan'dan olası bir göç dalgasına karşı uyarıda bulunan Dr. Devlet Bahçeli, “Buna karşı tedbirli olmalıyız. Düzensiz göç, adı konmamış bir istiladır, demografik yapımıza kumpastır. Küresel ve bölgesel güçlerin bu düzensiz göçteki parmak izlerini iyi araştırmak gerekmektedir" açıklamasını yaptı.

 Peki nedir Sayın Bahçeli’nin adı konmamış istila olarak gösterdiği düzensiz göç?

Sözlükteki anlamı; bir ülkeye yasadışı giriş yapmak, bir ülkede yasadışı şekilde kalmak veya yasal yollarla girip yasal süresi içerisinde çıkmamak.

Tasavvufi yaklaşımla muhacir (hicret etmiş), toplumsal anlamda ise ucuz iş gücü, yüksek kira getirisi ve çarşı pazarın avareleri!...

Herkes bir yerden tutuyor. Çoğu samimi de değil.

5 kuruş yardım etmez, bir tas su vermez ama “ensar-muhacir kardeşliği” fetvasını verir, evini, dükkanını fahiş fiyatlarla kiralar ama “beleşçi Suriyeliler” kisvesi vurmaktan da imtina etmez. Vergisiz, sigortasız hatta düşük yevmiye ile çalıştırıp “Suriyeliler, Afganlar giderse sanayi biter, hayvancılık çöker!” deyiverir.

Suriyelilerle en ufak bir teması, alışverişi olmayan da “devlet bunlara besliyor, bankamatikte sıra bekliyorlar, hastanede öncelik onların!” diye tepki gösterip “yallah evinize” diye yol gösterir.

Böylesi garip bir girdabın içerisindeyiz.

Öyle ya da böyle ortada günden güne artan bir sorun var; göçmenler.

Sayıları hızla artıyor. Hem doğum yoluyla hem de yeni göç dalgalarıyla birlikte 10 milyonun üstünde bir göçmen varlığından söz edilmekte.

Toplam nüfus içerisinde Suriyeli, Afgan, Somalili vs… derken azımsanmayacak oranlarda yabancı nüfus oluştu.

Şimdi bu noktada siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp Sayın Bahçeli’nin “demografik yapımıza kumpas” olarak işaret ettiği bu sorunun üzerine  gidilmeli.

İktidarı, muhalefeti, STK’ları, kanaat önderleri, meslek örgütleri, hatta Suriyeli ve Afganların temsilcilerinin de katılımıyla geniş çaplı toplantılarla meselenin çözümü için uğraşılmalı. Hatta göçmen bakanlığı bile kurulmalı.

Yarın çok geç olabilir. Onun için bugünden sağlam adımlar atıp bu konu toplumu da ikna ederek çözülmeli.

Peki toplumun iknası nasıl olacak?

Öncelikle şeffaf bir yaklaşım şart.  Kaç Suriyeli var? Kaç Afgan göçmene sahibiz? Bunlar kim, hırlı mı hırsız mı? Biz dibimizdeki Yunanistan’a pasaport ile giremezken bunlar hangi yollarla, nasıl ve niye elini kolunu sallayıp güzel yurdumuza girebiliyor? Göçmenlere vatandaşlık veriliyor mu? Hangi şartlarda vatandaş oluyorlar? Bugüne kadar kaç göçmen vatandaşlık hakkı kazandı?

Toplumun bu soruların cevabını samimi bir şekilde öğrenmeye ihtiyacı var.

 

 

  

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Hüseyin Altay Arşivi