Ömer KULEKAYA

Ömer KULEKAYA

ANTİK ÇAĞ VE DEPREM

ANTİK ÇAĞ VE DEPREM

Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyü sınırları içinde yer alan Assos Antik Kenti'nde, yaklaşık bin 300 yıl önce meydana gelen yıkıcı bir depremin izlerini taşıyan kalıntılar ortaya çıkarıldı.

Aristoteles'in ilk felsefe okulunu kurduğu, antik çağın en önemli liman kentlerinden olan kent, Roma dönemi antik tiyatrosu, agora, nekropol ve surlarıyla her sene yüz binlerce ziyaretçinin uğrak noktası oluyor.

Antik Çağ’da yaşanan depremlerin tarihçesine göz attığımızda 70 km uzaklıktaki bir depremin İzmir’i etkilemesinin şaşırtıcı olmadığını görebiliriz. Antik Çağ tarihi, Ege ve Akdeniz’de açık denizde gerçekleşen depremlerin Türkiye kıyılarını ve iç kentleri geçmişte de etkilediğini bize gösteriyor.

Hepimiz 1999 depremi sonrasında İstanbul’u etkileyecek bir depreme odaklanmış olsak da Samos Adası açıklarında meydana gelen ve İzmir’i etkileyen deprem, Ege Denizi’nde yüzlerce fay hattı olduğunu gündeme getirdi. Uzmanlar, Ege kıyılarını etkileyebilecek fay hatları konusunda daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtiyor. Antik Çağ’da yaşanan depremlerin tarihçesine göz attığımızda ise 70 km uzaklıktaki bir depremin İzmir’i etkilemesinin şaşırtıcı olmadığını görebiliriz.

whatsapp-image-2023-02-15-at-11-36-40.jpeg

Bunca yaşantılarda oluşan bu yıkıcı etkilere rağmen rahat olmamızı sağlayan neden ne? İşte burada 1000 yıllık kadercilik anlayışımız devreye giriyor. Bu kadercilik anlayışı ile razı olma haline bürünüyoruz.

Ülkemizde hangi şehre gidersek gidelim, mutlaka zamanımızı ayırabileceğimiz bir ören yeri ile karşılaşabiliriz. Bu ören yerlerinin yıkık binaları arasında dolaşmak başta ilgimizi çekse de sonrasında her yer taşmış düşüncesi ile meraklı bir gözün saatlerce dolaşarak özümsemeye çalışacağı geziyi bir saati bile bulmayan bir zaman diliminde sonlandırırız. Ancak bilmediğimiz, daha doğrusu aklımıza gelmeyen husus, yıkık taşların o alışılmış görüntüsünün altındaki nedenin, bu coğrafyanın vazgeçilmez doğal oluşumu olan depremle gerçekleştiğidir. Coğrafyamızda şehirlerin yok olmasına, sonrasında yeniden yapılmasına neden olan depremler bugün canımızı yakarcasına yıkılan illerimizde önceden de gerçekleşmiştir.

Farklı uygarlıkların barış içinde yaşadığı Amik – Antakya – Samandağ bölgesi Antik Çağ’dan beri depremleri ile bilinen bir yerleşim alanıdır. Hatta bugün çeşitli haber sitelerinde de yer alan ve M.Ö. 148’de meydana gelen büyük Antakya depreminde şehrin nerdeyse tamamı ortadan kalkmış; imparator IV. Antiokhos Traia devlet bütçesinden, alışılagelmişin dışında ciddi kaynaklar ayırarak şehri yeniden yaşanabilir bir hâle getirmiştir. Bugün yine bir diğer felaket noktası olan Adıyaman ilimizin ilk yerleşim yeri Perre antik kentinin (M.S. 6. ve 7. yüzyıla uzanan zaman diliminde yapılan kazılar sonucu), şiddetli bir depremle yıkıldığı ve sonrasında yeniden inşa edildiği bilinen bir gerçektir.

whatsapp-image-2023-02-15-at-11-36-39.jpeg

Depremler antik çağda tanrıların insanları cezalandırma yöntemlerinden biri olarak kabul edilmiş; hatta tarihin babası olarak nitelenen Herodot, Yunan tanrısı Poseidon’u depremlerin nedeni olarak göstermiştir. Hristiyan inancında kilise tarihçisi olarak adlandırılan Ionnis Malalas, Batı Anadolu kentlerinde MS. 32 yılında Ephesos, Smyrna (İzmir), Magnesia ad Sipylum, Sardeis vb. gibi kentlerde ağır hasara yol açan depremi “Tanrı’nın gazabı” olarak nitelendirmiştir.

Ülkemizin ilk tatil yerlerinden biri olan Bodrum (Halikarnasos), depremlerden sıkça etkilenen ilçelerin başında gelmektedir. Bodrum’da M.S.11’inci ve 15’inci yüzyıllar arasındaki depremlerin kente tümüyle hasar verdiği bilinmektedir. Antik dünyanın 7 harikasından biri sayılan ve M.Ö.50’de mermerden yapılmış olan Halikarnas Mozolesi bu depremlerle yıkılmıştır. Yıkımda dökülen bu değerli ve sağlam taşlar başka yapıların inşasında kullanıldığı için şu an gittiğimizde görülememektedir.

whatsapp-image-2023-02-15-at-11-36-41.jpeg

Bu deprem sonrası imar faaliyeti ile ilgili olarak İmparator Constantinusa Vali Plinus verdiği raporda, “Efendim tiyatro henüz bitmemiş, 10 milyon sesterustan fazla para çarçur edilmiş. Korkarım tüm masraf boşuna yapılmış; çünkü yapı bugünkü hâli ile çökmüş olup üzerinde büyük çatlaklar oluşmuş, bu durum toprağın yumuşak ve nemli olması ya da malzemenin kalitesiz ve dayanıksız olmasından ileri gelmiştir” diyerek günümüzde bile rastladığımız sorunun asıl nedenlerini açıklıkla ortaya koymuştur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Ömer KULEKAYA Arşivi