KONYA HABER
Konya
Açık
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Devlet ve Ekonomi

YAYINLAMA:

Son birkaç yüz yıldır üzerine sıcak savaşların yaşandığı, soğuk savaş döneminde dünyayı diken üstünde tutan ve aslında bir türlü de karar verilemeyen bir sorudur; devletin iktisadi hayattaki yerinin ne olması gerektiği... Her ne varsa devlete ait olması gerektiğini savunan da (sosyalizm-komünizm), devletin varlığını dahi tehdit olarak gören de (anarşizm-libertarianizm)[1] skala içerisindedir.

Geçmişi her ne kadar Amerika’nın keşfine kadar götürülebilecek olsa da, esasen 18. Yüzyılın son çeyreğinde kurumsallaştığı kabul edilen ekonomi bilimi (kapitalizm), yaklaşık bir yüz yıl kadar sonra çok ciddi bir meydan okuma ile karşı karşıya kalmıştır. Marks bir yandan sömürgecilik merkezli kölelik, bir yandan da regülasyona (devlet düzenlemeleri) tabi olmayan çalışma koşulları nedeniyle, sessiz çoğunluğun (proletarya) örgütlenip sermaye kesiminin (burjuva) canına okuyacağı kehanetinde bulunmuştur. Sermaye kesiminin canına pek okunmamıştır ama, düşünceleri insanlığı neredeyse bir yüz yıl esir almıştır. Sembol tarih Sovyetler Birliği dönemi olsa da, pik noktası İkinci Dünya Savaşı sonrasıdır (soğuk savaş).

Devlet ve ekonomi... Öteden beri ilgimi çekmiştir. Çocukken düşünmüşlüğüm olduğunu hatırlıyorum; hangi hizmetleri devlet yapmalı ki acaba diye... Meğer ne çok düşünen varmış... Ama konunun esasen doktora sürecinde dikkatimi celbettiğini söyleyebilirim. Doktora tezim de bağlantılı bir konu[2] ile ilgili olunca, iktisadi düşünce okullarını yakın plana alma ihtiyacı doğdu.[3]Ders süreci içerisinde de bu büyük sorunun verilebilmiş bir cevabı yoktu. Doktora çalışmamı yaparken müracaat ettiğim “Keynezyen İktisat Yıkılırken” adlı kitabının önsözünde Vural Fuat Savaş[4] bu konuda şunları söylemektedir: “...bu satırların yazarı şu anda “makro iktisat” ve “iktisat politikası” okutmakta ve öğrencilerine mevcut makro teorilerden hangisinin daha güvenilir olduğunu söyleyememektedir.”

Geçmişte devletten beklenen temel görev ‘güvenliği’ sağlaması ile sınırlı iken, bahsettiğimiz süreçteki gelişmeler devleti ‘müdahaleye’ zorlamıştır. Bu müdahale bir yanıyla yasal-kurumsal, bir yanıyla ‘fiili’dir. Nitekim devletler hiçbir dönemde kişisel mal varlığına bugünkü kadar müdahale etmemiştir (vergi). Ama yine devlet hiçbir zaman insan hayatını bu kadar kolaylaştırıcı olmamıştır. Eğitimden sağlığa, sokak lambalarından, park bahçelere... insan hayatına dokunan her şeyde devletin, dolayısıyla verginin kolaylaştırıcı rolü unutulmamalıdır.

Bugün devletin insan hayatının bu kadar içerisinde olması genel kabul görmüş ‘sosyal’ devlet ilkesiyle doğrudan ilgilidir. Refah devleti[5] de denir. Öyle ki; sosyal devlet ‘iktidarları’ bile belirlemektedir. Son sıcak örnek EYT idi malum... Dolayısıyla bir yanıyla da istismara açıktır. İktidar olmak isteyenler ya da iktidardan düşmek istemeyenler hak etmeyenlere ‘emeklilik’ vermeyi vaad ederek bu istismarın bir yanını oluştururken, diğer taraf da 40’lı yaşlarda ‘milletin sırtına nasıl yük olurum’un hesabını yapmaktadır. Bu haliyle ‘sürdürülebilir’ değildir maalesef...

‘Her şey kendisinden beklenen anlayış’ (komünizm) bu yüzden tarihin tozlu sayfaları arasındaki yerini almıştır. Kişiler bugünden olduğu gibi geleceklerinden de emin olmak istemekte haklılar belki... Bunun bir sonucu olarak sosyal devlet ilkesi ‘makul’ gözükse de ‘çalışabilir’ durumda olanların sisteme (emeklilik) girmesi şimdi değilse de ileriki bir zamanda ‘her şeyi kendisi yapmaya kalkan anlayış’ın akıbeti ile yüz yüze gelebilir.

Yine kapitalizm içerisinde gelişen bir düşünce (Public choice-kamu tercihi teorisi) kamusal kaynakların siyasetçiler tarafından istismar edilmemesi için mali kaynaklar üzerindeki yetkilerinin sınırlandırılması gerektiği üzerine yoğunlaşmaktadır. Ama üzerinde durulması gereken asıl konu henüz düşünce dünyalarında etkili bir yer edinememiştir; insan modeli... Sonraki yazımızda da bu konuya temas edelim inşaallah...


[1] Liberalizmden farklıdır

[2] Vergi indirimleri politikası

[3] Merak edenler için “İktisadin Tarihine Kısa Bir Bakış ve Merkantilizmden Günümüze İktisadi Düşünceler” adı altında özetini de geçtim. İnternetten ulaşılabilir.

[4] Eski Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş’la karıştırılmamalı.

[5] https://www.researchgate.net/publication/294823584_REFAH_DEVLETI

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *