KONYA HABER
Konya
Açık
33°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Medeniyet Tasavvuru-5

YAYINLAMA:

Bugün artık zirve noktasında olduğumuz medeniyet tasavvurundaki 180 derecelik dönüşüm sürecinin başlangıcı, ‘Lale Devri’ne kadar götürülebilmektedir (1700’lü yılların ilk yarısı). Bu dönemdeki kısa süreli tecrübe, bugün artık toplumun ruhuna nüfuz etmiş olan dönüşümün ilk ve amatör örneğidir. Bu kısa süre içerisinde (12 yıl) saray çevresinde saman alevi misali yükselen ve aynı hızla ve kanlı bir şekilde sönen bir refah ve rahatlama dönemi yaşandı.

Batılılaşma (medenileşme!) böyle bir şey anlaşılan… Toplumsal hafızayı ortadan kaldırıyor zira… Şimdilerde olduğu gibi zevk-ü safa almış başını gitmiştir o dönemde de... Dönemin ünlü şairi Nedim habire şarap güzellemesi yapmaktadır. Yeri gelmişken sapkınlığın-hadsizliğin-cür’etin nerelere vardığını gösteren şiirini de paylaşalım.

"İzn alub cum'a nemâzına deyû mâderden, Bir gün uğrılayalım çerh-i sitem-perverden. Dolaşub iskeleye doğrı nihân yollardan, Gidelim serv-i revânım yürü Sad'âbâde." (Anne(n)den cuma namazına (gideceğiz) diye izin alıp zalim felekten bir gün çalalım. Issız yollardan iskeleye doğru dolaşıp, yürü uzun boylu sevgilim Sadabad'e(eğlence mekânı) gidelim).

Şimdi de öyle değil mi… Medeniyet bağı zayıflamış refah içerisinde kendisini aristokrat zannedenlerin toplumsal hafızası kaybolduğundan medeniyet tasavvurları ‘rakı-heykel’le sınırlı…Bir örnek de bu zihniyetten verelim isterseniz.

Şiir yazıyorum, Şiir yazıp eskiler alıyorum, Eskiler verip musikiler alıyorum, Bir de rakı şişesinde balık olsam…

Tekel rakısı bu be!Tam kırk beş derece…İki tek attın mı, doksan oldun demektir;yani dik açı…Biz akşamları dostlarım, böyle dönüyoruz köşeyi…Akşam olmuş, güneş batmış, içmeyip de ne halt edeceksin (Orhan Veli)

Ancak Türkiye’de medeniyet tasavvurundaki değişim için milat kabul edilebilecek tarih 1839 Tanzimat Fermanıdır. Ben şahsen Tanzimat Fermanın 1838 Balta Limanı anlaşmasından bağımsız olduğu kanaatinde değilim. El atmıştır bir kere… İngiliz’in el attığı yerden hayır gelir mi… Mısır sorununda Osmanlıya yardım etmelerinin karşılığı olarak İngiliz hayranı (ajan olduğu da ileri sürülmektedir) Mustafa Reşit Paşa vasıtasıyla Osmanlıyı bu anlaşmaya zorlamışlardır.

Görünen yan ticari anlaşma ise de, görünmeyen yan bu anlaşmanın sömürgeleşme sürecinin başlangıç belgesi olduğudur. Tanzimat söz konusu durumu İngilizler bakımından taçlandırmıştır. Tanzimat Fermanının mimarı olan Mustafa Reşit Paşanın İngiliz büyükelçisi olduğu, ‘Hariciye Nazırı’ olarak bu ülkede sürekli ikamet ettiği, sadrazamlığa kadar yükseldiği bilgisini dekleyelim. İlginç bir şekilde bu dönemde Osmanlı Dışişleri Bakanlığının merkezi İstanbul’da değil Londra’da idi. Mustafa Reşit Paşa da İstanbul’da değil İngiltere’de ikamet ediyordu. Bu bilgiler çerçevesinde ajanlık durumunu da siz değerlendirin artık… (https://www.youtube.com/watch?v=fqD8NdQrewQ).

‘Sarı öküz’ün verilmesi (Balta Limanı Anlaşmasıyla verilen kapitülasyonlar) kesmedi elbette dönemin birinci sıradaki müstemlekecisi İngiliz’i…Tanzimat’la Osmanlı hukuk sistemine ilk kanca takılmıştı ama 1856 (Islahat Fermanı) bu güçlerin önemli kazanımlar elde ettiği bir başka tarih oldu. Bu ileri (!) adımın Kırım Savaşı’nın ardından olduğunu gözardı etmeyin. Mustafa Reşit Paşa hala etkin… İngilizler, Fransızlarla birlikte Kırım Savaşında Ruslara karşı Osmanlıya yardım edip Rusları barışa zorlamışlardı. Görünüşte kazanılan bir zafer vardı ama, bu savaşın galibinin kim olduğu bir süre sonra belli olacaktı. Nitekim savaş sırasında dönemin sadrazamı Mustafa Reşit Paşanın girişimleriyle ağır borçlanma altına giren Osmanlı, bir süre sonra (1881) ödeyemediği borçlar nedeniyle kurulan Duyun-u Umumiye İdaresi ile yarı sömürge bir hal alıyor, Kıbrıs’ı da fiilen İngilizlere devrediyordu. Bir daha da geri alamadık zaten…

Bu süreçte Batı bir taşla kaç kuş vurmuş bakalım: Bir taraftan Kırım Savaşında Osmanlıyı kullanarak rakibi Rusya'nın ilerleyişini durdurmuş, öbür taraftan bu yardımının karşılığı olarak uzun vadeli planına hizmet edecek olan Islahat Fermanını Osmanlıya kabul ettirmişti. Üçüncüsü ise Osmanlı'yı soktuğu borç sarmalıdır. Kıbrıs’ıda ekmek kadayıfındaki kaymak olarak kabul edin…

Tabi ‘Batı’ medeniyeti adına başka kazanımlar da vardı. Adalet Fermanı (1875), Kanuni Esasi ve Birinci Meşrutiyet (1876), İkinci Meşrutiyet (1909), İttihatçılar ve kapanış… Plan tıkır tıkır işlemişti bir başka deyişle... İşte yakın zamana kadar her bir şeyin ‘kendisinden’ sorulması gerektiği düşünen, 28 Şubat’ta zirve yapan, 15 Temmuz’la memlekete çöreklenerek el koydukları ‘kazanımlarını’ korumaya çalışan azgın azınlık bu ilişkinin gayri meşru çocuğudur. Tıpkı Suriye’de olduğu gibi… Sonu da öyle olacak inşaallah… (devam edecek).

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *