KONYA HABER
Konya
Açık
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Siyaset ≠ Politika

YAYINLAMA:

Siyaset biliminin incelediği konulardan birisi de; siyaset kurumunun bir çatışma mı yoksa uzlaşma mı olduğudur. Dar anlamda siyasetten, yani gündelik ve parti merkezli olanından bahsediyorum elbette... Daha önceki paylaşımlarımda ifade ettiğim üzere ‘siyaset’i politikadan ayrıştırıyorum. Zira bahsettiğim türden siyaset, parti bağlantılı yapılması şartı olmayan son derece geniş bir hizmet alanıdır.

Sözgelimi siyaset (politika değil) kişisel ya da kurumsal çıkar amaçlı yapılmaz. Politikada kamuoyu önünde hiç dillendirilmeyen ama odaklanılan şey ise esasen kaynak paylaşımıdır. Bu haliyle politika bir çatışma, hatta çıkar çatışmasıdır. Uzlaşma varsa da buradaki uzlaşma kaynak paylaşımında uzlaşmanın ötesine gitmez. Adeta sirk alanındaki cambazlar gibi yeteneğiniz ölçüsünde muhatabı oyalamaktır buradaki maharet...

Elbette dar anlamda ‘politika’ da çıkar değil, hizmet odaklı yürütülebilir. Ama çoğu zaman toplumda geniş bir karşılık bulmaz. Nitekim rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyaseti böyle idi. Merkeze ‘barajı’ geçmeyi değil, ‘sırat’ı geçmeyi koyduğundan, karşılığı da bildiğiniz kadar oldu. Ama gök kubbe altında hoş bir sada bırakarak ayrıldı aramızdan... Yoksa MHP gibi köklü bir partinin de, ÖZAL sonrası ANAP’ın da başına geçebilirdi.

‘Politika’da asıl olan iktidar olmaktır özetle... Bu yüzden de iktidara giden yolu açan her şey meşrudur. Sözgelimi belediye başkanı adayı belirlenirken ‘işin ehli’ değil de ‘kazanacak’ olan aday tercih edilir.

Bir başka açıdan bakıldığında da politika ‘sadakat’i gerektirir. Sadakat demişsem de ‘liyakat’in zıddı olarak kullandım. Yoksa sadakat; kime sadık olduğunuza bağlı olmak kaydıyla fevkalade önemli bir müessesedir. Kötü olan siyaset değil, siyasetçi yani politikacıdır çünkü...

Politik duruş etkileşim içerisindeki her bileşeni bozmuştur. Zira ilişki hizmet değil menfaat merkezlidir. ‘Hizmet’ birçok zaman kılıf olmanın ötesine geçmez. Bu yüzden aktörler değişince hizmete değil, menfaate talip olanlar yoldan geçen ilk otobüse binme yarışına girerler. Bürokraside de böyledir, iş dünyasında da... Bir yandan da göz ucuyla zaafiyetlerkollanılır; olur ki bir gün ‘şantaj’ için gerekli olabilir. Sadakatin bir anda ihanete dönüşmesi işten bile değildir. Bu yüzden de ortalık ‘Brütüs’le doludur.

Kurt puslu havayı severmiş ya; bunlar da öyle... Aslında kurttan bir ileri adım olarak havayı da kendileri puslandırır. Siyasetin kendi kontrollerinden çıktığını düşündükleri ve genellikle kamuoyu hassasiyetinin arttığı dönemlerde (mesela seçim sürecinde) siyaseti dizayn etmek için ip cambazına dönerler.

Siyasette ne yaptığınız değil, hangi adımı ne zaman attığınız, hangi sözün nerede söylediğinizdir önemli olan... Bir şey yapmanın da gerekmez. ‘Kaan’ı değil, ülkeyi uçursanız umurunda değildir kitlelerin... Alışık olduğu şeylerin sürekli devam edeceğini düşünür çünkü...

Sadece siyasetçideğil, seçmen de evrime uğramıştır politikanın siyasetin yerini alması ile birlikte...Zira ‘bozulan’ bizatihi insanın kendisidir. Nitekim siyaset, üzerinden hiç geçmeyeceği ‘Çanakkale Köprüsü’ yapıldı diye gurur duymayı ya da belki de hiç görmeyeceği milli muharip için mutluluk göz yaşı dökmeyi gerektirir. İşte kaybedilen ruh bu...

Belki en büyük ‘fitne’ zamanında yaşıyoruz. Böyle zamanlarda temel hedefleri takip ederek biraz iç dünyaya çekilmektir belki de yapılması gereken… Bunun örneği de yok değildir. Mevlanaların, Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşi Velilerin yaşadığı dönem yine böyle karanlık, otoritenin zayıfladığı, Moğol ve Haçlıların istilasının yaşandığı dönemdi. Ve iç dünyasına çekilen bu insanlar ne büyük hizmetler verdiler İslam toplumu yararına...

Mücadele bırakılmış olmamaktadır; şekil değiştirmiştir sadece... Bir savaşta geri çekilmek, hatta kimi zaman ‘yenilgi’ metnini imzalamak yeni bir doğuş için gerekli olabilir. Hatırlar mısınız; Allah RasulüHudeybiye’de neyin altına imza atmıştı. Ama o imza Mekke’nin fethini getirmişti bir süre sonra...

Aslında benzer bir durum yakın dönem Türkiye tarihinde de yaşanmıştır. Siyasi mücadeleden sonuç alamayacağını farkeden ‘ulema’ sonraki nesilleri hazırlamak üzere iç dünyasına çekilmeyi tercih etmiş, ‘tohum atma’ işine öncelik vermişlerdi. ‘Politika’dan ayrışan siyaset işte kimi zaman bu anlama da gelmektedir. Vesselam.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *