Yılmaz TAŞÇI

Yılmaz TAŞÇI

Dijital nesilde ihmal edilmemesi gereken bir konu; Duygusal Okuryazarlık…

Dijital nesilde ihmal edilmemesi gereken bir konu; Duygusal Okuryazarlık…

Ülkemizde 16 Mart 2020 tarihinden itibaren okullarımızda yüz yüze eğitime uzunca bir süre Covıd 19 kaynaklı salgın nedeniyle ara verilerek uzaktan eğitime zorunlu geçiş yapıldı. İlk defa karşılaşılan böyle bir durumda birçok öğrencimizin eğitim adına yaşayacağı kayıplar, "Öğrenme kaybı, beceri kaybı ve üretkenlikle ilgili becerilerin azalması vb. durumlar hakkında çok şeyler yazıldı, konuşuldu.

Birleşmiş Milletler, UNICEF, UNESCO ve Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) gibi uluslararası kuruluşlar salgının başlarında uzaktan sürdürülmeye çalışılan eğitim koşullarındaki sorunlara dair yayınladıkları raporlarla ülkelere çağrılarda bulundu, bulunmaya da devam ediyor. 

Bu süreçte işin pedagojik yönünü önemseyen okullar ve öğretmenlerin “Öğrencilerin dijital dünyada yalnızlaşmaması ve değerlerinden ayrılmaması adına” büyük gayret göstererek öğrencilerini dijitalizasyonun olumsuz etkilerinden, adını belki ilk defa duyduğu dijital çağ hastalıklarından korumak adına farkındalık oluşturacak Sosyal Medya Çalışmaları, Rehberlik faaliyetleri, değerler eğitimine yönelik çalışmalara da imza attıklarını gözlemledik.

Bir eğitimci olarak, tüm zorlu şartlara rağmen, eğitimin amaçlarından biri olan “iyi duyguları, insanın beden ülkesinde iktidara getirmeyi” de ihmal etmeyerek çalışan, öğrencilerini sadece akademik yönden değil, Duygu, Düşünce-Değer-Davranış yönlerinden de yetişmeleri gerektiğine inanarak çalışan tüm öğretmenlerimize büyük teşekkür borçluyuz.

Yapılan açıklamalar ışığında ikinci dönem yüz yüze eğitime bir an evvel geçilmesi veli, öğrenci ve öğretmenleri bir nebze olsun rahatlatacak, sorunların daha da büyümesine engel olacaktır düşüncesi toplumun büyük bir kesimi tarafından taşınmaktadır.

            Teknolojideki hızlı gelişmeler, zorunlu dijitalizasyona maruz kalma durumu insanın kendi iç dünyasına yabancılaşma tehlikesini doğurmuş, kurulan dijital ilişkiler ile de derinliği olmayan, zayıf, duygulardan mahrum bir kitle oluşumuna da kapıları açmıştır. Bu durumdan en çok öğrencilerin etkilendiği/etkileneceği de bilinen bir gerçektir.

            Öğrencilerin bilinçli teknoloji okuryazarı olmaları, insanlık yararını gözetmeleri için duygularını tanıyan, duygu ve düşünce arasındaki incelikleri bilen korku, öfke, kıskançlık, haset gibi duyguları sağlıklı yönetme becerisine sahip fertler olarak yetiştirebilme zorunluğunu tüm eğitimcilerimiz omuzlarında hissetmektedirler.

Uzaktan Eğitim Sürecinde öğrencilerimiz bu becerileri maalesef  yeterince kazanamamışlardır. Bu konuda öğrencilere rol model olacak öğretmenlerimizin Duygusal Okuryazarlık yetkinliklerini geliştirmeleri de çok büyük önem arz etmektedir.

Daniel Goleman, dünyadaki bütün eğitim sistemlerinin akademik bilgiye aşırı önem verdiğini ama bu bilgilerden çok daha öncelikli ve önemli olan, “duygusal okuryazarlığa” ders programlarında hiç yer vermediklerini söyler. 

Duygusal Okuryazarlık kavramı ilk olarak 1973 yılında Steiner tarafından kullanılmıştır. Steiner’ e (2003; akt; Matsumoto, 2012) göre duygusal okuryazarlık kendi gücümüzü ve yaşam kalitemizi geliştirmek için duygularımızı idare etmektir ve çevremizdeki insanların da yaşam kalitesini eşit derecede önemsemektir. Bu ilişkileri geliştirmek insanlar arasındaki sevgiyi artırmak için fırsatlar yaratır, işbirliği halinde çalışmayı sağlar ve toplum olma duygusunu geliştirir (Matsumoto, 2012)

Okulda özellikle yüz yüze eğitimle kazandırılacak bu beceriyle kişiler, duyguların ne olduğunu, ne işe yaradığını ve onları nasıl ifade edeceklerini öğrenebilecek, kendilerini ve başkalarını duygusal düzlemde anlayabilmeyi başarabileceklerdir.

Duyguları tanımak, duyguların sorumluluğunu almak, duygu ve düşünce ayrımını yapabilmek, karar verirken duygulara dikkat edebilmek, başkalarının duygularının da farkında olabilmek, kızgınlığını pozitif enerjiye dönüştürebilmek adına ben yeterli donanıma sahibim diyorsak, kendimizi duygusal okuryazar olarak kabul edebiliriz.

Okullarımızda yüz yüze eğitime başlanmasıyla birlikte öğrencilerimizin; zihinsel-duygusal-davranışsal yetkinliklere sahip olmaları için;

-Kendini tanımak, kendini idare edebilmek, sosyal farkındalık, -ilişkisel beceriler, sorumluluk için karar alma becerisi vb. kazandıracak farklı eğitim uygulamaları geliştirmek zorundayız.

            Okullarda Teşvik edici ve destekleyici öğretmen yaklaşımı, öğrencilerin sevgi ve ait olma ihtiyacının anlaşılması, mizah, samimiyet, moral, anlayış gösterme konularında destekleyici bir okul iklimine her zamankinden fazla ihtiyaç olacaktır.

            Russell’in  sözüyle yazımızı noktalayalım: Sevgi bilgeliktir. Nefret aptallıktır

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yılmaz TAŞÇI Arşivi