KONYA HABER
Konya
Açık
22°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Kendimizi ihmal cinayetine maruz bırakmayalım

YAYINLAMA:

Ömre denk ve onunla aynı kıymette olan bir şey…

Zaman niçin ihtiyaç?

İnancımız gereği; “İbadet, Rızık, Tefekkür için”

Varoluşumuzun, anlam arayışımızın, zamana bakışımızın olmazsa olmazları zihin ve gönül dünyamızda farklılıklar oluştursa da ihtiyaç duyulan nedir?

Zamanı yönetmeyi gerektiren, zihnimizde, gönül dünyamızda hayata bakışımızı şekillendiren kavramlar sayıca çoğaltılsalar da, her biri içinde sermayesi yine zaman.

Hayat serüveninde meşguliyetten önce boş vaktin önemini bilmeden yaşayan insan, kendini ihmal ediyor farkına varmadan…

Başlıyor ardından anlam arayışında, kendini ifade etmek ve gerçekleştirme duygusunda problemler, başarıya, mutluluğa dair sorgulamalar, sosyal hayattan kopuşlar, benlik saygısında azalmalar ve bireysellik girdabı ve daha fazlası.

Sheakspeare: “Kendini ihmal etmek, kendini sevmekten daha büyük bir günahtır” derken neyi anlatmak istiyordu?

Doğan Cüceloğlu: “İnsan kendi özünü ne kadar erken fark ederse, kendisiyle ne kadar erken ilişki kurarsa o kadar yaşıyor demektir.” Bu ifadesiyle bir taraftan sorumuz cevap bulurken, ne güzel söylemiş kendimizi niçin ihmal etmememiz gerektiğini.

Zaman bu akıp gidiyor dur durak bilmeden. Kılıç gibidir zaman. Yönetemediğin an batılın bataklığına kapılırsın her an…

“Bana benden başka zarar veren olmadı” sözü dökülmesin diye dillerden;

Kendimizi bilmekle işe başlamamız öğütleniyor kadim kültürümüzde bizlere.

Bunun içinde kendimize iyi bakmak, tanımak ve bilmek için kendimize zaman ayırmak, kendimizi ihmal etmemek gerekiyor.

Ne diyor Şeyh Galib:

Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

Yani “Kendine dikkatli bak, kendini iyi tanı ve bil ki sen varlığın süzülmüşü, evrenin göz bebeği olan insansın”. Kendini ihmal etme diyor kısaca

Celaleddin Rumi güzel bir örnek sunar:

“Birisi, dervişin birine dedi ki: Burada seni kimse bilmiyor.

Derviş, ‘Yabancıyım, bilmeyebilir. Fakat ben kim olduğunu biliyorum ya. Ya durum tersine olsaydı da ben kim olduğumu bilmeyip kör olsaydım o zaman ne yapardım?”

( Mesnevî, VI, 4331-3)

Kim olduğumuzu bilmenin, başımızla gönlümüzü eş edebilmenin yolu da öncelikle kendimiz için zaman ayırmaktan geçiyor.

Şairin de dile getirdiği gibi; başımızla gönlümüzü eş edemediğimiz dünyada varlığımızı arada kaybedeceğimiz de bir gerçek.

İçinde yaşadığımız çağ bize başkaları için ağlarken bile(!) kendimiz için gözyaşı dökmeyi unutturuyor.

Gelin varlığımızın farkına varalım. Kendimizi ihmal cinayetine maruz bırakmayalım.

Yaşarken ihmal ettiğimiz kalbimizin kendimize mezar, aklımızın çöl olmasını istemiyorsak kendimiz için ağlamakla işe başlayalım.

O zaman belki anlayabiliriz…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *