KONYA HABER
Konya
Açık
33°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
41,1297 %0,34
48,0847 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara

Kuş beyinli olabilmek!

YAYINLAMA:

Yeryüzünü temiz tutabilirsiniz, doğayı da koruyabilirsiniz. Peki toprağın altındaki fay hatlarını temizleyebilir misiniz? İşte o kolay değildir.

Fay hatlarını temizlemek belki imkansızdır, bu doğal olayı durduramazsınız, fakat bunun afet olmasını pekala önleyebilirsiniz.

Bugünlerde bilenin de, bilmeyenin de, konuştuğu bir ortamda, ekranlarda filozoflar söyledikleriyle bazen deprem teorilerini bile çürütüyorlar.

Bu tartışmalar yapılırken, afet bölgesinin yaraları henüz sarılmadan, seçim derdine düştük.

Ben muhalefet partilerinin yerinde olsam, İktidar partisine, “bu afet sizin döneminizde oldu, suçlu varsa oda sizsiniz, size bir yıl daha verelim sizde görevden kaçmayın” demesini beklerim.

Bir de İstanbul depreminin anonslarını başlattık. İstanbul'da herkes zemin etüdü ve oturduğu binaların derdine düştü. Yaşım gereği onlarca deprem gördüm ancak hiç birinden ders çıkarmadığımızı da gördüm. İstanbul'daki büyük depremin üzerinden yıllar geçti.

O gün ölen çocuklar yaşasaydı, bugün hepsi birer aile babası ve anası olacaktı.

Onların ömrünü çalan siyasiler, bürokratlar, müteahhitler, hâlâ yaşıyorlar, yanlışlar da devam ediyor.

Biz ne yapıyoruz? Çocuklarımızı korku ve panikle büyütürken, afet hallerinde nasıl davranacağımızı bile kendilerine öğretemiyoruz.

Üç ay sonra, Antalya, Bodrum, Marmaris, Çeşme kıyıları dolunca, depremin esamesi okunacak mı sanıyorsunuz?

****

Bahçeli, müstakil bir evde oturanlar, ya da doğayı iyi gözleyenler, ağaçlardaki kuş yuvalarını hiç izlediler mi bilmiyorum. Ben izledim.

Kuşları yuva yaparken ve yapıldıktan sonra yuvaları izlemek bize çok önemli dersler verecektir. Şiddetli bir rüzgar esse de ağacın tepesinde bir kuşun yeni yaptığı yuvasında yumurtalarıyla ya da yavrularıyla beraber yattığını şahit olursunuz.

Yuvaları biraz daha dikkatli incelerseniz anne kuşun getirdiği çalı parçalarından yaptığı yuvanın iplerle bağlandığını bile görürsünüz.

Her kuş yuvası mühendislik harikasıdır. Kuşlar bu mimari şaheserleri çamur, yaprak, sarmaşık, tüy ve kağıt gibi maddelerden yararlanarak yaparlar. Kuş yuvalarının özellikleri, kullandıkları malzemelere ve yapıcıların uyguladığı tekniklere bağlıdır. Yuvalar, kullanılacak olan malzemenin elastikiyeti, dayanıklılığı ve sertliği göz önünde bulundurularak yapılır.

Yuva böyle yapılınca, taşı parçalayan evleri yıkan rüzgar ve fırtına, yuvasını namuslu biçimde yapan bir kuşa dişini geçiremez.

Ölümü aşmanın yolu hayata katlanmaktan geçerken, yuvasını özenle kuran o kuşu görüp, Allah'ın kuşa verdiği aklı bize ver, diye dua edelim.

Bundan sonra birbirimizi aşağılarken kullandığımız "kuş beyinli" ifadesini, sizde uygun görürseniz işlerini iyi yapanlar için kullanalım.

Giden ağaçların yerine yenisi gelmez, yıkılan binalara beton gelir, harç gelir, demir gelir. Sonuç; çocuklarımıza ömür boyu borç gelir.

*****

Yıllar önce yapılan bir araştırmaya göre dünyada iklim değişikliklerinin önüne geçebilmek için kişi başına 10 bin fidan dikilmesi gerekiyordu. Şimdi bu rakam 100 bini bulmuştur. Lütfen bunun da farkına varalım.

İstanbul depremini gündeme taşırken, İstanbul da kesilen ağaçların vebalini kim verecek?

Nefes alınacak yer kalmayan bir şehirde, deprem en çok hazırlıksız yakalamayı seviyorsa, bizler ağaçları sevmeyi niye bıraktık?

Ayrıca bir dalganın yükselişine de iyi bakalım; Deniz kendisine ait olmayanı geri verir ama kendisinden alınanı da mutlaka geri alır. Her insanın geçmişteki savurganlığının bedeli olarak geleceğe borcu vardır.

Ama ne yazık ki, insanoğlunun tüketim ruhu sınırsız ve acımasızdır. Borç namustur inkar etmeyelim deriz. Ama doğaya olan borcumuzu hiç ödemeyiz. Borcu ödemeyince de doğa böyle ödetir, alacağını alır bizden.

Bu felaketin altından kalkabilir miyiz? Elbette kalkarız.

Yeter ki birlik beraberliğimizi muhafaza edelim. Yeter ki bardağın boş tarafına bakıp birbirimizi ve devletimizi zayıflatmayalım.

Yeter ki depremden kurtulmuş insanlarımız, ANALARın kefenini satarak kendisine yaptığı yardımı görebilsin.

Yeter ki KUŞBEYİNLİ olabilelim.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *