Yücel KEMANDİ

Yücel KEMANDİ

Neden Akşemseddin’ler çıkaramıyoruz?

Neden Akşemseddin’ler çıkaramıyoruz?

Bu yazıyı sürekli olarak sorulan “Hocam günümüzde neden aşıları ve hastalıkları biz bulamıyoruz. Neden. " Pasteur dan önce mikrobu bulan AKŞEMSEDDİN çıkaramıyoruz” soruları üzerine yazdık.

Dünya ve Türkiye bugün güya eğitim çağını yaşıyor.

Çünkü eğitim veren kurum sayısı, eğitimden istifade eden kişi sayısı, öğretmen sayısı eski dönemlerle kıyaslanamayacak ölçüde büyük.

Aynı şekilde eğitime ayrılan kaynaklar da çok yüksek.

Durum böyle olunca dünyanın her yerinde ve ülkemizde eski dönemlere göre eğitim oldukça iyi noktalarda olması gerekiyor.

Ancak eğitimdeki kalite için aynı değerlendirmeyi yapabilmek çok zor.

Bugün okul sayısı, öğretmen ve öğrenci sayısı, teknolojik donanım gibi göstergelerin dışına çıkıp eğitimde olup bitenleri iyi anlamak ve anlatmak gerekiyor.

Ben de bunun dışına çıktım eğitimde kırk yıllık birikimi yazmaya çalıştım. Yazımın son pandemi dönemindeki uygulamalarla bir ilgisi yoktur.

Avrupa’da birçok okul 600 yıl yaşadı hâla onları hatırlıyoruz. Büyük Selçuklu da, Nizamiye medreseleri hâla hafızalarımızda, Osmanlıda Enderun okulları da aynı şekilde. Demek ki geçmiş  zamanlardaki eğitimin bir ruhu, felsefesi, rengi kısacası bir özelliği olmuş ki bugün de isimlerini anıyoruz.

Bugün ise hızla birbirine benzemekte olan, yani özelliklerini kaybeden okullarla karşı karşıyayız.  Okullar, mağazalar ve lokantalar zincirini andıran ticarethanelere dönüşmektedir. Cumhuriyet tarihimizde daha çok gördüğümüz bu durum, yaklaşık on yıldır hız kazanan bu süreç, ülkemizin her köşesine yayılmıştır. Günümüzde herhangi bir okul, belli özellikleri ile ön plana çıkamamaktadır.

Bu seyir devam ederse eğitim, ruhunu ve özünü kaybedebilir; mekanik bir hal alabilir. Binlerce yıl süren bir seyirde geliştirilen özgün eğitim modelleri ortadan kaybolabilir. Şu anda yaşanmaya başlanan budur zaten.

Bugün maalesef eğitim bilimlerinin birikiminden yoksun, piyasa koşullarının yarattığı yapay bir eğitim sürecini yaşıyoruz.

Eğitim, maalesef kim olduğu belli belirsiz eğitimden hiç anlamayan kişilerin, firmaların ve onların ileri sürdüğü söylemlerin rüzgârlarına kapılmış durumdadır. Özel sektörde bazen ekonomik kaygıyla hazırlanmış uygulamalar, bazen de FETÖ anlayışı, eğitimi tayin eden referans kaynağı olmaya başlamıştır.

Eğitimde abartılı bir şekilde başarı olarak takdim edilen gelişmeleri kuşkuyla karşılamak gerekir.  Çünkü rakamlarla ve oranlarla anlatılan başarı hikâyelerinin çoğu doğru değildir.

Eğitime ayrılan kaynaklarla ilgili değerlendirmelere de bu açıdan dikkat etmek gerekir. 

Özellikle son yıllarda bütçede en büyük payın eğitim için ayrıldığı doğrudur.

Ayrıca hayırsever vatandaşlar da büyük yardımlar yapmaktadır.

Bütün bunların dışında veliler de okulları ayakta tutmak için küçümsenmeyecek miktarlarda eğitime desek vermektedir.

Peki, eğitim için ayrılan bu kaynaklar okullardaki kaliteye yansımakta mıdır acaba?

Ayrılan bu kaynaklara rağmen, okullar velilerin katkısı olmasa belki de çöker.

Bu Türkiye'deki binlerce okul için kaçınılmaz bir gerçektir.

O zaman akla şu soru gelmez mi?

Bu kadar kaynak nereye sarf ediliyor? Ayrılan kaynaklar verimli kullanılabiliyor mu?

Diğer taraftan eğitim için ayrılan bütçe gerçekten sanıldığı kadar büyük mü?

Ayrılan kaynağın yüzde sekseninin personel giderleri için harcandığını bizzat Bakan tarafından açıklanmıştır. Onun için benim cevabım hayır olacaktır.

Zira uzun yıllardır bütçenin yaklaşık yüzde 10'una tekabül eden milli eğitim bakanlığı bütçesinin yüzde sekseni zaten yapmak zorunda olduğu harcama ile yani personel ile ilgili olunca da bu durum fazla yadırgamamak gerekir.

Ayrıca eğitimdeki yatırımlara ayrılan payın da toplam bütçedeki yatırımlar içindeki oranı da son yıllarda düşmüştür.

Nitekim önceki yıllarda toplam yatırımların yüzde 23'ü eğitim yatırımlarına ayrılırken bu oran son yıllarda yüzde 15'te kalmıştır.

Gerçek buyken, görüntü çok farklı sunulmaya çalışılmıştır.

Bu durumdan maalesef eğitimciler de, kamuoyu da farkında değildir. Ya da bu durumu dile getirememektedir.

Bir de son yıllarda hem ilköğretimde hem ortaöğretimde açık öğretim kurumlarına bir kaçış vardır. Uzmanlar bunu da değerlendirmelerine almadırlar.

Eğitimin gerçekleştiği yer okuldur. Okulun durumu eğitimde sağlanan gelişmeler için kriter alınabilecek en temel unsurdur. Okullara bakarak eğitimin durumunu değerlendirmek mümkündür. Bir de bugün açılan okula benzemeyen okulları değerlendirmek gerekmez mi?

Bu şekilde okul eğitim sisteminin belirleyici unsuru olma özelliğini kaybetmiştir artık. Bunun farkında olmak gerekir.

Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı dokümanlarda, eğitimin, her yerde, herkese ve her zaman sunulacağı vaat edildi.

Eğitime okulun dışında bir boyut kazandıracak olan bu nefis düşüncenin hayata geçebilmesi için neler yapıldı acaba?

Hayat boyu eğitim yaygınlaşamadı.

Üniversite sayısı arttı, ancak aynı liseler gibi belli yaş grubuna ait gençlerin devam ettiği kurumlar haline geldi.

Yetişkinlerin arzu ettiklerinde eğitim almalarını sağlayacak ne bir sistem var ne de bir mekanizma.

Okullar camiler gibi belli saatlerden sonra kapılarına kilit vurulan kurum haline geldiler.

Cumhuriyet tarihîmizde eğitim sistemimiz rayından çıkma gibi bir sorun yaşamaktadır.

Müfredatı değiştirdik, çoklu zekâ kuramını uyguluyoruz, öğrenci merkezli eğitime veya buna benzer uygulamalara geçtik gibi son yıllarda havada uçuşan söylemler boşlukta dile getirilen söylemler oldu.

Bu şekilde son dönemlerde proje adı altında çok anlamsız işler yapıldı. Onun için son yıllarda yapılan her iş masaya yatırılmalıdır.

Program değiştirildi. Peki, sonuç ne oldu?

Değiştirilirken ne söylenmişti?

Sonuçta söylenenler gerçekleşti mi? 

Bu tür sorgulamalar yapılmasa bir işe başarmak zorlaşır.

Milli eğitimin en temel sorunlarından birisi bunlardır.

Oysa ne müfredat abartıldığı gibi değiştirilebildi, ne de eğitim için ayrılan kaynaklar arttırıldı ne de öğrenci merkezli eğitime yönelik çalışmalar yapıldı.

Bunlar değişmediği sürede yeni AKŞEMSEDDİN’lerin çıkması tamamen hayaldi ve öyle de oldu.

Aslında eğitimi tarihsel arka planı ile ele almak için tam zamanı.

Milli eğitimde milli düşünen insanlar görev başına gelmeli.

Eğitimdeki kadim milli düşünceler şimdi keşfedilmeli e uygulanmalıdır...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum
Yücel KEMANDİ Arşivi