Bir modern işsizlik: Ev genci
Ev gençleri ile birlikte yaşıyoruz. Toplumun yeni bir sınıfı gibi ev gençleri. Kimine göre iş beğenmiyorlar. Kimilerine göre maaşları az buluyorlar. Hiçbir iş yapmıyorlar. Evde oturuyorlar. Bilgisayarda vakit geçiriyorlar.
İstediği işi bulana dek ev gençliği en güvenli liman.
İlginç değil mi?
Elbette ilginç. Ancak sanki ev gençleri profesyoneller gibi.
Herhangi bir işte çalışacağına istediği işi bulana kadar evde vakit geçiyor. Bir bakıma köle zihniyetini kabul etmiyor.
Eskiye aykırı ev gençliği. Geleneksel değerlere zıt.
Çünkü eskiden pazarda limon bile satardı insanlar. Hoş bugün de var ancak…
Mesele pazarda liman satmak mı? Yoksa işverenin seviyesine inmek mi?
Ya da işverenin kurduğu piyasaya karşı direnmek mi?
“İş bu, para bu!”
Kuralları belirleyen otorite.
“İş bu, maaş da bu!” Çalışırsan.
Çalışmalı mı insanlar.
Özellikle son günlerde üç harfli marketlerde genç üniversiteli çocukların nasıl çalıştırıldıkları paylaşılıyor sosyal medyada.
“Çalışmasınlar!” diyebilir miyiz, bu gençlere. Ev genci mi olsunlar.
Onlar da ev genci olursa ne olacak?
İşverenin kuralları belirlediği yerde ev genci haklı bir derinme biçimi olamaz mı?
Kurallar karşılıklı belirlenemez mi iş hayatında, en azından artık 21. yüzyıldayız?
Ev gençlerin hepsi iki yıllık veya dört yılık üniversite mezunu. Bu insanlara kendileri ve aileleri yatırım yaptı. Ne zorluklarla 2 ve 4 yılı bitirdiklerini bilemiyoruz. Ne kadar para harcadıklarını da bilemiyoruz.
“İş bu, maaş da bu, çalışırsan!” demek doğru mu?
Ev gençliği bir direnme olarak tabana yayıldığında işverenler ne yapardı acaba? Bu soruya eylemsel olarak cevap verilmesini önemsiyorum.