Tek Kurtuluş Sıfır Tolerans
* Ekonominin geldiği noktada tolerans azalması normal sayılsa bile sosyal etkilerden dolayı olmaması bu haftanın konusu. Sarı öküz hikâyesini bilmeyen yoktur. Kalkınmamız gerekiyor, gelişmemiz gerekiyor büyükler büyüdüğümüzü söylüyor. Söylemedikleri ise kalkındık mı, geliştik mi bunu söylemiyorlar. Bazıları için hoşgörü erdemdir. Başkalarına alan tanımak ve inançlarımızı başkalarına dayatmamak örnektir. Hoşgörü, aynı zamanda istismar edilmemize de yol açar. Hayat bir yolculuk ve hepimiz kendi yollarımızdan gidiyoruz. Başka birinin hoşgörü göstermemesi gereken bir şeyi gösterdiğini fark etmek kolay olsa da, neye hoşgörü gösterdiğimizi ve ne zaman durmamız gerektiğini görmek çok zordur. Toleransla ilgili hep beraber aynı davranmalıyız. Gelişmişlik böyle bir şeydir. 2026’nın tamamı ve 2027’nin 2 çeyrek zamanı çok yorucu geçecek. Toplam 6 çeyrek için bu kısa notları yazdım.
* Toksikler üzerimizde duygusal, fiziksel veya zihinsel etkiler bırakabilir. Bizi sürekli aşağılayan biri, aşırı tüketmek gibi kötü bir alışkanlık veya stresli bir çalışma ortamı sayılır. Toksikler hayatımızda hangi formu alırsa alsın, kesin olan bir şey var, kontrol altına alınmadığı takdirde, kimliğinizin tüm yönlerini yavaş yavaş yok eder. Onlara asla müsamaha göstermemek gerekir.
* Yalancılık, sahtekârlık, ikiyüzlülük, toplumun en yıkıcı güçleridir ve hiçbir şekilde hoş görülmemelidir. Bu, güvenin kırılması veya ihlal edilmesi anlamına gelen bir ihanet biçimidir. Yalancılık, sahtekârlık ve ikiyüzlülüğe tahammül edersek, başkaları tarafından aldatılmaya izin vermiş oluruz. Birinin sözlerini tutmamasına, eylemlerinin sonuçlarına katlanmadan izin vermiş oluruz. Yalan söyleyen insanlar, genellikle böyle olmasa da, beyaz yalanlar söylediklerini veya gerçeği çarpıttıklarını düşündükleri için bunu yapmakta haklı olduklarını düşünürler. Bu küçük yalanlar ilk başta zararsız görünse de, zamanla büyük sonuçlar doğurur.
* Karşı çıkanlar, tek istedikleri başarısız olmamızdır. Bizi sadece yavaşlatırlar. Hayallerin ve hedeflerin peşinden gitmek zaten yeterince zor. Bu yüzden, sırlarımızı paylaşacağımız veya hedeflerimizi paylaşacağımız kişileri akıllıca seçmeliyiz. Çabalarımızı, sürekli şüphe duyan, eleştiren ve başkalarını aşağılayan kişilerle paylaşmamalıyız. Hayatımıza olumsuzluk getireceklerdir. Birisi yaptıklarımızı desteklemiyorsa, işler yolunda gittiğinde de muhtemelen mutlu olmazlar.
* İkiyüzlülük, birinin kendi davranışlarının uymadığı ahlaki standartlara veya inançlara sahip olduğunu iddia etmesidir. Bir kişinin kendi yaptığı bir şey için başkasını eleştirmesi gibi, çifte standart olarak da tanımlanır. Değerlerimizin özüne dokunan bir özelliktir ve hoş görülmemelidir. Dürüst değildir ve kişinin kendi standartlarını hiç umursamadığını gösterir.
* Bahaneler genellikle bir sebep olarak düşünülür, ancak aynı şey değildir. Sebepler olan bir şeyin hesabını verir; mazeretler ise neden kabul edilmesi gerektiğini haklı çıkarır. Bahaneleri oldukları gibi kabul etmek önemlidir; bu, sorumluluk almaktan kaçınmanın bir yoludur. Bahane üretenler, kendi kötü seçimlerinin aslında o kadar da kötü olmadığını kendilerine söylemeye çalışırlar. İnsanlar kendi yalanlarına inanmaya başladığında, işler hızla kötüye gider.
* Zaman kaybedenler, zamanımıza saygı duymayan kişidir. Planları aksatır, gününüzün büyük bir kısmını dramlarıyla alır veya sürekli bir şeyler yapmamızı isterler ve asla karşılık vermezler. Zaman kaybeden biriyle uğraştığımız her saniye, başka bir şeyle uğraşamayacağınız bir saniyedir. Hayatımıza ne zaman, zaman kaybedenin gireceğini asla bilemeyiz, ancak böyle insanlara katlanmak zorunda değiliz. Sınırlar koyup ve planımıza sadık olmalıyız.
* Kendimizden bahsettiğimizde, ağzımızdan çıkan kelimelerin muazzam bir etkisi vardır. Kelimeler genellikle inançlara dönüşür ve bu da eylemlerinizin faktörlerini belirler. İşte bu yüzden iç konuşmamız bizi şekillendirir, tutumumuzu ve tepkilerimizi etkiler. Kendimizi sürekli olumsuz bir dille azarlarsak, beynimiz bu mesajları, gerçek olmasalar bile, gerçekmiş gibi kabul etmeye başlar. Bu da düşük öz saygı duygularına, dolayısıyla kaygıya ve hatta depresyona yol açabilir. Kendimizle ilgili kelimelerimizi akıllıca seçmeliyiz ve mükemmel olmamak sorun değildir. Kimse mükemmel değildir.
* Can Sıkıntısı kendinizi sıkılmış hissediyorsanız, büyük ihtimalle daha derin bir sorun vardır. Can sıkıntısı genellikle durgunluğun ve gelişim eksikliğinin bir işaretidir; hayatta asla hoş görülmemesi gereken 2 şeydir. Mesele şu ki, hayat hareketsizlik ve konfor alanınızda kalmak için çok kısa. Bir rutinden çıkmanın veya olumsuz alışkanlıklardan kurtulmanın tek yolu, kendinize yeni deneyimler ve maceralarla meydan okumaktır. Bu sadece kişisel gelişiminiz için değil, aynı zamanda başkalarıyla olan ilişkilerinizin sağlığı için de önemlidir.
* Olumsuzluk ve imgeler her yerde. Bunları internette görüyoruz, televizyonda izliyoruz, hatta şarkılarda duyuyoruz. Olumsuzluğa kapılmak kolaydır. Buna tahammül etmemeliyiz.
* Dürüstlük olmadan yaşamak, kim olduğumuza ve savunduklarımıza sadık kalmayan bir hayat yaşamak demektir. Üzerimize tam oturmayan kıyafetler giymek gibidir, rahat hissettirmez. Enerjimizi tüketir, suçluluk ve utanç duygularını besler ve öz saygımızı zayıflatır. Dürüstlük, her gün yaptığımız bir seçimdir. İster bir sözü yerine getirmek, ister adaletsizliğe karşı durmak olsun, dürüstlük hayatın her alanında kendini gösterir. Başkalarının bizi nasıl görmelerini istediğimizden veya kim olmamızı istediklerinden ziyade, bireyler olarak kim olduğumuzu yansıtan seçimler yapmakla ilgilidir.
* Dedikodu sosyal çevrede dolaşan dedikodu ve söylentilere kapılmak kolaydır, ancak buna asla müsamaha göstermemeliyiz. Dedikodu yapmak kaba, incitici bir davranıştır ve doğru değildir. Dedikodu yapan kişiler genellikle etraflarındaki insanları aşağılayarak kendilerini daha iyi göstermeye çalışırlar.
* Nankörlükten kaçış yok, minnettarlık insanların genellikle uygulamaktan kaçınır. Bazıları, minnettarlık eksikliğinin o kadar yaygınlaştığını, bunu norm olarak beklediğimizi savunuyor. Birisi karşılığında hiçbir şey beklemeden iyilik yaptığında şaşırırız. Dahası, insanlar yalnızca başkalarının nankör olmasını beklemekle kalmaz, bazen bu davranışı kendi içlerinde de hoş görürler. Nankörlük çirkin bir bencillik biçimidir, minnettarlığın tam tersidir ve kendimizden veya başkalarından asla hoş görmememiz gereken bir şeydir.
* Eğlencesiz yaşamak gelişimimizi yavaşlatır. Hayatımız sadece işten ibaretse ve hiç eğlence yoksa dengesiz yaşıyoruz demektir. İyi yaşamak, sadece bedenen değil, ruhen de dolu dolu yaşamaktır ve buna eğlenmek de dâhildir.
*Sonuç olarak, ölümü gösterenlere inat sıtmaya bile razı olmayacağım. Ülke olarak yaşatılanlara ses çıkaracağım. 2025 nasıl geçtiyse 2026 dahasıyla devam edecek. Üniversitede okuyan gençlerden fikrini açıkça söylerim diyenlerin oranı %0,2 yani bin kişiden sadece 2 kişi konuşabiliyor. Enflasyon sebep yaşananlar sonuç bence. Arjantin’de bir yıl önce %200 olan enflasyon %31’e, Merkez Bankası faiz oranı da %29’a geriledi. Enflasyon bu kadar nasıl sert bir şekilde düştü. Sıkı bir maliye politikası uygulandı. Kamu harcamaları hızla düşürüldü. Bakanlıkların sayısı azaltıldı. Kamuda tasarrufa gidildi. Gereksiz kamu personeli işten çıkarıldı. İşe yaramayan teşvik ödemeleri kaldırıldı. Toplumun enflasyon beklentisi kırıldı ve enflasyon hızlı bir düşüş eğilimine girdi. Gözüken köye kılavuz gerekmez. Gözüken durumu kim düzeltecek tabii ki kamu.