KONYA HABER
Konya
Parçalı az bulutlu
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,0401 %0
50,3079 %-0.02
10.076,72 % 0,06
Ara

Nüfusumuz yaşlanıyorken, biz ne konuşuyoruz?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Geçtiğimiz ay, yalnızca kısa bir süreliğine doğum oranlarımızın ne kadar dramatik biçimde düştüğünü konuştuk. Ülkemizin geleceğini doğrudan ilgilendiren böylesine hayati bir mesele, her zamanki gibi yoğun gündem karmaşasının içinde kaybolup gitti.

Peki kaybolup giden sadece bir haber başlığı mıydı, yoksa geleceğimiz mi?

Bugün Türkiye’nin nüfusu hâlâ artıyor gibi görünse de doğum oranlarımız tarihimizin en düşük seviyelerinde. 2024’te 1,8’e, 2025’te ise yaklaşık 1,34’e kadar gerileyen doğurganlık oranı, toplumun kendini yenileyebilmesi için gereken 2,1 seviyesinin çok uzağında. Bu rakamlar, neslimizin devamının ne kadar ciddi bir tehlike altında olduğunu açıkça gösteriyor. Peki doğum oranlarımız neden bu kadar düştü ve asıl önemlisi, ne yapmalıyız?

1990‘lı yıllarda nüfusumuzun büyük bir bölümü kırsal alanlarda yaşıyordu. Tarım ve hayvancılıkla geçinen aile yapısında çocuk, yalnızca bir birey değil aynı zamanda üretimin doğal bir parçasıydı. İlk yıllardaki bakım sürecinin ardından çocuklar ev işlerine, tarıma ve hayvancılığa katkı sağlıyor; büyük kardeşler küçüklerin bakımında aktif rol alıyordu. Özel okul, ayrı oda, tablet ya da pahalı eğitim masrafları gibi beklentiler yoktu. Aynı odada uyuyan, aynı sofrada karnını doyuran kalabalık aileler hayatın olağan bir parçasıydı. 

Bugün ise çocuk sahibi olmak, neredeyse tamamen bir ekonomik risk olarak görülüyor. Öel okul masrafları, eğitim giderleri, teknolojik ihtiyaçlar ve üniversite mezuniyetine kadar – hatta çoğu zaman mezuniyetten sonra bile -aile ekonomisine hiçbir katkı sunmayan uzun bir süreç… Çocuk, artık birçok ebeveyn için ‘’geleceğe yatırım‘’ olmaktan çıkıp ağır bir mali yük haline gelmiş durumda. Hele ki mevcut ekonomik koşullar düşünüldüğünde, bu algı daha da güçleniyor. 

Peki dünyada durum farklı mı?

Fransa ve Almanya gibi ülkelerde doğumla birlikte binlerce euroluk destekler sağlanıyor; Çocuk başına aylık yaklaşık 300 euro yardım yapılıyor ve ikinci, üçüncü çocuklarda bu miktar artıyor. Güney Kore’de faizsiz krediler, konut destekleri, ücretsiz kreşler ve 480 güne varan ücretli ebeveyn izinleri uygulanıyor. Güney Kore’de faizsiz krediler, konut destekleri, ücretsiz kreşler ve 480 güne varan ücretli ebeveyn izinleri uygulanıyor. Macaristan’da ise üç çocuklu ailelere doğrudan 30.000 euro ‘ya varan hibeler veriliyor.

ABD ise bu sorunu farklı bir yöntemle çözüyor: Genç ve çalışma çağındaki göçmenleri ülkesine kabul ederek, onların doğumundan gençlik yıllarına kadar hiçbir yatırım yapmadan, en verimli yaşlarında iş gücüne dahil ediyor. Buna karşın Türkiye’de sunulan destekler, çoğu zaman bir çocuğun temel ihtiyaçlarını bile karşılamaktan uzak kalıyor. Sonuç olarak insanlar çocuk yapmaktan bilinçli biçimde geri duruyor. Ancak asıl soru şu: Bu politikalar gerçekten işe yarıyor mu?

Örneğin Güney Kore… 2023’te 0,72 olan doğurganlık oranı, tüm bu agresif teşviklere rağmen 2025’te yalnızca 0,75’e  çıkabildi. Uzun bir aradan sonra ilk kez artış yaşanmış olsa da bu rakam hâlâ son derece düşük.  Nüfusun kendini yenileyebilmesi için gereken 2,1 seviyesinde ne kadar uzak olduğu ortada. Bu gidişat devam ederse Güney Kore, yakın gelecekte ciddi bir demografik çöküşle karşı karşıya kalabilir. Aslında Türkiye’nin bugün yaşadığı süreci, Avrupa ve diğer gelişmiş ülkeler çok daha önce yaşadı. Ve görünen o ki sorunun temelinde yalnızca ekonomi yok. Asıl belirleyici unsur bireyselleşme. Avrupa ve gelişmiş ülkeler doğum oranlarıyla mücadele ederken, ekonomik olarak oldukça zor durumda olan Nijerya’da doğurganlık oranı 2018’de 5,2 seviyelerine ulaştı ve nüfus hızla artmaya devam ediyor. Bu tablo bize şunu gösteriyor: doğum oranlarını belirleyen temek faktör, maddi durumdan ziyade çağımız insanının yaşam tercihi. Modern birey, çocuk yetiştirmenin sorumluluklarını ve fedakarlıklarını üstlenmek istemiyor; bunun yerine kendi hayatına, hobilerine ve kişisel konforuna odaklanmayı tercih ediyor. Nüfusun azalması, yalnızca demografik bir veri değil; bir ülkenin askeri gücünü, caydırıcılığını ve güvenliğini doğrudan belirleyen stratejik bir meseledir.  Genç nüfus azaldıkça askerî insan kaynağı daralır, yedek kuvvet oluşturmak zorlaşır ve kriz anlarında hızlı hareket kabiliyeti zayıflar. Bu durum ülkeleri pahalı savunma teknolojilerine bağımlı kılarken, askerî gücü insan unsurundan koparır.  Oysa tarih göstermiştir ki, teknolojisi ne kadar gelişmiş olursa olsun nüfusu yaşlanan toplumlar zamanla caydırıcılığını kaybeder ve jeopolitik pazarlarda geri plana itilir. 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *