Hakiki Özgürlük
Beşeri sistemlerde özgürlük pek önemsenen, anayasalarda ‘hak’ ile birlikte koruma altına alınan kişisel bir hareket alanıdır. Kabaca, insanın imkânları ölçüsünde refahını yükseltecek şekilde hareket serbestisini ifade eder. Söz gelimi ekonomik özgürlük böyledir. Kapitalizmde kişi mal varlığı üzerinde her türlü tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir çünkü... İslam bu durumu kamusal zararları nedeniyle ekstrem (ifrat-tefrit) bir durum olarak kabul eder. Kapitalizmdeki tüketim kültürü küresel çapta çevre kirliliği-küresel ısınma ve ozon tabakasında incelme, dolayısıyla zararlı (ultraviyole) ışınların dünyaya ulaşması ve ‘kanser’ anlamına gelmektedir mesela...
İslam, bünyesindeki müesseselerle bu özgürlüğü baştan disipline etmektedir. Zira kapitalizmde ekonomik özgürlük kamusal nedenlerle sınırlansa da içsel bir sınırlama yoktur. Buna karşın ‘insanın hak ve özgürlükleri İslâm’a göre, yalnız diğerinin sınırında değil, aynı zamanda Allah’ın ve Peygamber’in koyduğu yasak sınırında biter.’ (tırnak içi alıntıdır). İslam’da irade o kadar da özgür değildir yani... Kısıtlama ise 'iç disiplin’ içerisindeki alanla ilgilidir.
İçinizden geldiği gibi yaşamak özgürlük değil, başıboşluktur, sorumsuzluktur. ‘İçinden geldiğin gibi yaşama’ diye Ramazanda oruç emredilmiş mesela… Siz farkında olmasanız bile oruç bedeninize de ruhumuza da faydalıdır. Veya sahibi olduğu zannettiğin malvarlığının sahibi olmadığını anlaman için zekât da öyledir. Daha fazlası da var; ‘Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki; ‘ihtiyaçtan arta kalanı...’(2/219). Ve elbette hayatın sana ait olmadığını düşünmen için ölümü... Şablondaki özgürlüğe hiç uymadı değil mi… Yanlış yerde duruyorsun çünkü…
Kapitalist-seküler-beşerî sistemlerin hareket noktaları; sınırsız istek, sınırsız ihtiyaç, sınırsız ihtiras, sınırsız zenginlik, sınırsız biriktirme, sınırsız özgürlük… sınırsız, sınırsız, sınırsız… Ama Allah’ın dini insan davranışına çeşitli içsel ve dışsal sınırlamalar getiriyor. Sözgelimi sınırsız özgürlük ‘aile mefhumunu’ zayıflatmaktadır. Zira içsel bir motivasyon olan annelik ‘tanımlanan’ ve sadece somuta indirgenen özgürlükle çelişmektedir. Bu haliyle kişinin özgürlük alanını kısıtlar elbette... Ama makasıd-ı İslam (İslam hukukunun genel gayesi) nesil emniyetini gerektirir.
Özgürlüğün tanımlanan şablona uymayan başka yanları da vardır. Az yemek özgürlüktür mesela... Kim bilir belki de güçlü olmak için çok değil az yemek gerekir. Ve yine kim bilir Ramazan’da her şeyin tadını daha fazla hissetmemizin hikmeti de budur. Demek ki oruç da özgürlükmüş... Az yiyerek kendinize-iradenizle sınır koymuş oluyorsunuz çünkü... Böylece nasıl davranacağınıza dış etkenler değil, kendiniz karar vermiş olursunuz.
Bir devlet yapısında bile 'kamu yararı' diye bir şey varken, Allah insanı bu kadar 'başıboş' bırakmış olamaz. Dahası böylesine bir hayat felsefesi şirktir. Zira kendince Allah'ı hayatına ortak etmiyorsun. Oysa ‘din gününün’ sahibine hesap vermeden hakiki özgürlük hiçbir zaman mümkün olmayacak… İşte ‘kul’ olmak bu yüzden gerçek özgürlük…
İnsan sadece özgür değil, aynı zamanda sorumludur. Bir başka deyişle ‘kendinizi ne kadar sorumlu hissediyorsanız o kadar değerlisiniz’ demektir. 'İnsan'a dair güzel bir sözle bitirelim: "Yerdeki çöp bir bilgidir, çöpü oradan almaksa bilgelik..."