Türk Dizilerinin Buhranı: Ekrandan Toplumsal Çürümeye
Televizyonun hayatımıza girmesiyle hızla büyüyen dizi sektörü, bugün yalnızca bir eğlence aracı değil; aynı zamanda toplumu şekillendiren güçlü bir propaganda mekanizmasına dönüşmüş durumda. Ancak bu güç, giderek daha fazla tartışmayı da beraberinde getiriyor.
Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte tiyatro kültürü ekrana taşındı, diziler kısa sürede toplumun en etkili kitle iletişim araçlarından biri haline geldi. Özel kanalların çoğalması, dizi üretimini artırdı; insanlar ekran başında tutuldu, beklentiler karşılandı, sektör büyüdü. Türkiye’de olduğu kadar dünyada da diziler küresel sistemin önemli yapı taşlarından biri oldu.
Ancak bu yaygınlık, beraberinde farklı bir gerçeği doğurdu: Diziler yalnızca hikâye anlatmıyor; aynı zamanda siyasi, toplumsal ve kültürel mesajlar taşıyor. Subliminal yönlendirmelerle kitleleri etkilemek, algı oluşturmak ve hatta toplumsal yönelimleri değiştirmek mümkün hale geliyor. Kimi yapımlar devlet politikaları çerçevesinde şekillenirken, kimileri dış finansörlerin beklentilerine göre mesaj üretmekte. Böylece diziler, toplumun doğru ya da yanlış yönlendirilmesinde güçlü bir araç haline dönüşüyor.
Zamanla oyuncular da bu sistemin bir parçası haline geldi. Bir dönem duruşuyla öne çıkan isimlerin yerini, projeden projeye yalnızca kazanç odaklı geçiş yapan figürler aldı. Sanatın toplumsal sorumluluğu geri plana itilirken, reyting ve ticari kaygılar belirleyici unsur oldu.
Bugün Türk dizilerine baktığımızda mafya ilişkileri, silah ticareti, uyuşturucu, cinayet, tecavüz ve aile içi çarpık ilişkiler gibi olumsuz örneklerin sıradanlaştırıldığı görülüyor. Üstelik bu içerikler yalnızca özel kanallarda değil, devlet kanalında dahi normalleştirilmiş biçimde sunulabiliyor. Bazı duyarlı gazetecilerin itirazlarına rağmen, toplumda etkili olan çevrelerin sessizliği dikkat çekiyor.
Ne yazık ki dizilerde işlenen sahnelerin bir benzerinin günlük hayatta karşılık bulması, toplumsal çürümeye işaret ediyor. Yabancı izleyicilerin bile Türk dizileri konusunda önlem almaya başlaması özellikle Rusya’da gündem olan tartışmalar– meselenin uluslararası boyuta ulaştığını gösteriyor.
Üstelik sorun yalnızca güncel dizilerle sınırlı değil. Tarihi yapımlarda gerçeklikten uzak, reyting kaygısıyla kurgulanmış anlatılar tarih bilincini zedeliyor. Tarihçilerin eleştirilerine rağmen bu yanlışlıkların düzeltilmemesi, dizilerin propaganda aracına dönüşmesine neden oluyor.
Son dönemde yabancı oyuncu transferleri de dikkat çekiyor. Milli kimlik ve kültürel kodlarla bağ kurmayan karakterlerin özellikle öne çıkarılması, bilinçli bir yönlendirme izlenimi oluşturuyor. Diğer yandan bazı kanalların yabancı dizileri yoğun biçimde yayınlaması, toplumun ahlaki ve kültürel değerleri üzerinde yeni bir baskı alanı oluşmasına neden oluyor.
Sorunlar saymakla bitmiyor. Ancak belki de en düşündürücü olan, televizyon yayınlarını denetlemekle görevli kurumların toplum adına yeterli refleksi göstermemesi. Bu durum, toplumun kültürel anlamda sahipsiz bırakıldığı hissini güçlendiriyor.
Artık bireysel ve toplumsal farkındalık geliştirmek zorundayız. Daha bilinçli, nitelikli ve kültürel değerleri gözeten yapımların çoğalması umuduyla…