KONYA HABER
Konya
Parçalı bulutlu
-2°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2957 %0.03
50,6829 %-0.17
11.026,58 % 1,90
Ara

Akran zorbalığı yerine akran nezaketi

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Nazik olmak haklı olmaktan vazgeçmek değildir…

 

Geçtiğimiz günlerde okul/ kurumlarımızda rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri kapsamında yürütülen eğitim ve farkındalık çalışmalarında, "akran zorbalığı" yerine "akran nezaketi" ifadesine yer verilmesinin uygun olacağı yönünde yapılan değerlendirmelerin ardından ilgili yazı okullara duyuruldu.

Öğrenci açısından farklı bilişsel ve sosyal öğrenme ortamların başında okullar yer alır. Süreç içerisinde yaşanan birçok sorunla karşılaşmakta doğaldır. 

Çatışma, öğrencilerin birbirleriyle olan ilişkilerinde ve iletişimlerinde görülebilecek sorunların başında gelir. 

Akran öğrencilerin fiziksel veya sözel etkileşimleri sırasında bazen bir yada iki tarafın psikolojik ya da fiziksel zarar gördüğü durumlarda oluşabilmektedir. “Akran zorbalığı” olarak tanımlanan bu durumu son zamanlarda sıkça duymaktayız. Özellikle sosyal medyaya düşen görüntüler toplumda kaygı ve korkuyu da beraberinde getirmektedir. 

Sorunu ifade ederken kullanılan “zorbalık” sözcüğüyle bu istenmeyen durum, dilde ve zihinlerde tekrara dayanan olumsuz bir öğrenmeye dönüşme tehlikesini de beraberinde getirmiş olacak ki bakanlık bu konuda bir karar aldı.

Bu durum sorunu ifade etmemek ya da görmezlikten gelmek olarak görülmemeli, 

akran zorbalığı sorununun çözümüne yönelik bir arayış “ahlaki yaşam” için akran nezaketi ifadesinin öne çıkarılması ve zihinlerde sağlıklı çağrışımlar oluşturma gayreti olarak anlaşılmalıdır.

       Muhabbet, şefkat ve merhamet, insanların gönül dünyalarında yurt bulacaksa kadim kültürümüze ve kaynaklarımıza bakmak gerekir.

 

“Gözünü aç da Allâh’ın kelâmına baştanbaşa bir bak! Âyet âyet bütün Kur’an, edep taliminden ibarettir!”  Mevlana Celaleddin Rumi

 

“(Çocuk büyüyünce dedik ki:) ‘Ey Yahya, Kitab’a sımsıkı sarıl!’ Ve ona daha çocukken hikmet (doğru karar verme yeteneği) vermiştik. Ona katımızdan hanâne / nezâket, kalp yumuşaklığı ve zekât (arınmışlık, günahlardan uzak durma gayreti) verdik. Ve o, takvalı biriydi. Anasına ve babasına çok iyi davranırdı; cebbâr/zorba ve âsî/isyankâr ve dik kafalı değildi. Doğduğu gün, öldüğü gün ve yeniden diriltileceği gün ona selam olsun!” 

(Meryem, 19/12-15) 

 

Ayette yer alan “Hanâne” kelimesinin nezaket ve incelik olarak tarif edildiği anlaşılmaktadır. Akran nezaketinden söz edilecekse bu kavramı doğru okumak ve anlamak gerekiyor. Kibirden uzak duran, öfke kontrolünü sağlıklı şekilde yapan, zorbalık yapmayan, ailesinde, yakın çevresinde, okulda ve dijital çevresiyle olan ilişkilerinde kültürde ve inançta nezaketle davranmayı ilke dinen bir genç “Hanâne” vasfına sahip olacaktır.

            Kur’an ahlakıyla ahlaklanmayan bir toplumda nezaketten söz etmek hayalden öteye geçmeyecektir.

Kalp kırmayı Kâbe yıkmakla kıyaslayan bir ecdadımız var. Edepsizlik, nezaketsizlik ve gurur geçmişimizde bir Avrupalı hastalığı olarak görülürdü. Maalesef günümüzde bu hastalığın derin yaralarını kendi toplumumuzda da hissetmenin üzüntüsünü hep birlikte yaşıyoruz.

Ünlü yazarlardan Edmondo de Amicis’in: 

“Tetkîk ve tesbîtlerime göre İstanbul’un Türk halkı, Avrupa’nın en nâzik ve en kibar topluluğudur.” diyerek yaptığı tespitlerin tarihin sayfaları arasında kalmasını millet olarak istemeyiz.

Nezaket, sadece bir davranış biçimi değil, aynı zamanda güzel bir geleceği hep birlikte inşa etmeninde sırlı anahtarıdır.

Geçmişimizde bir çocukta görülen edepsizliğin adresi onu yetiştiren ailede ve fertlerinde aranırdı. Aileye iletilen bir şikâyette büyükler buna duyarsız kalmaz, toplumun bu konudaki kınamalarına da sessiz kalmaz çözüm arama telaşına girerlerdi.

Aşağıdaki hikâyeyi çoğumuz gençlik yıllarında dinlemişizdir:

            İstanbul’un Vefa semtine adını veren “Ebul Vefa” (öl. 1490) lâkabıyla meşhur Mustafa bin Ahmed Muslihuddîn Hazretlerinin oldukça yaramaz bir oğlu varmış. O kadar yaramazmış ki, görenler “Fesübhanallah” dermiş, “Böyle edepli bir insandan böyle edepsiz bir çocuk nasıl olmuş?”

Çocuğun en büyük zevki, mahalleye gelen sakaların (su satanlar) kırbalarına (deriden yapılmış su kabı) gizlice iğne batırıp delmekmiş.

Sakalar o kadar bîzar olmuşlar ki, sonunda Ebul Vefa’ya gidip oğlunu şikâyet etmişler. Çok utanan Ebul Vefa, eve koşmuş, durumu karısına anlatmış, 

-“Biz bu çocuğu yetiştirirken büyük bir hata ettik, ama ne?” diye sormuş.

-Kadın düşünmüş, taşınmış ve hamileliği sırasında yaptığı bir “hata”yı anlatmış:

“Oğlana hamileyken, kız kardeşim çarşı sepetini bana bırakmıştı. Sebzeler arasında bir limon gördüm. Hamileliğimden dolayı aşeriyordum. Canım o kadar limon suyu çekti ki, kız kardeşimin dönüşünü bekleyemedim. İğneyle limon kabuğunu delip bir iki damla aldım. Kardeşim dönene kadar da unuttum, helâllık alamadım. Çocuğumuzun kırbalara iğne batırması bundan dolayı olabilir mi?”

-“Bundan dolayıdır” demiş Ebul Vefa, “hemen kardeşinden helâllık alalım.”

Gidip helâlleşmişler. Ancak ondan sonra çocuk, kırbaları delme alışkanlığından vazgeçmiş.

Bu hikâye gerçek mi değil mi bilinmez ancak verdiği mesaj önemlidir bizim için. 

Kadim kültürümüzde din sadece emirler ve yasaklar zincirinden ibaret görülmez ve yaşam tarzı olarakta kabul edilir. Bunu tasdik adına Celaleddin Rumi ne güzel söylemiş:

 

“Aklım kalbime sordu:

–Din nedir?

Kalbim de aklımın kulağına eğildi ve fısıldayarak:

–Din, edepten ibârettir!» dedi.”

 

İbn Arabi: “bir ağacın altında oturdun ise o ağaçla arkadaş oldun demektir, arkadaşlık hakkı gereği ağacı sulaman gerekir” der.

 

"şefkat", "merhamet", "sevgi dolu" gibi anlamlara gelen Hanane ismiyle özdeş Nezâket” ve “zarafeti davranışlarının temel vasfı kılmış gençlik hepimizin ortak idea, iddia ve idealleri arasındadır. 

Gençlerimizi bu topraklara ruh üfleyenlerin felsefesiyle buluşturmak, doğru rol model olmak, empati becerisi, akran grup etkinlikleri, farkındalık oluşturacak her türlü eğitimler ve uygulamalarla buluşturmalıyız.  Onlara aynı vardan var olduğumuzu, birbirimizi hor görmemeyi telkin edelim. 

Neslimiz ve genç kuşaklar adına hep birlikte üzerimize düşen vazifenin ve sorumluluklarımızın farkında olalım.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *