Huzur Evi
* Bir adamın 3 oğlu varmış. Vasiyet olarak mezarıma her biriniz 5000’er TL para bırakın demiş. Adam ölmüş. Doktor olan büyük oğlu yer kaplamasın diye hepsi 200 TL’lerden 5000 TL’yi mezara bırakmış, mühendis olan babamın bir bildiği vardır diye 10 TL, 20 TL, 50 TL, 100 TL ve 200 TL olarak 5000 TL bırakmış, siyasetçi olan ise diğer kardeşlerinin bıraktığı 10.000 TL’yi almış yerine 15.000 TL’lik bir senet bırakmış. Paraya bakış açılarımız, olaylara yaklaşımlarımız her zaman farklıdır. Huzur evine bakışımız hep aynıdır. Kendi ailemizden birileri olmasa bile saygı duyduğumuz, sevdiğimiz, ziyaret etmemiz gereken geçmişimizdir orada kalanlar.
* Resmi huzurevi sayısı 168'e ulaştı. Hizmet alan yaşlı sayısı da 13.030'a ulaştı. Kamu ve özel sektör dâhil olmak üzere 29.682 yaşlıya bakım hizmeti veriliyor. TÜİK kamu verilerine dayanan rapor, yaşlı yoksulluğunun bireysel değil, yapısal sorunlardan kaynaklandığını ortaya koyuyor. Türkiye'de 65 yaş üstü nüfus 11.112.000 kişiye ulaştı. Bu da her 100 insandan 11’i yaşlı demek oluyor. Özel huzurevlerinde zamlı tarife dönemi başladı. Fiyatlara %35 zam yapıldı, aylık bakım ücretleri 20.250 liradan başlayıp 106.000 liraya geldi. Ekstra sağlık giderleri ve %10 KDV hariç olan bu rakamlar sonrası özel sektör temsilcileri destek çağrısında bulundu. Türkiye'nin yaşlı nüfusu son 5 yılda %21,4 arttı. Sosyal güvenlik sisteminde 4 çalışana 1 emekli düşmesi gerekirken, Türkiye'de bu oran 1,6 çalışana 1 emekli seviyesine kadar geriledi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre, 2030'da 33.000, 2050 yılında ise tam 71.000 yaşlının huzurevi sırası bekleyeceği öngörülüyor.
Türkiye'nin hızla yaşlanan nüfus yapısı, aile modellerindeki değişim ve azalan doğurganlık oranlarıyla birleşerek ciddi bir toplumsal krize kapı araladı. Her 5 kişiden 1’i yaşlı olacak. TÜİK verileri, Türkiye'nin artık resmen yaşlı ülkeler ligine girdiğini kanıtlıyor. Yapılan nüfus planı, 2060 yılında bu oranın %22,6'ya yükseleceğini ve yarım yüzyıldan kısa bir sürede her beş kişiden birinin yaşlı olacağını gösteriyor. Devlet, 2026 yılı başı itibarıyla 517.000 kişiye aylık 11.702 liralık evde bakım desteği sağlıyor. Birçok aile için hayati önem taşıyan bu destek, bakım sürecinin gerektirdiği 24 saatlik fiziksel ve duygusal emeği karşılamakta yetersiz kalıyor. Uzmanlar, çekirdek aile yapısının yaygınlaşması ve yalnız yaşayan yaşlı sayısındaki artış nedeniyle bakım krizinin ekonomik boyutunu aşıp psikolojik bir yıpranmaya dönüştüğünü vurguluyor. Yaşlanan nüfus sadece sosyal hizmetleri değil, sağlık sistemini de doğrudan etkiliyor. Polikliniklere başvuran her 3 kişiden 1’i artık yaşlılardan oluşuyor. Bu durumun hem kamu bütçesi hem de aile ekonomisi üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.
* Türkiye’nin sağlık istatistikleri bu kadar hasta olmamıza imkân var mı dedirtti. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, kişi başına hekime müracaat sayısı 11,4 olmuş. Yani bir kişi yılda 11,4 kere hekime gitmiş ki bu da, hemen hemen ayda bir kere hekime başvurulduğu anlamına geliyor daha bir yıl önce, hekime müracaat sayısı 855 milyondu. Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı son verilere göre hekime müracaat sayısı 973 milyon 520 bin olmuş. Yuvarlarsak 1 milyar diyebiliriz. Nüfusumuz 85 milyon. Türkiye, hekime müracaat sayısında Güney Kore, Avusturya, Japonya’dan sonra 3. sırada geliyor. Avrupa Birliği’nde kişi başına hekime müracaat sayısı 6. 100.000 Kişiye 239 Hekim Düşüyor. Sağlık sistemimizin kısa özeti böyle. Sağlık harcamalarının ikiye katlanacağını, hekime başvurunun ise 1 milyar 200 milyonları geçeceğini tahmin etmek zor değil. Nüfus belli, hastane sayısı belli, hekim sayısı belli ama hem doktora başvuru hem de sağlık harcaması artıyor. Mesela, doktora başvuruda dünyada 3.yüz ama 100 bin kişiye düşen hekim sayısında en sondayız.
* Sonuç olarak; Erdoğan, “2026-2035 dönemini Aile ve Nüfus 10 Yılı ilan ediyoruz. Bu 10 yıl içerisinde iş hayatından eğitime, kültürden şehir planlamasına, teknolojiden sosyal politikalara kadar aileyi merkeze alan güçlü adımlar atacağız” dedi. Temel sorun, özellikle modern devlet ile birlikte yönetenlerle yönetilenlerin sahip oldukları güç konusunda makasın siyaset lehine açılmasıdır. Teknoloji, siyasi otoriteyi yönetilen kitle karşısında çok güçlü hale getirdi. Devlet vergi alır, askere gönderir; hizmetinde savaşa hazır yüzbinlerce asker barındırır. Gelişmiş toplumlar hukuk, kuvvetler ayrılığı, seçim ve sivil toplum gibi kurumlar aracılığı ile toplumun hizmetine sunulur. Az gelişmiş toplumlarda ise hem iktisadi kaynakların yetersizliği hem ideolojik kamplaşmalar hem çözülememiş mezhepsel veya etnik meseleler ve bütün bunlardan dolayı yerleşememiş hukuk, devletin kurumlarının işleyişini siyasi otoriteler şahsında sorunlu hale getiriyor.