Nihilist Penguen'den en büyük ders: Kendi hikayeni yaz!
Asırlardır insanoğlu aydınlanma yaşarken, bu süreçte sürekli metaforik güzellemelerle kendi yaşantısal ve toplumsal sosyolojik gerçeklerine ışık tutarak yön vermeye çalışmıştır. Mevlana’nın Mesnevi'si buna örnek gösterilebilir. Anlatılmak istenen tema, hikâyeler içinde gizlenmiş, insanlara bir öğreti tarzında sunulmuştur.
Gelelim penguenin hikayesine. Bu, 2007'de çekilen bir belgesel. Topluca hareket eden penguenler içinde sadece bir tanesi farklı bir yol izleyerek yetmiş kilometrelik bir yol kat ediyor. Bu penguen ne koloniye dönüyor ne de buzun kenarındaki beslenme alanına dönüyor. Nihilist penguen yaftalaması yapılıyor. Nihilist demek, daha doğrusu nihilizm demek, bir hiçlik demektir. TDK'ya göre nihilist kişi, ahlak, erdem ve toplumsal değerleri reddeden kişi demektir. Burada penguenin topluluk davranışına aykırı bir kişilik olarak baş kaldırarak farklı ve aykırı bir tarz sergilediğine dem vurulmak istenmiş.

Gelelim penguen açısından bu işin biyolojik gerçekliğine; burada görülen Adelie Pengueni, 1962 yılında yayınlanan bir makalede de, yine 1958 yılında bilinen kıyıdan 300 kilometre uzakta da Adelie Penguenlerinin izine rastlanıyor. Demek ki kıyıdan uzaklaşması o kadar da nadir olan bir şey değil. Penguenler, sabit hareket örüntüleri, yani içgüdüsel davranışlar sergilerler ve bunlar başladığı zaman kolay kolay durdurulamaz. Bu bir sebep olabilir. İkincisi, beyinsel birtakım parazitler de bu tür davranışların sergilenmesine neden olabilir; sadece bu penguenlere has bir özellik değil, diğer hayvanlar da bu şekilde davranışlar sergileyebilirler. Biz insanlar algısal davranışlar sergileriz, yani plan yapıp hareket etme gibi, tabii bu hayvanlarda da algısal davranışlar olabilir.
Hadi bu penguenin hikayesinden metaforik çıkarımlar yapalım: Nietzsche'nin dediği gibi, "Büyük ve imkânsız olanı denerken, ölmekten daha iyi bir yaşam amacı bilmiyorum" Bu sözden ne anladığınızı bilmiyorum ama burada kastedilen, insana hayal etmesi, hayallerinin peşinden koşması ve sınırları zorlamasıdır. Bu, penguenin hikayemizle de bire bir örtüşmekte. Başarı hikayeleri, önce hayal etmekle ve hayallerinin peşinden koşmakla başlar. Bu, seni hayatta yalnız kalma deneyimiyle yüklese bile bunu yap ve bu uğurda kendi hikayeni yaz anlamına da gelebilir.

Diğer bir metaforik yaklaşımda, kendi çağımızın ruh halini betimlemesidir. Penguen, doğası gereği sürü hayvanıdır. Bunu soğukla baş etmek ve var olmak için yapar. Yalnız kalan bu penguen ise doğaya aykırı bir figürdür, tıpkı bugün kalabalıklar içerisinde yalnızlaşan insan gibi. Zaten malumunuz, dijital çağda yaşıyoruz ve sosyal medya çağında sürekli bağlantı halindeyiz. Herkes birbirini görüyor ama kimse kimseye değmiyor, karşılıklı sohbet yok ve eskiden kalmış değerlerimizin yaşatılması yok; gitgide insan yalnızlaşıyor. Belki de bu penguenin sessiz yürüyüşü, bizim ekranlar arasında yaptığımız o bilinmeyen gezintinin bir yansımasıdır.
Felsefi açıdan bakarsak, penguen, Heidegger’in "fırlatılmışlık" kavramını çağrıştırıyor. Nereden geldiğini tam bilmediği bir dünyada, nereye gideceğini tam kestiremeden yürüyen bir varlık. Penguenin yalnızlığı bir tercih mi? Yoksa koşulların bir dayatması mı? Aynı soru bugün insan için de geçerli: Yalnız mıyız, yoksa yalnızlaştırıldık mı? Ya da yaşadığımız şu çağda, yalnızlık bir eksiklik mi? Yoksa bazen sürüden ayrılmak birey olmanın bir bedeli mi? Penguenin davranışı biraz acıklı ve biraz da onurlu görünüyor. Yardım beklemiyor, açıklama yapmıyor, sadece yürüyor.
Sizin bu penguenin onurlu yürüyüşünden çıkarımlarınız neler olabilir? Acaba siz kendi kendinize hiç düşündünüz mü? Hoşça kalın.