En Aptal Çağı mı Yaşıyoruz?
İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde bu kadar imkâna sahip olup bu kadar savrulmamıştı.
Tarih boyunca toplumsal bozulmalar hep var oldu. Devletler, toplumlar ve medeniyetler zaman zaman yanlış yollara saptı; kimi kendi iç dinamikleriyle toparlandı, kimi radikal dönüşümlerle yolunu yeniden çizdi. Bazıları ise ilahi adaletin ya da başka toplumların müdahalesinin bedelini ağır şekilde ödedi. Ancak bütün bu süreçlerde insanın bir onuru, bir fıtratı ve ona yön veren temel değerleri vardı.
Bugün ise 21. yüzyılın ortasında, teknoloji ve imkân bolluğuna rağmen insanlığımızdan uzaklaşıyoruz. Adalet duygusu toplumun temel direği olmaktan çıkmış görünüyor. Hukuk, güçlüye karşı yumuşak; mazluma ve iyi olana karşı ise keskin bir kılıç haline gelmiş durumda.
Onlarca suç kaydı bulunan birinin sokakta rahatça dolaşabildiği, hatta en ağır suçları işleyebildiği bir düzen normalleşiyor. Suç işleyenlerin, ceza alsalar bile kısa sürede yeniden özgür kalacağına inanması, adalet sistemine duyulan güvenin sarsıldığının açık göstergesidir.
Sonuç ortada: Sokaklar güvensiz, insanlar tedirgin, evler bile artık tam anlamıyla güvenli hissettirmiyor. Toplumun iyi niyetli bireyleri adaletten umudunu kesip yalnızca hayatta kalma mücadelesine yöneliyor.
Oysa devletin en temel görevi, toplumun güvenliğini ve adaletini sağlamaktır. Eğer burada ciddi bir eksiklik oluşmuşsa, sorun yalnızca bireysel değil; toplumsal ve yapısal bir krize dönüşmüş demektir.
Belki de asıl soru şudur: Bu çağ gerçekten “en aptal çağ” mı, yoksa adalet duygusunu kaybettiğimiz en tehlikeli çağ mı?
Belki de sorun yalnızca adalet mekanizmasında değil; toplumsal vicdanın zayıflamasında yatıyor. Çünkü hukuk sistemleri, onları ayakta tutan ahlaki bilinçle güçlenir. Eğer toplum kötülüğü kanıksar, adaletsizliği sıradan görür ve yalnızca kendi güvenli alanına çekilirse, hiçbir yasa gerçek anlamda güven sağlayamaz.
Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yalnızca daha sert cezalar değil; daha güçlü bir vicdan, daha diri bir toplumsal sorumluluk duygusudur. Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil; sokakta, evde, okulda ve günlük hayatta başlar. Bir toplum, kötülüğe karşı sessiz kaldığı anda çürümeye başlar.
Bu yüzden mesele yalnızca “devlet nerede?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Biz, adaletin kaybolmasına ne kadar sessiz kaldık?
Eğer yeniden güvenli sokaklar, huzurlu şehirler ve onurlu bir toplum istiyorsak; hukuku güçlendirmek kadar vicdanı da ayağa kaldırmak zorundayız. Aksi halde teknoloji çağında yaşasak bile, insanlık olarak ilkel bir karanlığa geri dönmüş oluruz.