CÜCE AKIL
Bazı insanlar her şeyi planladığını zanneder. Her ihtimali hesapladığını, her hamleyi gördüğünü, her oyunu kurduğunu… Kendi kendine hayran, kendi zekasına aşık, kendi kurgusuna mahkumdur. Oysa fark etmediği bir şey vardır. Zeka, sadece akıl yürütmek değildir; akıl, konumla birleşmediği sürece cücedir. Perspektifi olmayan akıl, ne kadar hızlı çalışırsa çalışsın, sadece dar bir odanın içinde koşan hamster gibidir. Çok hareket eder ama hiçbir yere varmaz.
Cüce akıl, en tehlikeli cehalet türüdür. Çünkü bilmediğini bilmez. Kurnaz olduğunu sanır, aslında sadece açıkgözlük yapıyordur. Strateji kurduğunu zanneder, aslında günü kurtaran manevralar yapıyordur. Zamanı okuduğunu düşünür, halbuki sadece bugünün gürültüsüne kulak kesilmiştir. Büyük resmi göremeyen akıl, detayda boğulur. Ve detayda boğulan, kendini derin zanneder.
Tarihin en büyük yanılgısı şudur: “Plan yapan kazanır.” Hayır. Her plan kazandırmaz. Asıl kazandıran şey, kimin planının kimin planını da içerdiğidir. Satrançta hamle yapmak marifet değildir; rakibin, senin hamleni de hesaba katarak kurduğu oyunu fark edebilmek marifettir. Çünkü üst akıl, senin hamleni bir sürpriz olarak değil, kendi senaryosunun bir sahnesi olarak görür.
Kurnaz insanın trajedisi tam burada başlar. Kendi küçük oyununu, büyük oyunun merkezinde zanneder. Oysa çoğu zaman sadece figürdür; sahnede konuşan ama senaryoyu yazmayan bir oyuncu. Rolünü abarttıkça, aslında ne kadar sınırlı bir alanda hareket ettiğini ifşa eder. Kendi planına inanan, başkasının planında yaşadığını fark edemez.
Devlet aklı denen şey tam da budur: Tek tek bireylerin zekasının toplamı değildir. Zamanın, coğrafyanın, tarihin, psikolojinin ve güç dengelerinin üst üste bindirilmiş halidir. Devlet aklı, bugünü değil, bugünün on yıl sonraki sonuçlarını düşünür. Kişiyi değil, sistemi okur. Hamleyi değil, oyunun neden kurulduğunu sorgular. O yüzden gerçek strateji hiçbir zaman gürültülü değildir. Sessizdir. Sabırlıdır. Görünmezdir. Ve çoğu zaman fark edildiğinde artık çok geçtir.
Cüce akıl ise acelecidir. Hemen kazanmak ister. Hemen görünmek ister. Hemen alkış ister. Çünkü derinlik zaman ister, sabır ister, bedel ister. Cüce akıl bedel ödemek istemez; kurnazlıkla sıçramak ister. Oysa tarihte kalıcı olan hiçbir yapı, sıçrayarak kurulmamıştır. Hepsi uzun vadeli bir aklın, görünmeyen fedakarlıkların ve çoğu zaman kimsenin fark etmediği hamlelerin ürünüdür.
“Keser döner, sap döner” sözü halk bilgeliğidir ama stratejik bir hakikati anlatır: Güç, kendini zeki zannedenin değil, zamanı doğru okuyanındır. Bugün kazandığını zanneden, yarın neden kaybettiğini anlayamaz. Çünkü kendi zaferini, başkasının uzun vadeli planının bir parçası olarak yaşadığını fark etmemiştir.
Asıl fark şuradadır. Cüce akıl olayları yönetmeye çalışır, üst akıl süreçleri inşa eder. Cüce akıl kişileri manipüle eder, üst akıl zihniyet üretir. Cüce akıl taktik üretir, üst akıl kader belirler. Cüce akıl oyunu kazanmak ister, üst akıl oyunun kurallarını yazar.
Ve en ironik olanı şudur: Üst akıl hiçbir zaman “üst akılım” demez. Bunu diyen zaten cüce akıldır. Gerçek güç kendini teşhir etmez, kendini gizler. Çünkü görünmek isteyen güç zayıftır; görünmeden yöneten güç ise tarihin ta kendisidir.
Bugün etrafımızda gördüğümüz pek çok “zeki”, aslında sadece gürültülüdür. Çok konuşur, çok hamle yapar, çok plan anlatır. Ama hiçbirinin hikâyesi uzun soluklu değildir. Çünkü derinlik, kendini anlatmakla değil, kendini zamanın içinde ispat etmekle ölçülür.
Ezcümle;
Her akıl zeki olabilir ama her zeki akıl stratejik değildir.
Her stratejik akıl güçlü olabilir ama her güçlü akıl üst akıl değildir.
Üst akıl ise asla sahnede görünmez; sadece sahnenin nerede kurulacağını belirler.
Cüce akıl sahnede parlar.
Üst akıl perdeyi kurar.
Biri alkış toplar.
Diğeri tarihi yazar.