Köle ve Kölelik
Bir bütün olarak kaldırılmamış olmasının amilleri araştırılmalı tabii ki de… Hayat felsefenizi referans kaynaklar şekillendirirse; anlamanız da güç olmaz. Diyelim anlamadınız; teslim olursunuz. Ben şahsen kendimi sorgulayacak donanımda da görmüyorum. Konu benim için teslimiyet konusudur. Efendimizin kölesi olduğuna göre de sorun yoktur. Örnek o olduğuna göre kölenin hakları da yükümlülükleri de orada bellidir değil mi...
Sorun bilinçaltındaki etkileşimlerle ilgili... Dine başkalarının penceresinden bakarak anlamak isterseniz sadece köleliği değil birçok şeyi reddetmemiz gerekir. Çünkü beş duyu ile izah edilemeyen sayısı belirsiz ahkâm bulursunuz. Merkeze ‘Nakil’ değil de akıl konunca bütün sorunlar da önünüze düşer. Nitekim, İblis, aklına yatmayan şeyi kabul etmedi ve lanetlendi. Hz. İsmail de aklına yatmayan şeyi kabul etti ve makbul kul oldu. İtikat İslam dışı düşünce akımlarıyla etkileşime girmeden, doğrudan İslam’a (Kur'an sünnet ve içtihatlara) olduğunda hiç bir sorun yaşanmaz oysa...
Batıdaki kölelik süreci esas alınırsa cevap da bulunamaz elbette... İsmi aynı diye Efendimizin kölesinin batıdaki köleleştirme ile bir ilgisi olabilir mi hiç... Ayrıca insan Allah’ın kölesidir. 'Abd' kelimesi kul yanında köle anlamına da gelir çünkü... Oda mı yanlış şimdi… Buradaki 'kul-köle' tabirini de öylesine kullanılmış değil... Gerçek anlamda kul-köle... Eğilirsiniz belki ama, sadece Allah için… İblis (a.l.) olmak da, İsmail (a.s.) olmak da sizin tercihinize bağlı bir başka deyişle… Zira Allah'ın hükmü (nakil) bir tarafta dururken akl-ı evvelinizle kime ibadet ettiğinizi düşünüyorsunuz…
Bir de İslam köleliği kaldırmamış da batı mı kaldırmış... Afrikalının bugünkü köleliği kimin eseri... Öyle kâğıt üzerinde insanlar eşit demekle olmuyor. İslam’daki kölelik de filmlerden kafamızda canlandırdığımız türden değildir. Bildiğim şu: İslam köleliği sürekli yumuşatmış, azad edilmesi sürekli tavsiye edilmiş, hatta bazen ceza olarak köle azadı zorunlu kılınmıştır.
Köleliğin tamamen kaldırılmamış olması bir eksiklik değil tabii ki de... Son din olan İslam’ın varlığı kıyamete kadar devam edeceğinden insanlığın sonraki dönemlerdeki ihtiyaçlarına da cevap vermesi gerekir. Öyle anlaşılıyor ki; insanlığın bir süre daha bu müesseseye ihtiyaç duyacağı, dolayısıyla da doğrudan ve derhal kaldırmak yerine teşvik mekanizması vasıtasıyla ve zaman içerisinde tedricen kaldırılması istenmiş (kişisel yorum). Öyle de olmuştur zaten… Kafa karışıklığının nedeni konuya batı eksenli kavramlarla bakmaktadır.
Bence konu günümüzün konusu da değil. Yani ekstrem düşünmeyen hiç kimse kölelik-cariyelik olsun demez. DAEŞ gibi ifrat noktasındaki düşünceler de İslam’ı temsil etmez. Sünnet değil, farz değil, vacip değil. Hatta belki de sünnet olan kuvvetli tavsiye nedeniyle kaldırılmasına yardımcı olmaktır.
Öte yandan kölelik müessesesine Batıdaki gibi bakmak gibi bir yanılgımız var. Bugün işçi ile patron, ABD ile Venezüella, Fransa ile Fildişi Cumhuriyeti kâğıt üzerinde eşit... Oysa birçok Afrika ülkesi Fransa’nın sömürgesi… Kölesi yani… Ya da kâğıt üzerinde eşit olan işçi ile patron gerçekten de eşit midir… Yoksa işçi aç kalmamak üzere köle midir... Asgari ücrete razı ve mahkûm edilen milyonların, karın tokluğuna çalıştırılan kölelerden gerçekte sadece statü farkı vardır. Zira o da tarihtekinde olduğu gibi karın tokluğuna (asgari ücret) çalışır.
Bugün kölelik bedensel olmaktan ziyade bir ruh halidir. Bazı insanlar vardır; uzun süre hapis yattığında normal hayata alışamaz ve yeniden hapse dönmeyi arzular; kendi gönlüyle... İkna edilmekle inanmış olanla görünüşte birbirine benzer ama biri köle bir diğeri özgürdür.
Bir hikâye vardır bilirsiniz; yıllar boyu Afrika'dan koparılıp çalıştırılmak üzere Amerika'ya götürülüp köleleştirilen zencileri bu durumdan kurtarmak isteyen ve bir kısmını da özgürleştiren sonradan sizi bu süreçte en fazla yoran şey neydi diye sorulduğunda bakın ne cevap vermiş ( https://www.youtube.com/shorts/EzruLo01TwE ).
Klasik kölelik müessesesinin günümüzde de örnekleri var. ( https://www.instagram.com/reels/DTqYJyoDCGc/ ). Hatta bunların kimisi devlet düzeyinde… Suud, Birleşik Arap Emirlikleri, hatta Katar gibi ülkeler bunun örnekleri... ‘Trilyon' dolarlık anlaşmalar gerçekten de anlaşma mı sizce yoksa haraç mı… Bunun Türkiye'deki deşifre olmuş örneği FETÖ... Bir de ‘zihni’ ele geçirilmiş ‘besleme’ temsilciler var; memlekette her ne varsa bir zamanlar kendilerinden sorulan... Mamaları tartışma konusu olunca şimdilerde (umutsuzca) direniyor bu ikna edilmiş güruh... Bakalım nereye kadar direnecekler.
Kanaatimce mevzuya buradan, yani köleleşmiş zihinlerin tamirinden başlamak gerek ama; maalesef ilk itiraz 'içeriden' yani arkadaşından, ailenden, yakın durduğun sosyolojiden, aynı dili konuştuklarından, aynı dinden olduğunu söyleyenlerden, hatta kimi zaman insanın kendi iç dünyasından geliyor... Sebep de hakikatte çok farklı değil; ikna edilmiş olmak... Aramızda dolaşmaya, dünyayı kasıp kavurmaya, korku salmaya devam ediyor bir başka deyişle… İşte bu yüzden durumun farkında olanlar bu kadar baskı altında...