KONYA HABER
Konya
Parçalı bulutlu
6°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,3609 %0.05
51,5666 %0.09
10.648,58 % 2,14
Ara

İnsan Hakları

YAYINLAMA:

Günümüzdeki insan hakları standardı tüm insanları milliyet, cinsiyet, etnik köken, renk, din, dil veya herhangi bir başka statüye bakılmaksızın ‘onur ve özgürlük’ bakımından eşit kabul eder. Belirli bir kültüre, siyasi yapıya ya da dine atıfta bulunulmamış olmasının insan haklarına ‘evrensel’ statü verdiği kabul edilir. Bir insan hakkı ihlali olan apartheid yasal olarak uygulandığı en son rejim Güney Afrika’da 1990’larda sonlandırıldı malum… (Not: günümüzde kimi Afrika ülkelerinde bu statü sosyal olarak hala devam etmektedir). 

Her kültürün kendi normları vardır ve bu normlar toplumsal düzeni sağlar. Evrensellik bu toplumlar için bir yandan yabancıdır, bir yandan da toplumun düzenini sağlayan örf, adet, ahlak gibi kavramları zayıflatır. ‘İnsan hakları’ iddiası buna saygı duyduğunu ileri sürüyorsa da geçmiş yüzyıldaki gelişmeler ‘yerel’ olanın horlandığı bir netice doğurmuştur.

‘İnsan hakları’ ‘Modern Batı’nın üzerinde durduğu en temel kavram ve iddialarından birisidir. Bu yüzden ilişkisi bozulan kimi ülkeleri insan haklarını ihlalle suçlar. Batı’da adeta her şey insan için dizayn edilmiştir. İnsan beden ve ruh olarak ‘dokunulmaz’dır; istediği gibi düşünür (düşünce özgürlüğü). Bu yüzden kişi dinlerin sınırlamaları ile bağlı değildir. Bu düşünce, geniş toplum kesimlerinin dinle bağlantısını koparmış (ateizm), dinsel sınırlamaları bir bütün olarak kaldırmıştır (Yüz yıl kadar önce Batıda mayo ile denize girilmesi cezai yaptırıma tabi idi mesela). Anlaşıldığı kadarıyla dinsizlik de teşhircilik de bugünkü batı standartları bağlamında insan hakkı!... Bu yüzden ne kadar rahatsız olsak da kimseye söz söyleyemiyoruz maalesef... 

Evrensel haklar tanımı Batılı olmayan uluslara karşı adil olmayan bir Batı paradigmasını yansıtmaktadır. Batı'nın sömürgecilik geçmişinin, onları dünyanın geri kalanı için sorunlu bir ahlaki temsilci haline getirmektedir. Zira değerler görecelidir; dolayısıyla bir kültürden doğan ‘standart’ insan haklarının tüm insanlığa uygulanabilirliği en azından tartışmaya açık olmalıdır. ‘Batı menşe’li olan söz konusu bu standartların, bu kadar kesin bir şekilde çerçevelenmesi dikkat çekicidir. Zira bu standartları koyanlar zaman içerisinde söz konusu standartları temel bir hak olarak görmeye başlamışlardır (bu paragraf alıntıdır).

Şöyle bir yanılsama içerisindeyiz; Sanki merkezde batı değerleri var ve bu değerlerle uyuşmayan her şey sapma... Bir toplum hangi düzeyde batı değerleriyle barışıksa, bir o kadar muteber ve meşru... Bizim batı değeri olarak nitelendirdiğimiz bu değerlerin batının değil de insanlığın değeriymiş gibi anlatılmış olması ve kabul görmesi de sorunun bir başka yanını oluşturmaktadır.

Birazcık mürekkep yalamış birisinin insan hakları başta olmak üzere batı tandanslı kurumlarla ilişkisi duygusaldır. Duygusal dedimse bu batı değerlerinin seküler olması ile ilgilidir. Doğru tanımlama ‘kutsaldır!’ şeklinde olması gerekir. Zira seküler felsefe dinsel bağı kabul etmez. Ahlaka da etik der mesela… 

Batı kendi içerisinde öyle-böyle tutarlıdır. Ancak durum ‘eklemlenenler’ bakımından bir hayli farklıdır. Zira onlar kral değil ‘kralcı’dır. Bir başka deyişle tetikçi… Ya da kralın hizmetkârı… Yoksa hiç onun adına darbe yapmaya kalkar mı her on yılda bir… Darbecinin NATO’cu ya da FETÖ’cü olması da garabetin iki ayrı yüzü…

Üçüncü dünya ülkelerinin oyalanması için önüne konulan bu değerlerin (!) çocuğa verilen emzikten bir farkı yok... Nitekim bir yandan seçimle gelmiş Venezüella ya da Türkiye'deki veya Mısır'daki liderleri (Mursi) diktatörlükle, tek adamlıkla rahatlıkla suçlarken, öbür yandan bu ülkelerdeki darbe girişimlerini desteklemekte hiç bir beis görmez.

Batı değerlerinin süreç içerisinde insanlığın bilinçaltına yerleşmesi şöyle bir yanılsamaya yol açmıştır; ‘yerele dair her şey ikinci sınıf ve ilkeldir...' Bunun içerisinde kılık kıyafet de var, şive de, konuştuğunuz dil de... Eğer akademisyenseniz çalışmalarınızı bir batı dilinde yapmayı önemsersiniz. Bunun sebebi de yabancı dille yapıp herkese ulaşmak filan değildir. İşte biraz önce bahsettiğimiz bilinçaltıdır. Aynı husus sözgelimi Arapça için geçerli değildir.

Üniversite mezunu bir kızımıza, hatta hanımlarımıza 'şalvar' giydiremiyor olmamızın sebebi de aynıdır. Şalvarı 'köylüler' giyer çünkü!... Zaten şalvar giyen kadına çekilen muamele de farklıdır. Hukuk fakültesi bitirmiş bir hanımefendiye kıyafetinden dolayı (şalvarlı da değil) ‘sen okuma yazma biliyor musun’, diye sorulduğunu duymuştum. 

Bilinçaltımızın nerelere sürüklendiğini farkedebiliyor musunuz... Kim yaptı, nasıl yaptı, neden yaptı soruları bile endişelendiriyorsa sizi, ortada normal olmayan bir durum var demektir. Sizi sürükleyeceği yeri hesap edemeyeceğinizden de, sürüklendiğinizi hissettiğinizde yapacağınız bir şey de kalmaz. Zira kültürünüz emperyalin kontrolüne geçmiştir. Biz de insan haklarından buralara sürüklendik işte… Vesselam…

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *