Tarlada Yangın Var: Çiftçi Maliyetle Savaşıyor
Tarlaya sabah erken saatlerde giren çiftçinin ilk baktığı şey artık gökyüzü değil; mazot fiyatı. Çünkü gökyüzü yağmur vermezse mahsul gider ama mazot pahalıysa zaten üretim başlamadan biter. Bugün Türkiye’de tarımın en yakıcı gerçeği, toprağın verimsizliği değil; girdilerin yakıcılığıdır. Mazot yanıyor, gübre el yakıyor ve bu iki kalem, üreticinin kaderini belirleyen görünmez bir makas gibi her geçen gün biraz daha kapanıyor.
Bir zamanlar “ekersen kazanırsın” denilen topraklar artık “ekersen borçlanırsın” gerçeğiyle yüzleşiyor. Traktörün kontağı çevrildiği anda başlayan maliyet, hasat sonuna kadar katlanarak büyüyor. Mazot yalnızca bir yakıt değil; tarımın damarlarında dolaşan kan. O kan pahalandıkça, üretim nefes alamaz hale geliyor. Bugün birçok üretici tarlasını sürmeden önce iki kez düşünüyor. Çünkü sürmek, ekmek, biçmek… hepsi mazota bağlı ve mazot artık bir üretim aracı değil, bir risk unsuru.
Gübre tarafında ise tablo daha da dramatik. Toprağın verimini artırması gereken gübre, üreticinin cebini boşaltan bir yük haline geldi. Çiftçi ya gübreyi azaltıyor ya da tamamen vazgeçiyor. Bu da yalnızca o yılın ürününü değil, toprağın geleceğini de etkiliyor. Verim düşüyor, kalite geriliyor ve en önemlisi, üretici umudunu kaybediyor. Tarımda en tehlikeli kırılma noktası işte burasıdır: üreticinin toprağa olan inancını yitirmesi.
Bugün Anadolu’nun birçok yerinde tarlalar ekilmiyor, ekilenler ise yarım kalıyor. Çünkü maliyet hesabı yapan çiftçi, çoğu zaman hasat sonunda zarar edeceğini baştan görüyor. Bu bir kriz değil, bu bir sistem sorunu. Girdi maliyetleri ile ürün fiyatları arasındaki uçurum büyüdükçe, üretici bu denklemin dışına itiliyor. Tarım politikaları ise çoğu zaman bu uçurumu kapatmak yerine, sadece seyretmekle yetiniyor.
Oysa tarım sadece ekonomik bir faaliyet değildir. Bu mesele, gıda güvenliğinin, kırsal yaşamın ve hatta ülkenin geleceğinin meselesidir. Mazot ve gübre fiyatlarının bu denli belirleyici hale gelmesi, üretimin sürdürülebilirliğini tehdit ediyor. Bugün tarlasını ekmeyen çiftçi, yarının ithalat bağımlılığının habercisidir.
Bir başka çarpıcı gerçek ise şu: Üretici kazanmıyor ama tüketici de ucuza yemiyor. Aradaki fark nerede kayboluyor? Bu soru, tarım zincirinin en kritik kırılma noktasını işaret ediyor. Tarladan sofraya uzanan süreçte değer, üreticide değil; aracı yapılar içinde eriyor. Çiftçi zarar ederken, sistem kendi içinde bir şekilde işlemeye devam ediyor. Ancak bu sürdürülebilir değil.
Tarımda çözüm, sadece destek vermekle sınırlı olamaz. Girdi maliyetlerinin kontrol altına alınması, yerli üretimin teşvik edilmesi ve planlı tarım politikalarının hayata geçirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Aksi halde bugün “mazot yanıyor, gübre el yakıyor” diye başlayan cümleler, yarın “üretici kalmadı” diye devam edecektir.
Toprak hâlâ burada. Üretici de hâlâ direniyor. Ama bu direncin bir sınırı var. O sınır aşıldığında, kaybedilen sadece bir sezon değil; bir ülkenin tarımsal hafızası olur. Ve o hafıza bir kez silindiğinde, yeniden yazmak sandığımız kadar kolay değildir.