Vicdanın Sükutu, Zulmün Kutlaması
İnsanlık tarihinin en karanlık, en pervasız ve en zalim sahnelerinden birine şahitlik ediyoruz. İsrail’in hukuk tanımaz tavrı artık bir "son nokta" eşiğini çoktan aşmış durumda. Geçtiğimiz haftalarda alınan o meşum karar, modern dünyanın alnına çalınmış kara bir lekedir: On bine yakın Filistinli mahkum için verilen idam kararı ve bu vahşetin alkol kadehleri eşliğinde kutlanması... Bu sadece siyasi bir hamle değil, insanlık onurunun ayaklar altına alınmasıdır.
Sessizliğin Suç Ortaklığı
Elinin altında güç olduğu halde bu barbarlığa ses çıkaramayan devlet yöneticilerini, tarihin ve mutlak adaletin tecelli edeceği o "Büyük Hesap Günü" bekliyor. Ne acıdır ki; zulme karşı susan "dilsiz şeytanlar" sadece siyaset koridorlarında değil, meydanlarda, ekranlarda ve milyarlarca insanın ruhunda kol geziyor. Din üzerinden makam devşirenlerin, Filistin ve Gazze söz konusu olduğunda ya cılız bir kınama ile yetinmesi ya da "sessizlik oyunu" oynaması, samimiyet sınavının en ağır sonucudur.
Kendi cemaatinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutanlar, sofraların kokusuna koşan ama mazlumun feryadına kulak tıkayan sözde rehberler, iki kelime Arapça kelam edemeyen ama en üst makamlarda oturanlar… Laf cambazlığıyla her trajediyi kendi menfaatine tahvil eden bu "bukalemunlar" sürüsü, adaleti sadece dillerine pelesenk etmiş durumdalar. Oysa ameller, bu süslü lafların tam tersini fısıldıyor: Herkes Müslüman olabilir ama herkes "Mümin" olamaz.
Çokluğun Sefaleti, Azlığın Heybeti
Bugün, sayısal kalabalığın niteliksel bir hiçliğe dönüştüğü o acı gerçeği yaşıyoruz. Tarih bize defalarca fısıldadı: Bedir’de, Uhud’da, Malazgirt’te, Mohaç’ta, İstanbul’da ve Kudüs surları önünde zafer, kalabalıkların değil; inanmış azınlıkların oldu. Çokluğuyla övünenlerin hüsranı, tarihin tozlu raflarında duruyor.
İsrail’in karşısında bir kale gibi durması gereken İslam dünyası, ne yazık ki dünya menfaatlerinin ağır baskısı altında ezildi. Ebedi hayat, geçici konforlara feda edildi. Bizleri günah çukurlarında boğmak isteyenler; sporla böldüler, konserlerle oyaladılar, tiyatrolarla uyuttular. "Demokrasi" kılıfı altında, kendi çizdikleri sınırlar içerisinde barbarlıklarını meşrulaştırdılar. Yanlarına aldıkları güçlerle hedeflerine yürüdüklerini sanıyorlar.
Tuzak Kuranların En Hayırlısı
Ancak unuttukları bir hakikat var: Beşeri sistemlerin ve tasmalı ittifakların ötesinde mutlak bir irade vardır. Tuzak kuranların en hayırlısı Allah’tır ve nihayetinde O’nun dediği olacaktır.
Zulmün alkışlandığı, adaletin rafa kalktığı bu karanlık tabloda, Sezai Karakoç’un o sarsıcı mısraları bizim sığınağımız ve umudumuzdur:
"Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır.
Ne yapsalar boş, göklerden gelen bir karar vardır."
Bugün susanlar yarın mahcup, bugün zulmedenler ise mutlaka mağlup olacaklardır. Çünkü göklerin kararı, yeryüzünün hilelerini elbet boşa çıkaracaktır.