Duâ
Düşünce yolculuğu yazıları-19
Gerçek dindarın hareketi ibadet, sözü dua, bakışı rahmet, beraberliği kuvvettir. (Nurettin Topçu)
Duâ nedir?
Duâ, insan kalbinin Allah’a yönelmesi, O’nunla konuşması ve O’nun yardımını istemesidir, ibadet bütün olarak insandan Allah’a doğru olan sözsüz bir konuşma yoludur.
Namaz, insanın Allah ile doğrudan ilişki kurduğu bir ibadet şeklidir.
Japonya’nın Keio Üniversitesi Profesörlerinden Dr. Toshihiko İzutsu diyor ki:
“Duâ, olağanüstü bir olay karşısında kulun Rabbine hitabetme düzeyine ulaşmasını ifade eder. Bu öyle olağan üstü bir haldir ki bu halde insan, günlük akıl seviyesinin üstüne çıkar. İnsan ruhu gerilir, gerilir, nihayet Allah’a hitabetme durumuna varır, işte olağan üstü durum içinde böyle sözsüz konuşma olayına duâ denir.
Dili bu şekilde kullanmaya elverişli kılan sebepler değişiktir: Allah’a karşı duyulan derin sevgi, ölüm tehlikesi, bunalma vs. olabilir.
Duâ, kalbin Allah ile konuşmasıdır, insan kalbi ancak yüksek bir duruma geldiği zaman duâ olabilir”
Evet ancak içtenlikle yakarışın adı duadır. Yoksa ruhun haberi olmadan sadece birtakım sözleri tekrar etmek, görünüşte duâ olsa da gerçekle duâ değildir, o sözler duanın mana ve ruhunu taşımaz. Önemli olan, duada bütün ruhunla ve kalbinle Allah’a yönelmen, O’nun, sana senden daha yakın olduğunu ke¬sinlikle bilmen, duanı işitip kabul edeceğine inanmandır. Ancak huzur ile yanık kalb ile, ihlâs ile yapılan dualar etkili olur.

Muhammed İkbal’e göre dua ve ibadet, kâinatın dehşet verici sessizliği içinde insanoğlunun kendisine bir cevap bulmak için hissettiği derin hasret ve iştiyakın ifadesidir.
Bir yoruma göre duada Allah ile kul arasında bir vasıta yoktur ve bu sebeple dua kulluk makamlarının en önemlisidir (Fahreddin er-Râzî, X, 374, 375).
Bir âyette, “De ki: Duanız olmasa rabbim size ne diye değer versin” (el-Furkān 25/77) denilmek suretiyle insanın ancak Allah’a olan bu yönelişiyle değer kazandığı belirtilmiştir.
Gazzâlî olayların belli sebeplere bağlanmış olduğunu, meselâ kalkanın oktan korunma, suyun bitkilerin büyümesi için birer sebep olması gibi duanın da sıkıntı ve belâyı defetmek ve Allah’ın rahmetini çekmek için bir sebep olduğunu belirtmiştir. Ancak dua sonucunda meydana gelecek bir değişiklik, Gazzâlî’nin izahına göre yine tabii sebep-sonuç ilişkisi içinde ortaya çıkar. Allah, “Savaş için gereken hazırlığı yapın” (en-Nisâ 4/71) derken silâh kuşanmamak ve Allah takdir ettiyse çıkar, etmediyse çıkmaz diyerek tohumu saçtıktan sonra toprağı sulamamak Allah’ın takdirine uymak değildir (İḥyâʾ, I, 328, 329). Şu halde bir şeyin olmasını sadece istemek, Allah’ın bu sonucu meydana getirmesi için yeter sebep teşkil etmez.
*******
Allah’ım bana ‘’Merhamet ver, Afiyet ver, Hidayet ver, Rızık ver.’’
Allah’ın rahmeti: Günahları terk ettirmek, affetmek.
Afiyet: Dünya ve Ahiret afetlerinden selamet.
Hidayet: İslam’da sebat ve ahkama uyma.
Rızık: Yeterli miktarda helal rızık. (.İbn u Ebi Evfa’dan)
Allah’ım:
Kalplerimizi birleştir, Aramızdaki geçimsizliği düzelt, Bizi selamet yollarına sevk et, Zülümattan nura kavuştur.
Bizi çirkinliklerin açık ve gizili olanlarından uzak tut. Kulaklarımızı, gözlerimizi, kalplerimizi, zevcelerimizi ve çocuklarımızı hakkımızda mübarek ve hayırlı kıl. Tövbelerimizi kabul et, Sen Rahim’sin, Tövbeleri kabul edersin.
Bizleri verdiğin nimetlere şükreden, onlarla sena edici, onları kabul edici kıl. Onları ahrette de nasip ederek hakkımızda tamamla.( Ebu Davut)