KONYA HABER
Konya
Açık
25°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,2871 %0.03
53,7705 %0.37
10.603,24 % 3,32

MİLLİ ŞAHSİYET SEFERBERLİĞİ

YAYINLAMA:

Türkiye, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına yalnızca yeni hedeflerle değil, yeni bir iddiayla girdi. Bu iddianın adı Türkiye Yüzyılıdır.

Son yıllarda savunma sanayiinde elde edilen başarılar, bu iddianın en somut göstergelerinden biri oldu. Bir dönem en temel savunma ihtiyaçlarında dışa bağımlı olan Türkiye, bugün yerli ve milli üretimde yüzde seksenleri aşan bir seviyeye ulaşmış durumda. Bu yalnızca teknolojik bir gelişme değil; bağımsız karar alabilen güçlü bir devlet iradesinin eseridir.

Ancak bugün önümüzde duran daha büyük bir soru var.

Savunma sanayiindeki yerlilik oranımızı konuşuyoruz.

Peki, insan yetiştirmedeki yerlilik oranımız nedir?

Bakanlıklarda...

Yerel yönetimlerde...

Üniversitelerde...

Kamu kurumlarında...

Sivil toplum kuruluşlarında...

Akademide...

Medyada...

İş dünyasında...

Türkiye Yüzyılı'nı omuzlayacak milli şahsiyet sahibi kadroların oranı yüzde kaçtır?

İşte asıl üzerinde durmamız gereken mesele budur.

Çünkü güçlü devlet yalnızca güçlü silahlarla kurulmaz.

Güçlü devlet, güçlü insanla kurulur.

Tankı üreten mühendis kadar, o mühendisi yetiştiren öğretmen de stratejiktir.

Sınırı koruyan asker kadar, zihni koruyan eğitim sistemi de milli güvenlik meselesidir.

İHA'yı geliştiren ekip kadar, karakter inşa eden aile de stratejik bir kurumdur.

Bugün artık kalkınmayı yalnızca ekonomik büyüme rakamlarıyla ölçemeyiz.

Sanayide büyümek...

İhracatı artırmak...

Teknolojide söz sahibi olmak...

Elbette hayati öneme sahiptir.

Fakat bütün bunları taşıyacak asıl güç, insan sermayesidir.

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey; toplumsal organik kalkınmayı esas alan yeni bir insan inşa modelidir.

Ahlakı güçlü...

Fikri derin...

Medeniyet tasavvuru olan...

Devlet şuuru taşıyan...

Millet sevgisini slogan değil hayat biçimi haline getirmiş...

Emanetin hakkını bilen...

Sorumluluktan kaçmayan...

Liderlik edebilen...

Karar alabilen...

Fedakarlık yapabilen insanlar yetiştirmek zorundayız.

Çünkü teknoloji satın alınabilir.

Makine üretilebilir.

Fabrika kurulabilir.

Ama şahsiyet inşa edilmezse bunların hiçbiri uzun ömürlü olmaz.

Bugün dünyanın en büyük rekabeti teknoloji alanında olduğu kadar insan yetiştirme alanındadır.

Kimlik bunalımı...

Aile yapısındaki çözülme...

Dijital bağımlılık...

Tüketim kültürü...

Anlamsızlaşan hayat...

Değer aşınması...

Bunların hiçbiri yalnızca ekonomik tedbirlerle çözülemez.

Çünkü bunların tamamı, insan meselesidir.

İşte bu nedenle eğitim politikalarımızı yeniden düşünmek zorundayız.

Artık başarıyı yalnızca sınav sonuçlarıyla ölçen anlayış yeterli değildir.

Kaç mühendis yetiştirdiğimiz kadar, nasıl mühendis yetiştirdiğimiz...

Kaç yönetici yetiştirdiğimiz kadar, nasıl yönetici yetiştirdiğimiz...

Kaç akademisyen yetiştirdiğimiz kadar, nasıl şahsiyetler yetiştirdiğimiz de önemlidir.

Bilgi elbette vazgeçilmezdir.

Fakat bilgi, ahlakla buluşmadığında güç üretmez; risk üretir.

İşte tam bu noktada cesaretle konuşmamız gereken bir başka mesele de kamu personel rejimidir.

Türkiye Yüzyılı'nı inşa edecek olan yalnızca projeler değil, o projeleri hayata geçirecek insan kaynağıdır.

Bu nedenle kamuya personel seçme, yönetici yetiştirme ve görevde yükselme sistemlerimizi de yeni yüzyılın ihtiyaçlarına göre yeniden değerlendirmek zorundayız.

Hiç kimsenin kişisel ilişkileri, sosyal çevresi ya da herhangi bir aidiyeti değil; ehliyeti, liyakati, temsil kabiliyeti, karakteri, ahlakı, devlet şuuru ve millete hizmet anlayışı esas alınmalıdır.

Devlet kadroları yalnızca bir meslek kapısı değildir.

Devlet kadroları, millete hizmet için emanet edilmiş sorumluluk makamlarıdır.

Bu makamlara gelecek insanlar yalnızca sınav kazanmış bireyler değil; görevini emanet bilen, kamu malını kendi malından daha titizlikle koruyan, devlet vakarını temsil edebilen, kriz anında milletin menfaatini kendi menfaatinin önünde tutabilen şahsiyetler olmalıdır.

Artık sadece "Ne biliyor?" sorusunu değil;

"Nasıl bir karaktere sahip?"

"Emaneti taşıyabilir mi?"

"Devleti temsil edebilir mi?"

"Milletine sadakatle hizmet eder mi?"

"Bulunduğu kuruma değer katar mı?"

sorularını da soran yeni bir kamu insan kaynağı anlayışına ihtiyaç vardır.

Sistemin amacı yalnızca personel almak olmamalıdır.

Sistemin amacı; insan yetiştirmek olmalıdır.

Üreteni yükselten...

Kendini geliştirenin önünü açan...

Sorumluluk alanı destekleyen...

Liyakati ödüllendiren...

Ahlakı esas alan...

Milletine yük olanı değil, milletinin yükünü omuzlayanı öne çıkaran...

Görevini ihmal edenleri değil, görevini hakkıyla yerine getirenleri örnek gösteren...

Kurum kültürünü güçlendiren bir kamu yönetimi anlayışı artık tercih değil, zorunluluktur.

Çünkü kurumları büyüten binalar değildir.

Kurumları büyüten, o binaların içinde görev yapan insanlardır.

Bugün belki de en büyük eksikliğimiz kabiliyetli insan değil; kabiliyetini milletine adamış insan sayısıdır.

Türkiye Yüzyılı'nın gerçek yerlilik oranı da burada ölçülecektir.

Savunma sanayiindeki yerlilik oranımızı gururla konuşurken, insan yetiştirmedeki yerlilik oranımızı da aynı cesaretle konuşabilmeliyiz.

Çünkü büyük devlet olmanın yolu, büyük insan yetiştirmekten geçer.

Bu yalnızca Millî Eğitim Bakanlığının meselesi değildir.

Yalnızca üniversitelerin de değildir.

Ailenin...

Okulun...

Camilerin...

Gençlik merkezlerinin...

Vakıfların...

Derneklerin...

Belediyelerin...

Meslek kuruluşlarının...

İş dünyasının...

Sanatın...

Sporun...

Kısacası hayatın her alanının ortak sorumluluğudur.

Türkiye'nin artık yeni bir Milli Şahsiyet Seferberliği başlatması gerekiyor.

Her kurum kendi insanını yalnızca mesleki yeterlilik açısından değil; karakter, sorumluluk, liderlik, aidiyet ve temsil kabiliyeti açısından da geliştirmelidir.

Çünkü Türkiye Yüzyılı'nın gerçek başarısı, inşa edilen yollarla, köprülerle, fabrikalarla ya da savunma sistemleriyle sınırlı değildir.

Asıl başarı; bütün bunları inşa edecek, koruyacak ve gelecek nesillere emanet edecek öncü şahsiyetleri yetiştirebilmektir.

Artık bekleme zamanı değildir.

Bugün karar alma zamanıdır.

Bugün uygulama zamanıdır.

Bugün, milletimizin bütün kurumlarıyla birlikte insan yetiştirmeyi yeniden milli mesele haline getirme zamanıdır.

Çünkü tarih bize şunu göstermiştir.

Devletleri ayakta tutan yalnızca güçlü ordular değildir. Devletleri ayakta tutan; ordularını, kurumlarını ve medeniyetlerini omuzlayan yüksek karakterli insanlardır.

Türkiye Yüzyılı'nın gerçek yerlilik oranı, ürettiğimiz silahta değil; yetiştirdiğimiz insanda ortaya çıkacaktır.

Ve o gün geldiğinde, yeniden büyük Türkiye ideali yalnızca bir hedef değil, kökleri sağlam şahsiyetler üzerinde yükselen kalıcı bir medeniyet yürüyüşü olacaktır.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız