En Yakındaki Yabancı: Modern Yalnızlık
“Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
Şu dünyanın ıssızlığı.
Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı!”
Yaşar Kemal, ‘Yalnızlık’ şiirini yazdığında henüz 17 yaşındaydı. Bu yaştaki bir çocuk, bu şiiri yazacak kadar kendini neden yalnız hissediyordu?
Geçtiğimiz günlerde önüme bir haber düştü. Kadının trajik hikâyesine değinmek istemiyorum ama kocasına bıraktığı mektupta, “En yakınımdaki yabancı sendin!” yazmış. Neden kendini bu kadar yalnız hissetmişti? Ya da en yakınları bile neden ona yalnızlık hissini bu kadar derinden tattırmışlardı? Haberin merak ettiğim tarafı burasıydı aslında.
Soruyu şöyle de sorabiliriz: “Bu kadar sosyal mecranın bulunduğu günümüzde insanlar neden kendilerini yalnız hissediyorlar?”
İnsan çevresinde yığınlar varken de kendini yalnız hissedebilir mi? Evet, bu mümkün. Anlaşılmadığını düşünen insan yalnızlaşır; toplum içinde rutinine devam ederken bir yandan da kendini dış dünyadan soyutlar.
Sanal Kalabalıklar, Gerçek Yalnızlıklar
Bu kadar çok sosyal ağ varken insan kendini nasıl yalnız hisseder? Siz de böyle düşünenlerden misiniz? İşte burada tam bir çelişki yaşıyoruz. Aslında sosyal ağların, insanları gerçek toplumsallıktan uzaklaştırıp yalnızlaştıran bir etkisi olduğu kanaatindeyim. Sahte mutlulukları sergilerken gerçek mutsuzluğumuzu gizlice büyütüyoruz. Sahte beğeniler, var olma ve görülme ihtiyacı bizi bir uçuruma doğru yuvarlıyor.
İnsan, sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır ve hayatın devamı için sosyalleşmek şarttır. Ancak bu; insanın doğasını bozan o sahte ve sanal mecralarla değil, kendi özümüzden olanlarla sosyalleşerek mümkün olabilir.
Öyleyse acilen özümüze dönmeliyiz. Hani o her fırsatta övündüğümüz Anadolu örfüne dört elle sarılmalıyız. Eminim ki hepimizin iyileşmesi için yegâne çözüm budur!