Buğdaya 16,5 Lira, Çiftçiye Sessiz Tasfiye
TMO tarafından buğday alım fiyatının kilogram başına 16,5 TL olarak açıklanması, çiftçiye verilmiş bir destek değil; üreticinin alın terine biçilmiş düşük bir değerdir. Bu fiyat, tarlada çalışan insanın emeğini, borcunu, riskini, bir yıl boyunca çektiği çileyi görmeyen bir anlayışın ürünüdür. Daha açık söylemek gerekirse, bu rakam çiftçiye “üret ama kazanma, ek ama ayakta kalma, toprağa bağlı kal ama emeğinin karşılığını bekleme” demektir.
Bugün buğday üreticisi yalnızca düşük fiyatla karşı karşıya değildir. Çiftçi aynı zamanda görmezden gelinmeyle, ötelenmeyle, masa başında yapılan hesapların kurbanı olmakla karşı karşıyadır. Çünkü tarlanın gerçeği ile açıklanan fiyat arasında derin bir uçurum vardır. Mazotun fiyatını çiftçi belirlemiyor. Gübre fiyatını çiftçi belirlemiyor. Elektrik faturasını çiftçi belirlemiyor. Tohumun, ilacın, biçerdöverin, nakliyenin, tarla kirasının, kredi faizinin bedelini çiftçi belirlemiyor. Ama iş ürününü satmaya gelince çiftçiye biçilen fiyat, sanki bütün bu maliyetler yokmuş gibi açıklanıyor.
Bu artık sadece ekonomik hata değildir. Bu, üreticiyi sistemli biçimde zayıflatan bir tarım politikası sorunudur.
Çiftçi tarlasına tohumu borçla atıyor. Gübreyi vadeli alıyor. Mazotu kredi kartıyla dolduruyor. Elektrik faturasını geciktirirse kesinti korkusu yaşıyor. Zirai ilaç almak için bayiye borçlanıyor. Hasat zamanı geldiğinde ise devletin açıkladığı fiyat karşısında emeğinin ne kadar değersiz görüldüğünü bir kez daha anlıyor. Böyle bir düzende çiftçiden üretmesini beklemek, onun sabrını istismar etmekten başka bir şey değildir.
16,5 TL’lik buğday fiyatı, bugünün ekonomik koşullarında çiftçinin beklentisini karşılamaktan çok uzaktır. Çünkü bu fiyat açıklanırken yalnızca ürünün piyasadaki karşılığına bakılmış, fakat üreticinin sırtındaki gerçek yük yeterince hesaba katılmamıştır. Oysa çiftçi sadece ürün satmıyor; bir yıl boyunca taşıdığı riski satıyor. Kuraklık riskini, don riskini, hastalık riskini, piyasa riskini, borç riskini, hatta geleceğini satıyor. Böyle ağır bir yükün karşılığı 16,5 TL olamaz.
Konya Ovası gibi Türkiye’nin tahıl ambarı olan bölgelerde bu kararın etkisi daha da ağırdır. Bu topraklarda buğday, yalnızca hasat edilen bir ürün değildir. Buğday köyün nefesidir. Buğday ailelerin geçimidir. Buğday, çiftçinin toprağa tutunma sebebidir. Fakat bugün açıklanan fiyat, üreticiyi toprağa bağlamak yerine toprağı terk etmeye zorlayan bir tablo ortaya koymaktadır. Gençler zaten tarımdan uzaklaşıyor. Köylerde üretici yaşlanıyor. Sulama maliyetleri artıyor. Yeraltı suyu azalıyor. Kuraklık baskısı büyüyor. Bütün bu sorunların üzerine bir de düşük alım fiyatı eklenince çiftçinin önünde umut değil, çıkmaz bırakılıyor.
Burada sorulması gereken soru çok açıktır: Bu ülkenin çiftçisi kazanamayacaksa kim kazanacak?
Tarlaya girmeyen mi? Mazot faturasını ödemeyen mi? Güneşin altında çalışan değil de masa başında fiyat açıklayan mı? Üretim riskini almayan ama ürün üzerinden kazanç hesabı yapan aracılar mı? Çiftçi yıl boyunca zarar riskini taşırken, kazanç zincirin başka halkalarına dağılıyorsa burada ciddi bir adaletsizlik vardır.
Bugün çiftçi için açıklanan destekler de bu gerçeği perdelemeye yetmez. Destek dahil rakamların daha yüksek gösterilmesi, üreticinin bugünkü nakit sıkışıklığını çözmez. Çünkü çiftçi borcunu bugün ödüyor. Mazotu bugün alıyor. Elektriği bugün ödüyor. Gübreyi bugün almak zorunda kalıyor. Destek ödemesi geciktiğinde, o destek artık destek olmaktan çıkıyor; gecikmiş bir telafiye dönüşüyor. Çiftçinin ihtiyacı vitrinde güzel duran rakamlar değil, zamanında cebine giren gerçek paradır.
Tarımda en büyük yanılgı şudur: Çiftçinin her şartta üretmeye devam edeceği sanılıyor. Hayır, etmeyecek. İnsan zarar ettiği işi sonsuza kadar sürdüremez. Borç büyürse tarla satılır. Kazanç olmazsa genç köyde kalmaz. Üretici emeğinin karşılığını alamazsa gelecek yıl daha az eker, sonra hiç ekmez. O gün geldiğinde mesele sadece çiftçinin meselesi olmaktan çıkar. Şehirdeki vatandaş da ekmeğin fiyatında, unun fiyatında, gıdanın raf etiketinde bunun bedelini öder.
Buğday stratejik üründür demek kolaydır. Asıl mesele, stratejik ürün üreten çiftçiye stratejik değer vermektir. Eğer buğday gerçekten stratejikse, üreticisi de stratejik görülmelidir. Eğer ekmek milli mesele ise, buğday üreticisinin emeği de milli mesele sayılmalıdır. Fakat bugün ortaya çıkan tablo, üreticinin stratejik değil, gözden çıkarılabilir bir kesim gibi değerlendirildiğini göstermektedir.
Bu anlayış değişmeden tarımda sürdürülebilirlikten söz edilemez. Çiftçiye gerçekçi taban fiyat verilmeden, mazot ve gübre maliyetleri üretim sezonunda düşürülmeden, sulama elektriği üzerindeki yük hafifletilmeden, kredi faizleri üreticinin boynunda ilmek olmaktan çıkarılmadan, tarımın geleceği korunamaz. Alım fiyatı açıklamak tarım politikası değildir. Çiftçinin üretimde kalmasını sağlamak tarım politikasıdır.
Bugün 16,5 TL olarak açıklanan buğday fiyatı, çiftçinin emeğini değil, çaresizliğini satın almaya çalışan bir fiyat gibi durmaktadır. Çünkü borcu olan çiftçi bekleyemez. Deposu olmayan çiftçi bekleyemez. Bankaya günü gelen çiftçi bekleyemez. Bayiye borcu olan çiftçi bekleyemez. Bekleyemeyen üretici de ürününü açıklanan şartlara razı olarak satmak zorunda kalır. Bunun adı serbest piyasa değil, üreticinin mecburiyetidir.
Bu ülkenin çiftçisi sadaka istemiyor. Ayrıcalık istemiyor. Lütuf istemiyor. Çiftçi sadece emeğinin karşılığını istiyor. Toprağa attığı tohumun, kullandığı mazotun, ödediği elektriğin, yüklendiği borcun, bir yıl boyunca çektiği çilenin görülmesini istiyor. Ama görünen o ki çiftçinin sesi hâlâ yeterince duyulmuyor.
Bugün buğdaya verilen 16,5 TL, yalnızca düşük bir fiyat değildir. Bu rakam, üreticinin moralini kıran, köyde kalma iradesini zayıflatan, tarımsal üretimin geleceğini tehdit eden bir karardır. Çiftçinin emeği bu kadar ucuz görülmemelidir. Çünkü çiftçinin emeğini ucuz gören bir ülke, yarın ekmeği pahalıya almak zorunda kalır.
Unutulmasın: Toprağı ayakta tutan çiftçidir. Çiftçiyi ayakta tutmayan bir politika, eninde sonunda sofrayı da krize sürükler.
Bugün buğdayın fiyatı açıklanmıştır; ama aslında açıklanan şey, çiftçinin yalnız bırakıldığıdır.
Ve bu yalnızlık, yarın sadece tarlada değil, ekmek kuyruğunda da hissedilir.