SAKIN ÇÖPE ATMA
Dedem bize bayat ekmeği bile çöpe atmamıza izin vermezdi. Gerçekten sinirlenirdi.
Ben bunun cimrilik olduğunu düşünüyordum. Yaşlılık halleridir diye kendimce içimden geçiştirirdim.
Bir gece beni gördü, yarım somunu çöpe atarken. Göz göze geldiğimizde beni yargılarcasına bakmıştı, ben bana bağıracak azarlayacak diye beklerken,
Sadece dedi ki:
—Gel.
Şaşkınlık içinde ne olacağını meraklanır tarzda onu takip etmeye başladım. Beni üst kattaki odaya götürdü. Bir teneke kutu çıkardı. Ben şaşkınlıkla ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum. İçinde bükülmüş bir kaşık vardı. Bir karne…
Ve iki çocuğun fotoğrafı.
—Soldakinin ben olduğunu söyleyeyim —diye belirtti.
—Diğeri ise dayın Julián'dı.
Şaşkınlığım yüzüme vurmuştu, gerçekten bir kardeşi olduğunu bilmiyordum.
—Dokuz yaşında öldü.Vücudum donup kaldı.
Dedem karneyi titreyen ellerle aldı.
—Savaş sonrası dönemde açlığı kandırmak için yavaş yemeyi öğrendik.
O her zaman bana son lokmayı bırakırdı.
Ben onu yerdim.
Ve yarın daha fazlası olacağına dair ona söylerdim. İçimden savaş zamanlarında geçen acıların, insanların hayatta kalma mücadelelerini nasıl etkilediğini bir an hissettim.
Birkaç saniye sessiz kaldı.Sonra fotoğrafın arkasını gösterdi bana.Kurşun kalemle yazılmış bir cümle vardı:
"Eğer sen yaşıyorsan,başka birinin gününü kurtarabilecek şeyi asla atma."
Kutuyu koymadan önce dedem bana baktı ve dedi ki:
—Yoksulluk utanç vermez.Utanç, bir tabağı doldurmanın neye mal olduğunu unutmaktır.
Alacağım hayat dersini almıştım. İnsanlar kıymetini bilmediklerikendilerine ders olabilecek şeylerin arkasında hayat dersleri içeren yaşam öykülerinin olması da ayrı bir ironi… Esen kalın.