Topraktan Bardağa Bir Kültür Hikâyesi
Geçtiğimiz günlerde elime çok kıymetli bir kitap geçti. Eser, dünyanın dört bir yanından gelerek yolları Türkiye’de kesişen uluslararası öğrencilerin hikâyelerini konu alıyordu. İlginçtir ki; bu öğrencilerin Türk gelenekleri arasında istisnasız en çok şaşırdıkları ve etkilendikleri ortak nokta, çay kültürümüz olmuş.
Gürcistan’dan gelen Sapiko Abashidze, bu şaşkınlığını ve hayranlığını şu sözlerle dile getiriyordu:
"Türkiye’nin güçlü çay kültürü benim için apayrı bir keşif oldu. Günün her saatinde, hemen her ortamda çay içiliyor... Ancak zamanla anladım ki; burada çay içmek sadece bir içecek alışkanlığı değil; insanlar arasında köprü kuran, sohbeti başlatan ve dostlukları pekiştiren kadim bir ritüelmiş."

Bu hatıraları okuduktan sonra, kültürümüzün her zerresine bu ritüeli ilmek ilmek işleyen Karadeniz kadınına bakışım bir anda değişti. Onlar sadece bir bitki yetiştirmiyor; dünyanın öbür ucundan gelen bir gencin gönlüne dokunan o devasa kültüre, coğrafyanın tüm zorluklarına göğüs gererek hizmet ediyorlardı. Dik yamaçlarda, sisli dağlarda verilen o emek; aslında sofralarımızdaki dostluğun ve samimiyetin gizli kahramanıydı.

Karadeniz Kadını: Emeğin Coğrafyasında Bir Kültür Mimarı
Karadeniz kadını denince akla ilk gelen olgu çalışkanlıktır. Bu coğrafyada hayatın yükü, neredeyse bütünüyle kadınların omuzlarındadır. Çay toplama, gübreleme, yabani ot temizliği, kışlık odun hazırlığı ve hayvancılık gibi fiziksel güç gerektiren her işin başrolünde onlar vardır. Dağ bayır demeden; yağmura, soğuğa, sıcağa ya da dik yamaçlara aldırmadan günün ilk ışıklarından gün batımına kadar toprakla hemhal olurlar.

Tüm bu zorlukların yanında Karadeniz mutfağının "yeterince gelişmediğine" dair yöneltilen eleştiriler, aslında bu hayatın gerçeğine dair büyük bir bilgisizliği barındırıyor. Kadının vaktinin büyük bir kısmını bahçede, doğayla mücadele ederek geçirmek zorunda kaldığı bir coğrafyada; saray mutfaklarındaki gibi saatler süren hazırlıklar beklemek ne kadar gerçekçidir?

Son olarak şunu söyleyebiliriz; Karadeniz kadını sadece bir içecek üretmiyor; bu ülkeye köklü bir bağ, büyük bir kültür hediye ediyor. Hiç bu açıdan düşündünüz mü bilmiyorum ama bardağımızdaki her yudumda onların emeği var. Sizce de Karadeniz kadını, kocaman bir övgüyü ve saygıyı sonuna kadar hak etmiyor mu?