Unutulan Yıldızın Yükselişi: Gökhöyük’te 9 Bin Yıllık Sessizlik Bozuluyor
Uzun yıllardır arkeoloji biliminin mutfağında, geçmiş kadim medeniyetlerin izini sürüyorum. Klasik Dönem’den Neolitik Çağ’a uzanan geniş bir zaman diliminde; insanlığın sosyal yaşamına, mimarisine, inançlarına, geleneklerine ve sanatına şahitlik etme ayrıcalığına sahip oldum. Müzede incelediğim her bir buluntu, bana tarihin sadece tozlu sayfalardan ibaret olmadığını öğretti. Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcisi olarak Anadolu’nun dört bir yanındaki kazılarda görev alırken, mesleğimin en unutulmaz duraklarıyla tanıştım. Geçen yıl antik ticaretin kalbi Karahöyük’teydim; bu yıl ise arkeoloji dünyasında kartları yeniden dağıtacak bir merkezdeyim: Gökhöyük.
Bizler Seydişehir’i öteden beri Seyyid Harun Veli Hazretleri’nin manevi mirasıyla tanırdık. Ancak son üç yıldır Gökhöyük’te yürütülen çalışmalar, bölgenin tarihsel kaderini ve algısını kökten değiştiriyor.
Gökhöyük benim için sadece bilimsel bir saha değil, aynı zamanda eski anıların yeniden canlandığı özel bir mekân. Kazı Başkanı Doç. Dr. Ramazan Gündüz ile hukukumuz yaklaşık 14 yıl öncesine, henüz birer öğrenci olarak Çatalhöyük’te toz yuttuğumuz günlere dayanıyor. Yıllar sonra kaderin bizi Ramazan Hoca’nın kazı başkanı, benimse bakanlık temsilcisi olduğum Gökhöyük’te tekrar bir araya getirmesi, ifade etmesi güç tarif edilmez duygular yarattı.

Unutulmuş Bir Mirasın İzi
Aslında bu toprakların potansiyelini ilk fark eden, 1950’lerde yolu buraya düşen ünlü İngiliz arkeolog James Mellaart olmuştu. Mellaart, yaptığı yüzey araştırmalarında Geç ve Erken Neolitik döneme tarihlendirdiği eserleri bilim literatürüne kazandırdı. Ancak sonraki yıllarda araştırmaların Beyşehir Göller Bölgesi’ne kaymasıyla Gökhöyük, ne yazık ki uzun bir sessizliğe gömüldü.
2002 yılında DSİ’nin kanal genişletme çalışmaları sırasında höyükte oluşan tahribat üzerine Konya Müzesi kontrolünde bir kurtarma kazısı başlatıldı. Üç yıl süren bu çalışmalar, Gökhöyük’ün muazzam bilimsel potansiyelini ortaya koyduysa da bütçe yetersizlikleri nedeniyle kazılar devam edemedi. Ta ki Doç. Dr. Ramazan Gündüz’ün müzede gördüğü Gökhöyük buluntularından etkilenip, arkeolojiye duyduğu derin tutkuyla 2019 yılında kapsamlı bir proje başlatmasına kadar...
Arkeoloji Dünyasını Sarsan Keşifler ve Zamanı Aşan Semboller
Bugün Gökhöyük’te Neolitik Dönem (M.Ö. 7100’ler), Kalkolitik Dönem, Tunç Çağı ve Demir Çağı yerleşimleri tespit edilmiş durumda. Yani karşımızda günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine uzanan kesintisiz bir yaşam öyküsü duruyor.
Ancak Gökhöyük sadece katmanlarıyla değil, toprağın bağrından çıkan sıra dışı sembolleriyle de insanı adeta büyülüyor. Nitekim geçen yıl yapılan kazılarda gün yüzüne çıkarılan ve tüm arkeoloji dünyasında adeta bomba etkisi yaratan insan biçimli antropomorfik kap, bu büyük keşiflerin en somut ve çarpıcı kanıtı oldu. Bugün Konya Müzesi’nde sergilenen bu eser, binlerce yıl öteden bize bakan gizemli çehresiyle görenleri kendine hayran bırakıyor.
Fakat beni en çok sarsan, toprağa ters yerleştirilmiş halde bulunan o özel kap oldu...Günümüzden yaklaşık 5 bin yıl öncesine uzanan ünik bir eser. Üzerindeki işçiliği incelediğinizde, kadim zamanların inanç dünyasına adeta bir kapı aralanıyor: Merkezde ölümsüzlüğü ve sürekliliği simgeleyen bir Hayat Ağacı, onun iki yanında karşılıklı duran iki dağ keçisi figürü... En üstte ise tüm bu sembolleri ve evrensel ritmi sessizce izleyen, gözleri ve burnu belirgin şekilde işlenmiş insan çehresi... Adeta yaşamı, doğayı ve insanı tek bir çömleğin gövdesinde mühürleyen bir ustalık, çağlar öncesinden günümüze mesaj fısıldıyor.

Tarihin derinliklerindeki bu estetik sembolizmin yanı sıra, Türkiye ve Anadolu tarihi açısından ezber bozan bir başka keşif ise yüzeye yakın katmanlarda gerçekleşti. Yapılan çalışmalarda tam 178 mezardan oluşan bir Müslüman Türk mezarlığı açığa çıkarıldı. Mezarlardan alınan örneklerde yapılan Karbon-14 analizleri, en erken mezarın M.S. 1020 tarihine ait olduğunu gösterdi. İncelemelerde, 35-40 yaşlarında bir yetişkine ait olduğu belirlenen bu mezarlar, sanılanın aksine geçici bir akıncı birliğine ait değil.
Bulunan kadın ve bebek mezarları, doğal ölüm ve hastalık tespitleri, burada en az 300 yıl boyunca yerleşik olarak yaşamış bir Türk varlığını kanıtlıyor. Bu bulgu, Türklerin Anadolu’daki erken varlığına ve iskân tarihine ışık tutacak nitelikte tarihi bir kırılma noktasıdır.
Seydişehir’in Geleceğine Tutulan Işık
Gökhöyük, geçmişin karanlıkta kalmış sayfalarını aydınlatırken geleceğe de ışık saçıyor. Anadolu’nun zengin tarihinde unutulan bu yıldız, yeniden yükselmeye başladı. Konumu itibarıyla tarihin her döneminde kritik bir hat üzerinde yer alan Seydişehir, Gökhöyük ile kültür turizmi haritasında çok daha güçlü bir yer edinecek.
Bu keşifler yalnızca tarih kitaplarını güncellemekle kalmayacak; oluşturacağı ulusal ve uluslararası tanınırlıkla bölge ekonomisine, kültürüne ve sosyo-ekonomik geleceğine de yepyeni bir yön verecek. Gökhöyük’ün bağrından çıkan her küçük buluntu, bu topraklardaki köklerimizin ne kadar derine indiğini bize gururla hatırlatmaya devam ediyor.