Verismo, Filtre ve Güller
Sansürsüz hakikat ilkesiii….
Harbi cesur, sivri ve düz olanların harcı.
Ahlaki filtre uçacak havaya. Toplumun iyi/kötü ya da ayıp/günah kalıplarını yıkacaksın. İdeolojik filtreyi unutacaksın. Yanii, gerçeği belirli bir dünya görüşünün şablonuna uydurmayacaksın. Ne şiş ne kebap ambalajları gitti mi çöpe! Oh. Siyasi filtre de yok iki gözümün çiçeği. Güç odaklarının çıkarlarına hizmet etmemek gibi bir konunun içine gireceksin. Estetik filtreye de bir ayrıcalık yok. Doğrusu edebiyat ve estetik ne kadar ayrı düşünülebilir bilemedim. Hoş, yukarıdaki bağlamların hepsi kurmacayla iç içedir bir şekilde lakin “Allah hayır etsin”e emanet ediyorum şimdilik. Neydi, estetik filtre de yok. Gerçeği süsleyip, püslemeyecek, allayıp pullamayacaksın. E çok zor. Yaradan´ın kesintisiz yardımı lazım. İlham perilerinden bir ordu, çokça yürek yemişlik yahut bir tür delilik hâli yetişmeli imdada.
Gerçekler acı mıdır?
Yalanlar mı tatlı yani?
Tatlı sevmeyen insanlar gerçeklere mi tutku besliyor ve çoğumuz anlayamıyoruz bu meseleyi?
Sorular ve cevaplar…
Güller ve dudaklar.
İşi edebiyata bağlayacağım izninle. Çünkü ben bir “edebiyatseverim.” Dili alırım ve başlarım işçiliğe. Bir kunduracı yahut bir inşaat ustası gibi. Heykeltraş, ressam, cerrah neyse ben de oyum. Lal taşını dudak, ağaçtaki kuşu bülbül olarak görür, uzaklardaki vefasız sevgiliye çağrı namesi döktürürüm. Bir kahveyi ve kitabı buldum mu dünyayı unutur okur da okurum. Yaradan´ın ilk emri “oku” ya uydum diye de şükranla doldururum o günkü ömür kabımı.
Hepimiz bir kutsal kaseyiz bence. Her gün boşalır bu kâse ve eğer sabah uyanmışsak o boşluğu yeniden doldurma fırsatı verilmiş demektir. İşte “gerçek” budur. Kâseni sıkıca tut ve sen doldur. Kötü, hasta ya da günahkâr değilsin. Aksine aldığın nefes hikâyeni baştan yazman için verildi. İyi ki O´nun kulusun. Zaten bunun bilincindeysen gerisini O halledecek demektir.
Buluşmalar sürecek, kahveni kap ve gel. Çay da olur. Yeter ki gönlün olsun.