Sen Tanrı mısın!... (Tanrı Yanılgısı)
İşi sulandırmaya çalışan kimileri de; ‘Allah tanrının Arap dilindeki adı’ diyor. Plandaki sinsiliği ya da cehaletteki derinliği görebiliyor musunuz… Bir de başka tanrılar var anlaşılan, ama Allah onlardan filanca özellikleri ile farklı ve üstün... Bunun adı da iman öyle mi... Oysa bütün peygamberlerin mücadelesinin esası tevhid mücadelesi olan ‘La ilahe…’ ile başlar. Siz tanrılara ya da tanrıya inanadurun bakalım, Allah bunu kabul edecek mi sizden...
Bakın; Allah Teâlâ nasıl buyuruyor; “(Rahmanın has kulları) Allah’la beraber başka bir tanrıya yalvarıp tapmaz/tapınmazlar" (Furkan 68). Günümüzde, bazı ilkel kabileler hariç, hiç kimse açıktan puta tapmıyor belki... Ya da Allah'a inandığını söyleyen kimseler bahsedilen türden bir tanrı filan edinmiş değil... Efendimizin mücadele ettiği Mekkelilerin sıfatı kafir değil 'müşrik' idi. Müşrik kafirden farklı olarak Allah'a inanır ama onu yeterli görmez. Bu yüzden araya başka ‘otoriteler’ koyar.
Etrafımızda o kadar çok insan var ki sözde 'Allah'a inanan'... Daha açık ifadeyle tasavvurundaki ‘tanrı’yı ‘Allah’ zanneden… Allah'ın nizamını-hükmünü yeterli, çağdaş, modern dünya ile uyumlu görmeyen, hayatına, sosyal ilişkisine, nasıl yaşayacağına karıştırmayan, Allah'ın topluma hükmetme yetkisine tahammül edemeyen... İşte onlar için Allah’ın hitabı; “Ayetlerimizi âciz (geçersiz, hayatın dışında) bırakmak için çalışanlara gelince, işte onlar için korkunç ve acıklı bir azap vardır” (Sebe 5).
Süreç; “Sezar'ın hakkı Sezar'a tanrının hakkı tanrıya”, felsefesini doğurmuştur. Burada kastedilen de esasen ‘Allah’tır. Sanki gücü yetecekmiş gibi, bazı hakları kendine bazılarını da tanrılardan bir tanrı zannettiği Allah'a veriyor ve hala Müslüman olmaya devam ettiğini zannediyor. Allah’ı sınırlandırıyor kendince… Ne yaman çelişki... Gözün görmemesi, kulağın duymaması, kalbin mühürlenmesi bu olsa gerek...
Uydurdukları dinin adına ‘İslam’, taptıkları tanrının adına ‘Allah’, ilkesini esas aldıklarını iddia ettikleri kitabın adına da ‘Kur’an’ demek; inancın İslam üzere bina edildiği anlamına gelmez. Zaten Allah'a da tapılmaz; ibadet edilir. Tapma-tapınma 'put'a ilişkindir. İsmine Allah demek yetmez bir başka deyişle… Yahudilikteki ‘Allah evreni altı günde yarattı yedinci günde dinlendi’ gibi eklemlemeler böyledir mesela... Haddi zatında İslam ‘semavi’ bir din de değildir. ‘Gökle ilgili’ anlamına gelen bu tanımlama son derece yanlıştır. Zira ne İslam gökten inmiştir ne Allah (haşa) göktedir ve ne de İslam gök tanrı dinidir.
Allah kelimesi Kur’an’da tanımlı bir kavramdır. Bu anlamda ‘ilah-tanrı’ kavramından farklıdır. İlah genel bir kavramdır. Mesela, ilahlık iddiası ya da Allah’ın ilahlığı anlamında uluhiyet deriz. Allah, ancak zatına has vasıfları ile bilinebilir. Bu anlamda Allah’a sadece bir ilah demek onu sıradanlaştırır. Hatta bilinç altında diğer tanrıların varlığına alan açar.
İlah kavramı, tanrı kavramı, tuğyan kavramı, şirk kavramı gerçek anlamda anlaşıldığında varlık iddiasının-güç iddiasının anlamsızlığı, şirk ile olan ilişkisi kendiliğinden ortaya çıkar. Ne var ki henüz dört işlemle ilgili sorunları olan kimseye integral-determinant gibi ileri matematik anlatmak gibidir bu durum…
Dünyayı ve mevcudatı 'tanrının' bir parçası kabul eden anlayış da yanıltıcıdır. Başkalarının nasıl yorumladığı bir önemi yok. İrfanı ve feraseti merkeze koymadıkça şirk de tevhid de hakkıyla anlaşılamaz. Hallaç ‘enel-hak’ dediğinde elbette ben tanrıyım demedi. Ama zahiri aşamayanlar öyle yorumladı.
Açık tanrılık iddiasındaki Firavun ya da Mekke müşriklerinin tapındığı türden bir tanrı-put artık aramızda yok belki… Ama şimdi onu temsil eden o kadar çok put var ki... Doğrudan görünür olmayan ve esasen (evrensel!) ‘değer’ merkezli, açık-kapalı tanrılık iddiasında bulunan bu türden ‘otoritelere' saygı duyulmaz, onlarla mücadele edilir. Çünkü Allah’ın koyduğu hükmü kulun değiştirme düşüncesi şirk düzeyinde cür'et ve Mekke müşriklerinin sahip olduğu türden cehalet ve firavunvari tuğyandır. Kur'an'da ifadesini bulan 'inil-hukmü illa lillah'ın (اِنِ الْحُكْمُ اِلَّا لِلّٰهِۜ) bu bağlamdaki güncel anlamı üzerinde düşünün isterseniz; bir 'meydan okuma' ile karşı karşıya kalacaksınız.
Allah’ın mülkü, Allah’ın hükmü ortadayken kendisine yeni kutsallar oluşturmak ya da oluşturulan kutsala başka korku ve endişeler yüzünden ram olmak, kendi eliyle yaptığı helva putunu acıkınca yemekten daha beterdir. Her ikisinin de idraki kapalıdır çünkü… Ama birisi 5. 6. Yüzyılda yaşıyor, ötekisi ise 20. 21. Yüzyılda… Ama ne var ki, bu durum her dönemde oldu ve akamete uğradı. Zira onlar istemese de Allah(cc) nurunu tamamlayacaktır.