Sen Tanrı mısın-2
İslam ve Allah kelimesi yerine sürekli, din ve tanrı kelimesini kullanan kişinin ilmi muteber de değildir. Ya hak din olarak sadece İslam’ı görmüyordur ya da kafasındaki Allah kavramı bulanıktır. Dinler arası diyalog böyleydi mesela… Bir aşamada global bir ‘proje’ olduğu ortaya çıktı nitekim; ‘ortak dünya dini…’ İslam’da asıl olan diyalog değil, monolog’tur oysa… Yani tebliğ… Zira diyalog İslam itikadını tartışmaya açmaktır.
Kur’an’da ‘ilahüküm, ilahün vahid’ tanımlaması da vardır. Yani ilahınız tek ilah olan (Allah)’tır. Buradan Allah’ın ilah ya da tanrı olduğu anlamı çıkar elbette... Ancak ‘ilahün vahid’ tanımlaması yine tek olanın Allah olduğuna referanstır. Diğerleri, firavunda olduğu gibi ‘iddia’ olmanın ötesine geçemez.
Tevhidin sırrına vakıf olmak insanı ‘kesret’ten kurtarır. Kesret… Yani bilinçaltındaki ‘diğer’ otoriteler… ‘Bir Bilen’ varken, bilinir-görünü olma çabası böyledir mesela… Zira bu ‘Tek Otorite’nin yanında, yaranmaya çalıştığınız şeylere göz kırpmak... Varlığına ve gücüne inanılan şeyler yüzünden varlığın ve gücün tek sahibinin ‘pas geçilmesinden’ bahsediyorum. Varlığı zenginlikte, asaleti bilgide, şerefi etrafındakilerde aramak da böyledir.
Talip olduğunuz şeyin size hiç kaybettirmemesi gerekir oysa... Vehmettiğiniz güce yaslanırsanız; hesap önünüze düştüğünde onların size bir faydası olmaz. Allah’ın her gün en az kırk defa tekrarlamamızı istediği o büyük ‘hesap gününden’ bahsediyorum. Gücün gerçek sahibiyle muhatap olduğunuzda ve 'al ve oku bu senin amel defterin' dendiğinde o defterle aranızda fersah fersah mesafeler olmasını isteyeceksin ama, o amel defteri boynunuzda asılı olacak... Hakikat 'mülk'ün sahibine ram olmaktır. Diğerlerinin tamamı sahtedir-rüyadır çünkü…
Bunların her biri ‘inanç’la ilgilidir ve metafiziktir. Beş duyu ile izah edemezsiniz bir başka deyişle… Bilimsel de değildir. Bu yüzden modern insan bu türden referansları esas almaz. Seküler felsefeye sahip olduğundan pozitif ‘bilim’ adına metafizik olana karşı çıkar. Çünkü söz konusu düşünce ‘tanrısal’ olan her şeye karşıdır ve hayatı o küçük aklıyla tahlil edebileceği vehimi-yanılsaması içerisindedir.
Birçok kimse Allah’ın dinini seküler düşüncenin izin verdiği kadarıyla anlamak istiyor. Allah’ın dinini seküler sınırlar içerisinde zannettiği ya da kabul ettiğinden Allah’ı bilerek ya da bilmeyerek gündelik ilişkilerinin dışında tutuyor. Sözgelimi helalinden kazanması daha az kazanması anlamına geldiği için hayatın dışına itiyor. Zira söz gelimi faizli olanı daha cezbedici… Seküler felsefe dinin bireysel ve vicdan işi olduğunu telkin eder.
Öyle ya seküler düşünce sosyal-siyasal hayatta dine yer vermez. Bilerek ya da bilmeyerek söylediği şey şu aslında: ‘Ey Allah’ım, evet sen varsın, sana inanıyorum ama, senin bana indirdiğin nizamı, sistemi yeterli ve kendime uygun görmüyorum. Ben kendi hayatımı kendim şekillendireceğim.’ Oysa bu durum, beşere tabi olmayı Allah’a tabi olmaya tercih etmektir. Ama uyaralım; birinci dinin sahibi ikincisinin açık ya da gizli benimsenmesini kabul etmiyor. Peki şu ayete ne dersiniz; “heva heveslerini ‘tanrı’ edineni gördün mü…” İşte buradaki olay tam olarak bu…