KONYA HABER
Konya
Açık
31°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,7590 %0.06
55,1696 %0.05
11.099,76 %1.26

Sen Tanrı mısın-2

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Bir önceki yazımızda tanrı kavramının Allah’ı anlatmaktan ziyade İslam’ın da reddettiği, hatta en büyük günah (şirk) olarak kabul ettiği, ‘diğer otorite iddialarını’ tanımladığı üzerinde durmuştuk. Kur’an’da bu otorite iddiaları ‘tuğyan’ (azgınlık-haddi aşma, tanrılık iddiası) olarak ifade edilmiştir. Nitekim Taha Suresi’nde (24 ve 43) firavun için bu kökten bir tanımlama (innehu tağa-اِنَّهُ طَغٰىۚ) kullanılmıştır. Dolayısıyla ‘tanrı’ kavramının; çerçevesi-sıfatları, esması bilinen ‘Allah’ ile doğrudan bir ilişkisi yoktur. O’nun (cc) sıfatları referans kaynaklarda (Kur’an ve sünnet) bildirilmiştir. Diğer tanımlamalar, yani Allah’ı sıfatları dışına taşımak Allah’ı gerçekten de ‘tanrı’laştırır. 

İslam ve Allah kelimesi yerine sürekli, din ve tanrı kelimesini kullanan kişinin ilmi muteber de değildir. Ya hak din olarak sadece İslam’ı görmüyordur ya da kafasındaki Allah kavramı bulanıktır. Dinler arası diyalog böyleydi mesela… Bir aşamada global bir ‘proje’ olduğu ortaya çıktı nitekim; ‘ortak dünya dini…’ İslam’da asıl olan diyalog değil, monolog’tur oysa… Yani tebliğ… Zira diyalog İslam itikadını tartışmaya açmaktır. 

Kur’an’da ‘ilahüküm, ilahün vahid’ tanımlaması da vardır. Yani ilahınız tek ilah olan (Allah)’tır. Buradan Allah’ın ilah ya da tanrı olduğu anlamı çıkar elbette... Ancak ‘ilahün vahid’ tanımlaması yine tek olanın Allah olduğuna referanstır. Diğerleri, firavunda olduğu gibi ‘iddia’ olmanın ötesine geçemez.

Tevhidin sırrına vakıf olmak insanı ‘kesret’ten kurtarır. Kesret… Yani bilinçaltındaki ‘diğer’ otoriteler… ‘Bir Bilen’ varken, bilinir-görünü olma çabası böyledir mesela… Zira bu ‘Tek Otorite’nin yanında, yaranmaya çalıştığınız şeylere göz kırpmak... Varlığına ve gücüne inanılan şeyler yüzünden varlığın ve gücün tek sahibinin ‘pas geçilmesinden’ bahsediyorum. Varlığı zenginlikte, asaleti bilgide, şerefi etrafındakilerde aramak da böyledir. 

Talip olduğunuz şeyin size hiç kaybettirmemesi gerekir oysa... Vehmettiğiniz güce yaslanırsanız; hesap önünüze düştüğünde onların size bir faydası olmaz. Allah’ın her gün en az kırk defa tekrarlamamızı istediği o büyük ‘hesap gününden’ bahsediyorum. Gücün gerçek sahibiyle muhatap olduğunuzda ve 'al ve oku bu senin amel defterin' dendiğinde o defterle aranızda fersah fersah mesafeler olmasını isteyeceksin ama, o amel defteri boynunuzda asılı olacak... Hakikat 'mülk'ün sahibine ram olmaktır. Diğerlerinin tamamı sahtedir-rüyadır çünkü…

Bunların her biri ‘inanç’la ilgilidir ve metafiziktir. Beş duyu ile izah edemezsiniz bir başka deyişle… Bilimsel de değildir. Bu yüzden modern insan bu türden referansları esas almaz. Seküler felsefeye sahip olduğundan pozitif ‘bilim’ adına metafizik olana karşı çıkar. Çünkü söz konusu düşünce ‘tanrısal’ olan her şeye karşıdır ve hayatı o küçük aklıyla tahlil edebileceği vehimi-yanılsaması içerisindedir. 

Birçok kimse Allah’ın dinini seküler düşüncenin izin verdiği kadarıyla anlamak istiyor. Allah’ın dinini seküler sınırlar içerisinde zannettiği ya da kabul ettiğinden Allah’ı bilerek ya da bilmeyerek gündelik ilişkilerinin dışında tutuyor. Sözgelimi helalinden kazanması daha az kazanması anlamına geldiği için hayatın dışına itiyor. Zira söz gelimi faizli olanı daha cezbedici… Seküler felsefe dinin bireysel ve vicdan işi olduğunu telkin eder. 

Öyle ya seküler düşünce sosyal-siyasal hayatta dine yer vermez. Bilerek ya da bilmeyerek söylediği şey şu aslında: ‘Ey Allah’ım, evet sen varsın, sana inanıyorum ama, senin bana indirdiğin nizamı, sistemi yeterli ve kendime uygun görmüyorum. Ben kendi hayatımı kendim şekillendireceğim.’ Oysa bu durum, beşere tabi olmayı Allah’a tabi olmaya tercih etmektir. Ama uyaralım; birinci dinin sahibi ikincisinin açık ya da gizli benimsenmesini kabul etmiyor. Peki şu ayete ne dersiniz; “heva heveslerini ‘tanrı’ edineni gördün mü…” İşte buradaki olay tam olarak bu…

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız