Anneler ve Oğulları
Neyse, aldı sazı eline ve esti rüzgâr yine birgün çok deli. Esme´yi aldı götürdü. Oğlu elinden gitti üstelik son nefesi. Güzelliği lanetti Esme için. Hatta güzellik çoğu kez lanetlenirdi, hor görülürdü. Çirkinliğe, yokluğa, acıya alışıktı, bağışıktı ilkel insan. Esme, Abbas´ı sevdi ki büyük suç yapmıştı. Halil diye biri kaçırdı onu. Teslim olmak düştü payına Esme´nin. Travması ancak bir masal olarak kıymet görebilirdi. Hasan doğdu, anne dedi Esme´ye, tüm dünyası Hasan´dı. Kaderin kederi peşindeydi ne yazık ki. Eski sevdalısı Abbas, Halil´i öldürdü. Oğlunun babasına olanlar Esme´ye “kefen” diye biçildi. Töre böyleydi. Hasan, annesini öldürmeliydi. Sevgisini, bağlılığını hiçe sayıp erkek gibi davranmalıydı. Köyden kaçmaya çalıştılar, olmadı. Esme, Hasan´ı da bırakıp kayıplara karışamadı. Mitlerde kâhin derler, bir Dursun vardı köyde işte bu kâhinin vücut bulmuş hâliydi, bilgeydi, gördüğü yerde öğütlerdi Hasan´ı. “Ben bu yaşa geldim, insan soyunda böyle güzellik daha görmedim. İnsan bunca güzel olunca…insanlar onu iflah etmez Hasaaaan, edemezler…Beni dinle olur mu? Ananı öldürme…”
Öldürdü…
Öldürdüler…
Hasan annesini, çok sevse de öldürdü. Köyün baskısı, dedikodusu, yalanı, uydurması bitmedi. Dayanamadı. Rüyalarına girdi babası farklı hayvan suretlerinde. Bozulmuş psikolojisinin kotardığı rüyalardan hayır mı çıkacaktı yani? Çıkmadı. Öcü alınmamıştı ve kâh hortlak, kâh kırmızı yılan oluyordu bu töre ısmarlaması rüyalarda. Pardon, kabuslarda. Birinde de kertenkele oldu baba. Şu insanın her şeyi kolayca olurken gerçek fıtratına hep üvey evlat muamelesi yapması cidden trajikomikti. Neyse, öldü Esme, babasının kanını yerde bıraktığı için onmayası diye beddua edilen Hasan´ın ellerinden. Köy halkı muradına erdi. Varsın Hasan anne katili olsundu. Varsın bir güzellik daha kurban verilsindi. Tanıdık bildik karanlıklardı bunlar. Bilinmez aydınlıklardan korunsunlardı yeter ki.
İşte böyle. Edebiyat sırtını mitolojik anlatılara dayayan romanlarla doludur. İçlerinde cidden çok güzel çok derin olanları vardır. Aslına bakarsanız bugünkü modern dünyamızın üzerinde durduğu sütunlar hep bu mitler, efsanelerdir. Yani öyle geçmişten yakayı sıyırmak diye bir şey yok. İşte onlardan biri Yılanı Öldürseler romanı. Yaşar Kemal, Esme´nin esemeyişini anlatmış, Kral Oidipus efsanesinden aldığı rüzgârla. Oidipus ve annesi İokaste ile Esme ve Hasan özdeşimi kurmuş. Anneler ve oğulları. Bir de kaçılamayacak makus kaderleri. Yakasına yapışan kehaneti boğacağını zanneden Oidipus´un tıpış tıpış kraliyet yolculuğuna çıkması ve annesiyle olanlar…Yunan mitolojisindeki öykünün daha kaotik olduğu kesin. Ondan da söz edeceğim size. Kimilerinin gözleri yuvalarından fırlıyor. Anne ile evlilik her aklın alacağı sıradan bir vaka değil. Ama kim demiş ki hayat biz insancıkların küçücük ego havuzuna sığmak gibi bir dert taşıyor? Vallahi yok. Umru değil. O bildiği gibi dönüyor. Sen ister alık bir balık olarak devam et ister zihnini yeniden inşa et. İkinci seçenek epey cazip. Hatta zorunlu. Malum, olan bitenler ortada. Mitolojik kahraman Oidipus ve sendromunu Freud amcamızdan da destekle yâd edeceğiz. Kahvelerimizi hazırlayalım ve buluşalım.