Türk toplumunun kadim yardım kültürünü zedelemeyin
Bu hafta gündem malum olduğu üzere fon ve hortumlanan paralardı. Üstüne bir de hayırsever ve iyilik peşinde koşan olarak bildiğimiz malum zatların gözaltı süreçleri yaşanıyor. Ne yazık ki toplumsal açıdan ciddi bir güven zedelenmesi yaşıyoruz. En güvenilir dediğimiz kişi ve kurumların milletten toplanan paraları borsada, fonda çar çur ettiği, yurt dışına para kaçırdığı, kumar masalarında kaybettiğini okuyoruz, görüyoruz. Ne yazık ki son birkaç yılda yaşanan benzeri tablolar toplumun güven duygusunu, yardım etme motivasyonunu, zekat, sadaka ve hayır kültürünü çok ciddi bir şekilde zedelemiş durumda. Allah’tan hayırlısı.
Bugün geldiğimiz noktada çok hayırsever kimliğiyle bildiğimiz eşimiz dostumuzun yaşananlardan sonra, gördüklerinden sonra bu noktada artık eskisi gibi olmadıklarını, hayır hasenat peşinde koşmadıklarını görüyor ve üzülüyorum.
Oysa Türk toplumu, tarih boyunca yardımlaşma, dayanışma ve hayırseverliği hayatın merkezine koymuş köklü bir kültüre sahip. Bu kültür; İslam dininin emir ve tavsiyeleri, Orta Asya’dan gelen geleneksel dayanışma duygusu ve Osmanlı vakıf medeniyeti ile şekillendi. Yani bu bizim genlerimizde, özümüzde, mayamızda var.
Mesela vakıf sistemi ve burada yapılan hayır hasenatlar yüzyıllardır tıkır tıkır işliyor. Bugün bile Vakıflar Genel Müdürlüğü aracılığıyla yüzlerce yıl önce başlanan vakfiye şartları yerine getiriliyor. O kültür öyle bir kültür ki sadece garip gurebayı değil göç yolundaki leyleği bile düşünmüş bir kültür. Yine sadaka taşları diye çok güzel bir gelenek ve kültürümüz var. Veren el ile alan elin birbirini görmediği herkesin ihtiyacı kadar aldığı yoksulun onurunun korunduğu muazzam bir sistem. Ya da Zimem Defteri yani Veresiye Defteri ödeme geleneği var. Özellikle Ramazan ayında durumu iyi olan kişiler, mahalle bakkallarına giderek borç defterindeki tanımadıkları kişilerin borçlarını tamamen veya kısmen öderlerdi. Yine aynı şekilde askıda ekmek uygulaması ile ihtiyaç sahipleri en temel ihtiyaç olan ekmeğe kolayca ulaşabiliyordu. Şu kültüre, şu geleneğe, şu hayır hasenata, şu zerafete, nazikliğe bakar mısınız?
Hele bir de komşuluk ve imece geleneği vardı ki bugün imrenerek baktığımız, gıpta ile aradığımız bir uygulama. Bizim kültürümüzde, dinimizde, örfümüzde komşusu açken kimse yatağa tok girmezdi.
Bugün ise insanların iyilik duyguları törpüleniyor, sadaka ve zekatları ne yazık ki yerine ulaşamıyor. Yapmayın, etmeyin bunların ağır vebali var. Kimse altından kalkamaz. Gerçekten üzüntü verici bir durum. Ama bize düşen az çok demeden zekat ve sadakalarla yoksullara ulaşmak. Bunu aracılar vasıtasıyla yapamıyorsak lütfen doğrudan yapalım. Bu gelenek, bu kültür mutlaka yaşamalı.
Bel ki burada devletimiz daha güvenli yapılar inşa edebilir. Herkesin kolayca ulaşabileceği şeffaf bir yapı ile bir fon oluşturulur. Herkes bu fona maddi desteğini yapar. Sonrasında da kaymakamlık aracılığıyla ihtiyaç sahiplerinin yüzü güldürülür. Böylece yardımlar, zekatlar, sadakalar, adaklar yerine ulaşmış, vatandaşın içi rahat, gerçek garip gurebanın ihtiyacı giderilmiş olur. Kafalarda soru işareti kalmaz.