Konya'da uzun yıllardır aile hekimliği yapan Dr. Tufan Soydabaş yeni kitabını sevenleri ile buluşturacak. Roma mı İskenderiye mi? adlı eserini anlatan Dr. Soydabaş, Bu romanı yazarken, iki bin sene evvelki tarihte geçen kahramanların, karakterlerini, stratejik askeri dehalarını, felsefi duruşlarını, aşka dair güzellemelerini onların mizaçları ve duruşlarına göre aksettirmeye çalıştım. Bütün bunları yaparken tarihin akış dokusuna dokunmadım, sadece kendi oluşturduğum ilave kahramanlarla işleyen tarihsel akış süreci içerisinde kurgulamalar yaptım. Yazdığım roman tamamıyla özünde kurgusaldır dedi.

Dr. Soydabaş, "Bir önceki romanım "İmparator’un Mektubundan" sonra geri bildirimlerin olumlu olması ve tekrar devamını yazabilir misiniz? Telkinlerinden sonra bu romanı yazmaya karar verdim. Oldukça aheste aheste başlamıştım. Çoğu zaman tıkandığım zamanlar olmuştu, pandemi zamanlarına da denk gelmesinin de bunda etkili olduğu kanısı bende galebe çalmıştı. Öyle ya da böyle başlamak bitirmenin yarısıdır misali ile ve Antik Roma Tarihine de merak sarmam ve araştırmam sonucunda, Aralık 2025 ‘e gelindiğinde ‘’Roma mı, İskenderiye mi?’’ adıyla romanımı nihayete erdirebildim. Roman yazmanında kendine has ayrı bir duygusu oluyor. Zira, bilgisayarın karşısına geçtiğinizde bir anda reel dünyadan kopup, Romanda ki kahramanlarınızla arkadaş oluyor ansızın ayrı bir dünyanın bir parçası oluveriyorsunuz. Bu şekliyle romanı yazmam daha önceki yazdığım romanda olduğu gibi sanki o dönemi bizde yaşadık şeklinde ki yüz güldürücü geri dönüşler de beni çok mutlu etmişti ve bende yazarken sanki yaşıyormuşum gibi yazmaya gayret ettim ta ki okuyucuda sanki antik çağı yaşıyormuş hissine kapılsın ve o dönemi yaşasın" ifadelerine yer verdi.

ROMA MI İSKENDERİYE Mİ? ESERİ NE ANLATIYOR
Dr. Soydabaş, Roma mı İskenderiye mi? eserini şu sözlerle anlattı, "Kurgusal tarafı ile düşünürsek, aslında bu roman tarihin en büyük aşk ve ihanet üçgeninde unutulmuş gladyatörün hikayesidir. Bir yanda Octavianus’un soğuk hesapları, öte yandan Marcus Antonius’ un tutkulu öfkesi, ortada ise dünyanın son Helenistik Kraliçesi, zekasıyla, güzelliği ile erkekleri dize getiren Kleopatra. Ama bu hikâye, onların hikayesi değil. Bu Spiculus’ un hikayesi. Octavianus’ un manevi kardeşi, Cicero’ nun göz bebeği, sonra Kleopatra’ nın sevgilisi, generali, gölgesi olan adamın hikayesi.

Ve Gazelle’ nin özgürlüğün, masumiyetin, imkânsız aşkın adı. Tarih bize, Kleopatra’ nın yılanla öldüğünü, Marcus Antonius’ un kendi kılıcıyla intihar ettiğini, Octavianus’ un zaferle Roma’ ya döndüğünü anlatır ama tarih Spiculus’ u anlatmaz sadece benim kurgusal olarak oluşturduğum ve gerçek tarihle alakası olmayan bir gladyatörün hikayesidir. Bu roman, Spiculus’ un gözünden, Actium Savaşını, Kleopatra’ nın son nefesini, Gazelle’ nin gözyaşlarını ve bir gladyatörün kalbinin nasıl ikiye bölündüğünü anlatır. Bu hikâye aşk üzerine ama aynı zamanda ihanet üzerine, güç üzerine ve en çok da seçim üzerine kurgulanmıştır. Çünkü bir adam kraliçeyi mi seçer, yoksa özgürlüğünü mü? Bir gladyatör zaferi mi kazanır? Yoksa vicdanını mı? Okurken sizde el bette soracaksınız, Spiculus ne yaptı? Ben söyleyeyim, o tarihin akışını değiştirmedi ama kendi kalbini değiştirdi. Belki de asıl zafer budur."