Depremin o amansız rüzgârıyla, ağacından kopup savrulan bir yaprak gibi savrulmuştum. O yaprak yüreğimdi. Kendi şehrimden, sevdiklerimden bile haber alamadan, çaresizliğin sessiz fırtınasında içim parçalanarak yola çıktım.
Yeni durağım gönüllerin başkenti Konya oldu. Adeta Mevlânâ’nın şefkatli kucağına, o sıcak ve aydınlık ocağa düşmüştüm. Canımın yarısı yıkılmış Antakya’da kalmıştı ama sığındığım bu şehirde bendeki beni yeniden buldum.
Selçukya Kültür Sanat Derneği bana sadece kapılarını açmadı; acılarımı şiirle, türküyle ve dost eliyle sarıp sarmaladı. İlk şiir programında kayıplarıma rağmen dimdik duruşum, Fatma Şeref Polat Başkanımın ve gönül dostlarımın yüreğine dokundu. Oysa o gün kürsüde “Antakyam Her Şey Eksik” şiirimi okurken ellerim titriyor, gözlerim doluyordu. Program sonunda beni kucaklayan, gözyaşlarımı silen ve acımı paylaşan yine Selçukyalı şair kardeşlerim oldu.

Fatma Başkanım bana, “Şehrini, evini ve sevdiklerini kaybetmiş bir insan profili görmedim. Pozitifliğinize hayran kaldım.” dedi. Ben de ona, “Dik durmak zorundayım başkanım. Ailemi, sevdiklerimi ve şehrimi yeniden ayağa kaldırmak için güçlü olmak zorundayım.” diye cevap verdim.
Sonrasında da beni hiç yalnız bırakmadılar. Kitap imza günleri, şiir akşamları, söyleşiler, okul programları ve edebiyat sohbetleri derken Konya’da geçirdiğim üç yıl boyunca adeta bir okyanusa dönüştüm. Onların dost elini ve sevgi dolu yüreklerini asla unutamam.
Üç yılın ardından memleketime dönme vakti geldiğinde hem sevinç hem de hüzün içindeydim. Bir yandan Antakya’ya kavuşmanın heyecanını yaşarken, diğer yandan Selçukya ailemden ayrılmanın üzüntüsünü hissediyordum. Mevlânâ’nın şehrinde bir okyanus olmuştum; kendi şehrimde yeniden küçük bir su birikintisine dönüşmekten korkuyordum.
Bu duygumu fark eden Fatma Başkanım bana şöyle dedi:
“Sizdeki azmi ve kararlılığı görüyorum. Orada da aynı şekilde devam edeceksiniz. Belki de şehrinizin size ihtiyacı var. İnanıyorum ki gittiğiniz her yeri güzelleştirecek ve kendi sanat topluluğunuzu kuracaksınız.”
O gün kalbime ilk inanç tohumlarını eken kişi oldu.
Hatay’a döndükten sonra Konya’daki dostlarımı, şiir gecelerinin heyecanını ve ‘Biz Bize’ programlarında kazandığım dostlukları özlemle anıyordum. İçimdeki korku ise hâlâ aynıydı: Kendi küllerinden doğmaya çalışan memleketimde yeniden yalnızlaşmak...
Taşındıktan iki ay sonra değerli kalemdaşım Esma Evrensel Hocam beni aradı. Ona Konya’yı, sanatı ve sahneyi ne kadar özlediğimi anlattım. Bana şu sözleri söyledi:
“Ayşegül, sen güçlü bir kadınsın. Silkelen, kendine gel ve kollarını sıva. Antakya’da yeni güzelliklere imza atacaksın.”
Aynı günlerde oğlum da bana, “Anne, kitaplarını al ve Kültür Müdürümüze git. Hem hediye et hem de projelerini anlat.” dedi.
Ertesi gün Sayın Abdullah Dinç Beyefendi’yi ziyaret ettim. Randevusuz olmama rağmen beni kabul etti. Projelerimi dikkatle dinledi ve her zaman destek olacağını söyledi. Şiir dinletileri için Medeniyetler Kütüphanesi’nin kapılarının açık olduğunu ifade etti.
Daha sonra Hakan İkbal Beyefendi’yi ziyaret ettim. Onun ilgisi ve desteği de bana büyük moral verdi. Ardından Sayın Rektörümüz Veysel Eren Beyefendi ile görüştüm. O da beni randevusuz kabul etti. Projelerimi anlattım ve “Hataylıyım” şiirimi okudum. Sağ olsun, Suskun Şair Necip Demir ve Ali Parlak hocalarımın iletişim bilgilerini vererek bu yolda bana destek olacaklarını söyledi.

İşte o an içimden, “Bu kültür sanat topluluğunun temelleri atıldı.” dedim.
Sonrasında, mezun olduğum Necmi Asfuroğlu Anadolu Lisesi’nde Abdullah Dinç Beyefendi’nin koordinasyonunda bir söyleşi gerçekleştirdik. Ailede kitap okuma alışkanlığı ve akran zorbalığı gibi önemli konuları ele aldık. Yıllar sonra okuluma bir yazar olarak dönmek benim için tarifsiz bir mutluluktu.
Ardından Necip Hocamla çalışmalarımıza başladık. İlk programımızı Medeniyetler Kütüphanesi’nde gerçekleştirdik. Daha sonra ikinci programın hazırlıklarına koyulduk. Bu kez Selçukya Kültür Sanat Derneği ile buluşacaktık.
Fatma Başkanımın dediği gerçekleşti ve geçtiğimiz cumartesi günü onları Hatay’da ağırladık. Şiirlerle ve türkülerle unutulmaz bir sanat şöleni yaşadık. Başkanımızın plaket takdimi, katılımcılara verilen hediyeler ve Konya Büyükşehir Belediyesinin destekleri programı daha da anlamlı kıldı.
Akşam ise Gülderen’de açık havada programın devamını gerçekleştirdik. Bir kez daha azim, birlik, beraberlik ve kardeşlik kazandı.
Başta Ali Parlak Beyefendi, Eşref Hocam, Necip Demir Beyefendi, Vehbi Gülen Hocam olmak üzere emeği geçen tüm dostlarıma, şair ve yazar arkadaşlarıma, Selçukya aileme gönülden teşekkür ediyorum.
Bazen yeniden ayağa kalkabilmek için yalnızca “Sen başaracaksın” diyen bir omuz yeterlidir. Her adımımda yanımda olan, düştüğümde elimden tutan ve yeniden ayağa kalkmam için bana güç veren sevgili eşim Mustafa Gök’e ve aileme de sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Hatay Kültür ve Sanat Derneği ile Konya Selçukya Kültür Sanat Derneği olarak gerçekleştirdiğimiz 1. Konya-Hatay Kardeşliği Sanat Şöleni bize bir kez daha gösterdi ki; Konya ve Hatay artık yollarla değil, acıdan süzülen, küllerinden yeniden doğan yüreklerle birbirine bağlanmış iki kardeş şehirdir.