Prof. Dr. Turan Akkoyun

Prof. Dr. Turan Akkoyun

Durakta Durmaksızın

Durakta Durmaksızın

Medya ürünleri içerikleri ile bireysel ve toplumsal yaşanmışlıklar hususunda canlılık arz eden çeşitli fonksiyonları üstlenebilmektedirler. Türk milletinin zaferler ayı kapsamında kitle iletişim araçlarında ve sosyal medyada kendine yer bulan Kırcaali Belgeseli Fragmanı da hedef kitlede farklı duyguları harekete geçirmiş, gösterim ile birlikte bunun öykülü bir medya ürününe dönüştürülmesinin faydalı olacağı kanaati belirginleşmiştir.

Kanaatler her vakit bolca bulunur ancak onların projelendirilmesine nadiren şahitlik edilmektedir. İşte o nadirlik umutsuzluktan ziyade sıklet noktasına dönüşerek bütünlüğü de yansıtmaktadır.

Türklüğün ilk anavatanı Türkistan’nın güzide medeniyet merkezleri arasında yer alan Buhara’da başlayan hayatı, ikinci anavatanın giriş koridorunda yer alan Ahlat’a oradan da Halep, Alanya üzerinden Tuna boylarına uzanan yaşanmışlık elbette renkli ve zengin kültürel bir esere dönüşmeliydi. Üstelik temanın hedef coğrafyası Türklüğün ikinci anavatanının henüz yeni açılmaya çalıştığı Balkan diyarıdır.

Buraya intikalde film makarası geriye doğru sarıldığında şeride yansıyacak Çimpe Kalesinin alınışı, Rumeli’ye geçiş, Sandalların hazırlanışı, Kara İsalı’da toplanış, Domaniç Hayme Ana Türbesinde Osmanoğlu Süleyman Paşa ile tanışma, Karahisar Ulu Camiinde namaz edası yanı sıra ahali ile kısa bir sohbet takdir edilmelidir ki her birisi başlı başına devasa bir temaya işaret etmektedir. Aynı şekilde hem senaryo, hem reji, hem de ekipman idaresi gerektirmektedir.

Muhafaza hususunda kervanla temasa geçen Kırcaali ve mahiyetindeki yiğitler gece vakti Karahisar’daki hana eriştiklerinde Hicaz makamında okunan ezan sesiyle bir anda yorgunluklarını unutup cemaate yetişebilmek için koşar adım Ulu Camii'ye geçerler. Abdest alırken de etraflarında meraklı yaşlı bakışlar belirir. Onlar yabancıdır ancak camiye geldiklerine göre de değildirler fakat kimlerdir bilinmemektedir. Çok da bir önemi bulunmamaktadır aslında.

Camiye adım attıklarında da namazın sünneti tamamlanmış kıraat okunmaya başlamıştır. Farza yetişebilmişlerdir ancak kör ışıklar bir anda şaşkınlığa sebep olur. Kamera ağır çekimde ilerler. Çünkü Ulu Camii ahşap yapısıyla uzun yıllar ve yollar evvel ayrıldıkları Buhara’nın Hokant Cuma Camii ahşap direkli camisine ne kadar da benzemektedir. Aynı zamanda kirişlerdeki süsleme ve yazılar arasında da bir rabıta hemen fark edilmektedir. Bu bir serap değildir Oğuzlar sadece bedenlerini değil yaşam tarzlarını da gittikleri yerlere götürmüşler hasretlerini mimariyle giderip yeni nesillere aktarmışlardır. Namaz sonrasında ahaliyle sohbet ederler ancak yorgunlukları ve yolculuğa devam edeceklerinden tekrar hana geçerler.

Karahaisar Kalesi “yıkılır gelir” eşliğinde günün ilk ışıklarını yansıtarak heybetini artırırken kervan sessiz bir şekilde Kütahya istikametinde ilerlemektedir. Bir bozkurt kenardan kenardan yavaş fakat keskin bakışlarıyla kendilerini izlemektedir. Kim bilir görevini devretmenin huzuru içindedir.

Domaniç Çarşamba Köyü’nde bir türbenin yakınında dururlar. Türbeye yüzü kendilerine ise sırtı dönük heybetli bir yiğidin etrafında alp olduğu belli olan yarenleri bulunmaktadır. Hepsinin elleri açık dua etmektedirler.

Onlara yaklaştıklarında iki yiğit önlerini keser o esnada heybetli yiğit yüzünü döner “Hoş gelmişsiniz Hz. Ali’nin isimdaşı yoldaşım, ben Osman Bey oğlu Orhan Gazi evladı Süleyman Paşa” der.

Duraktan durmaksızın menziline yönelirler, film makarası ve şeridi ileriye doğru dönmeye başlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Prof. Dr. Turan Akkoyun Arşivi