Çivi yok, tutkal yok, ahşap parçalar geçme (kündekâri) tekniğiyle birleştirilmiş kısaca ahşap ustalığının en saf hâli… Konya’nın Beyşehir ilçesinde 729 yıldır ayakta duran ve geçtiğimiz yıllarda UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınan tarihi Eşrefoğlu Cami, asırlardır olduğu gibi bu ramazan ayında da gönüllerin buluşma noktası oluyor.
Anadolu'daki ahşap direkli camilerin en büyüğü ve orijinali olma özelliğiyle, ahşabın büyüleyici güzelliği ve eşsizliğiyle nadide bir yere sahip olan tarihi Eşrefoğlu Camii, ezan sesine kulak verip camiye koşanların aynı safta kıbleye yönelip kıyama durmasıyla birlikte huzurun adresi oluyor.

AĞAÇ DİREKLİ CAMİLERİN İLK ÖRNEKLERİNDEN
Konya'nın Beyşehir ilçesinin kuzeyinde, İçerişehir Mahallesi'nde yer alır. 1296-1299 yılları arasında yapılmıştır. Orta Asya'da Semerkant, Buhara gibi eski Türkistan şehirlerinde yer alan ağaç direkli camilerin ülkemizdeki bir örneği olan Eşrefoğlu Camii, 46 ahşap sütun üzerinde yükselir. Sütunlar sedir ağacı odunudur ve inşa edilmeden önce 6 ay suda bekletilmiştir. Yüzyıllar boyu kış aylarında camiinin damındaki kar, çatının ortasındaki boşluktan ortadaki havuza atılmış ve ortamı nemlendirerek yakılan sobalardan ötürü ahşap sütunların çatlayıp kurumasını engellemiştir. 1965 yılında karlığın üstü camla kapatılmış ve işlevini yitirmiştir.
6 metre yüksekliğinde, çini mozaik ile kaplı çok görkemli bir mihraba sahiptir. Anıtsal bir taç kapısı vardır. Minberi tamamen ceviz ağacından, oymalı ve çatmalı tutkalsız yapılmıştır. İnanılmaz bir düzgünlük ve incelikte yapılan minber geometrik şekiller ve bitkisel bezemelerle kaplıdır. Caminin tavanı renkli kalem işi süslemelere sahiptir. Özellikle konsollardaki kök boyalı motifler dikkat çekicidir. Eşrefoğlu Camii, Selçuklu Ulu Camilerinde görülen şu özelliklerin tamamını barındıran tek örnektir: Çoğul ahşap sütunlu, tavanı tamamen ahşap ve kalem işçiliği ile süslenmiş, minber tamamen ahşap ve Kündekari tekniği ile yapılmış, mihrabı çinili.
Beylikler Devri'nde Eşrefoğlu Beyi Süleyman Bey tarafından yaptırılan bu camii, Eşrefoğlu toplu yapıları içinde yer alır. Cumhuriyet döneminde 1934'ten itibaren zaman zaman tamir edilmiştir. Bu tamiratlar sonucu toprak çatı, önce kiremitle örtülmüş; sonra bakırla kaplanmıştır. Emir Seyfettin Süleyman'ın 1301 tarihli türbesi, camiinin doğu duvarına bitişiktir.

ORTASINDAKİ KARLIK KLİMA GÖREVİ ÜSTLENMİŞ
Ortasında yer alan karlık denilen havuza çatıdaki karların doldurulmasıyla ortamın nemlendirildiği ve bu sayede sütunların çatlayıp kurumasının engellendiği 729 yıllık cami, bu özelliği ile diğer camilerden ayrılıyor. Damdaki karın açık alandan aşağıdaki havuza kürünmesiyle oluşan nem dengesinin, sedir sütunların uzun süre ayakta kalmasını sağladığı camide, bu havuza günümüzde kar doldurulmuyor. Ancak tavana yapılan kumandalı sistemle cami yine havalandırılıyor. Biriken kar ve buzun halka da dağıtıldığı havuzun, ayrıca camiyi serin tutarak, klima görevini de yerine getirdiği belirtiliyor.

MİNBERİNDE ÇİVİ VE TUTKAL YOK
Çivi ve tutkal kullanılmayan minberin kapısının üst kısmında, labirente benzeyen şeklin tam ortasında “Allah”, alt kısmında “Muhammed” ve dört halifenin ismi yazılı. Minberin etrafına oyma sanatıyla Ayetel Kürsi yazılmış. Kemerin üzerinde minberi yapan ustanın vasfı ve ismi gizlenmiş. Minberin yan cephelerinde muhteşem bir işçilik var. Eğri kesim tekniği, oymalık, kakmacılık tekniğinin uygulandığı bir sanat görülüyor. Minberin tam ortasında bir şekil var. Etrafındaki şekiller güneşi sembolize ediyor. Çevresindeki yıldızlar ve büyük şekiller ise gezegenleri temsil ediyor. Caminin mihrabındaki çinilerin yüzde 90'ına yakınının orijinal olarak günümüze gelebildi. Eşrefoğlu Camii'nin mihrabında 4,58 metre eninde 6,17 metre yüksekliğindeki çinilerin tamamı Selçuklu çinisi. Ağırlıklı olarak turkuaz ve patlıcan moru iki renk kullanılmış.

Bu renkleri günümüz teknolojisiyle bile elde etmek mümkün görülmüyor. Kubbe ise tuğlalarla çevrili çini kaplama. Mihrabın alt kısımları yaklaşık 70 yıl önce zarar gördüğü için 2004 yılına kadar yeşil bir perdeyle kapatılmış. Sonrasında bu kısım restorasyonla düzeltildi. Mihrap üzerinde 8 kollu Selçuklu yıldızı, aynı zamanda cennetin 8 kapısını temsil ediyor. Diğer bir görüşe göre ise kabarık olan yer Anadolu'yu temsil ediyor, etrafındaki 24 ok ise o tarihteki 24 Oğuz boyunu temsil ediyor. Bu 24 sayısını günün 24 saat olmasına ve her bir okun bir saati temsil etmesine bağlayanlar da bulunuyor.