KONYA HABER
Konya
Hafif yağmur
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
42,5088 %0.16
49,3718 %0.05
9.423,41 % 1,55
Ara

İDARE

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

İnsanlık, bin dört yüz yıldır aynı sorunun gölgesinde yaşıyor.

İnsanı kim idare ediyor ve insan neyin farkında?
 

7. asırda Medine’de kurulan o kutlu şehir devleti, insanı bir rakam, bir kitle, bir yönetim nesnesi olarak görmedi.

İnsan; emanet taşıyan, irade sahibi, hakikatin muhatabı bir varlıktı.

Devlet, insanın üstüne çöken bir otorite değil; insanın yolunu açan bir rehberdi.

Hükmetmek değil, hakka adaletle hizmet etmek esastı.

Yönetici, halkıyla yan yana; adalet, gökyüzü kadar şeffaftı.

Bugün ise 21. yüzyılın ışıl ışıl görünen ama içten içe kararmış düzeni, insanlığı tarihin en sessiz idare sistemine mahkum ediyor.

Kılıçların yerini ekranlar; orduların yerini algoritmalar; zindanların yerini görünmez prangalar aldı.

Artık halklar kılıçla değil, kurguyla yönetiliyor.

Zincirle değil, alışkanlıkla bağlanıyor.

Zorbalıkla değil, algıyla yönlendiriliyor.

Ve insan, bütün bunları “özgürlük” zannetmeye başlıyor.

Bahtiyar Vahabzade’nin o derin vurgusu tam da buraya işaret ediyor.

“Zincirin görünmez olması, köleliği ortadan kaldırmaz.”

Medine’de insan, fıtratının efendisiydi;

bugün insan, ekranının kölesi.

Orada devlet, insanı yüceltmek için vardı;

bugün birçok düzen, insanı tüketmek için işliyor.

Kitleler; verilerle tasnif edilen, akımlarla yönlendirilen, gündemle sürüklenen bir “toplumsal davranış modeli”ne dönüştü.

 

Gerçeğin üstü kılıçla değil;

gürültüyle, hızla, dikkat dağıtıcı akışlarla örtülüyor.

 

Hakikat artık susturulmuyor;

boğuluyor.

 

Ve insan, idare edilmekten çok

şekillendiriliyor.

 

Bu tabloyu kırmak için bir ses gerekiyor:

Nurettin Topçu’nun “isyan ahlakı”.

Çünkü bu çağda öldürülen şey beden değil, idraktir.

 

Sezai Karakoç’un “diriliş” çağrısı bugün bir teori değil;

çünkü dirilmesi gereken toprak değil, zihindir.

 

Aliya’nın haykırışı:

“Kölelik önce zihinde başlar. Zihnini kurtaran, kendini kurtarmıştır.”

 

Fikir ve ruh medeniyetimizin mimarı Necip Fazıl…

Üstad, insanın zincirlerini şöyle resmetmişti:

“İnsan, ruhunu kaybettiği zaman, zincirlerini altın da yapsan yine esirdir.”

Bugünün dünyası, altın zincirli bir kölelik düzeni kurdu:

Parıltılı fakat prangalı.

Dakik fakat ruhsuz.

Hızlı fakat yönsüz.

 

Üstadın o çarpıcı sözü ise çağımızın hafızasıdır:

“Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi kalmayanların çağındayız.”

 

Ve Erbakan Hoca…

Onun insan anlayışı bir cümlede bütün sistemi tersyüz eder:

“İnsan, sistemin dişlisi değil; sistem, insanın emrinde bir hizmetkar olmalıdır.”

 

Bugün ise dünya düzeni insanı merkezden çıkardı; sistemi tanrılaştırdı.

İnsan küçüldükçe sistem büyüyor, sistem büyüdükçe insan kayboluyor.

 

Milli Teknoloji Hamlesinin Kurucu Lideri ve Asrın Siyaset Mühendisi Erbakan Hocanın bir cümlesi 2026’nın pusulasıdır:

“Zihni köleleştirilen bir milletin bedenini esir almanız gerekmez; o millet kendi zincirini kendisi taşır.”

İnsanlık bugün büyük bir eşiğin tam üzerinde duruyor:

Ya Medine’nin berrak insan anlayışını yeniden hatırlayacak…

Ya da modern dünyanın görünmez idare biçimlerinin içinde eriyip gidecek.

Bir devlet, insanı unuttuğu gün kendini unutur.

Bir millet, hakikati kaybettiği gün yönünü kaybeder.

Ve çağın asıl sorusu budur:

Biz kimi yönetiyoruz?

Ve aslında kim bizi yönetiyor?

Cevap sisin arkasında duruyor:

İnsanı makamlar değil,

algılar, akımlar, gündemler ve görünmez zincirler yönetiyorsa,

biz 7. asrın berraklığından çok uzaktayız.

Ama bir hakikat daha var:

Zincir, fark edildiği anda kırılır.

Bu çağın en büyük devrimi;

yeni sistemler kurmak değil,

insanı yeniden hatırlamaktır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *