KONYA HABER
Konya
Parçalı bulutlu
1°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,1579 %0.03
50,3885 %0.24
10.372,65 % 1,48
Ara

YÜZLEŞME

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Merhum Necip Fazıl’ın çilesini çektiği, fikir ve aksiyon tohumlarını ektiği gençlik; evet, hamdolsun bugün meyveye durmuştur.
Ama mesele yalnızca meyvenin varlığı değildir.
Mesele, o meyvenin hangi ağaçtan, hangi topraktan, hangi bedelle çıktığıdır.

Bugün Necip Fazıl anılıyor.
Ödüller veriliyor.
Sahnelere adı yazılıyor.
Konuşmalar yapılıyor.
Cümleler süsleniyor.

Peki soralım:
Üstadın çektiği çileyi kim çekiyor?
Onun yüklendiği bedeli kim yüklendi?
Hangi konforu terk ettik, hangi menfaati reddettik, hangi korkuyu ezdik de “dava” dedik?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Necip Fazıl’ı anlatırken bir hakikatin altını çizdi:
Fikri olan aciz değildir; fikirsizlik asıl acziyettir.
Bu söz bir alkış cümlesi değildir.
Bu söz bir hesap cümlesidir.

Çünkü fikirsizlik yalnızca düşünememek değildir.
Fikirsizlik; emaneti taşıyamamaktır.
Fikirsizlik; konjonktürün kölesi olmaktır.
Fikirsizlik; doğruyu savunamamak değil, doğruyu bedelsiz istemektir.

Necip Fazıl bir fikir adamıydı ama aynı zamanda bir aksiyon adamıydı.
Yazdı ama saklanmadı.
Konuştu ama gizlenmedi.
Bedel ödedi ama eğilmedi.

Bugün ise fikri konuşuyoruz, bedeli konuşmuyoruz.
Dava diyoruz, çileyi paranteze alıyoruz.
İdeal diyoruz, konforumuzu şart koşuyoruz.

Necip Fazıl’ın çağını aşan tarafı şuydu:
O, kendi devrinde alkışlanmak için değil, kendi devrinde yalnız kalmayı göze alarak konuştu.Bugün ise herkes kendi çağının rüzgarına göre pozisyon alıyor.

Sorulması gereken soru şudur:
Necip Fazıl’ı anlatanlar, onun karşı çıktıklarına bugün karşı çıkabiliyor mu?
Onun yalnız kaldığı yerde yalnız kalmayı göze alabiliyor mu?
Yoksa yalnızca güvenli cümlelerle mi Üstad olunuyor?

Türkiye Yüzyılı deniliyor.
Güzel.
Ama yüzyıllar sloganlarla değil, şahsiyetlerle kurulur.
Yüzyıllar; fikri olan ama o fikrin altında ezilmeyen,
aksiyon alan ama menfaat üretmeyen,
konuşan ama bedel ödemeye hazır olan nesillerle kurulur.

Gençlik bizimle deniliyor.
Doğru.
Ama hangi gençlik?

Sorgulamayan mı?
Ezberlenen cümleleri tekrar eden mi?
Yoksa fikri olan, itirazı olan, bedel ödemeye hazır olan mı?

Necip Fazıl’ın mirası bir vitrin değildir.
Bir müze hiç değildir.
O miras bir yükümlülüktür.

O yükümlülük şunu söyler:

“Beni anlıyorsan, rahatını boz.
Beni seviyorsan, risk al.
Beni okuyorsan, bedel öde.”

Bugün herkes Necip Fazıl’dan konuşuyor ama az kişi onun yalnızlığını konuşuyor.
Herkes onun fikirlerinden bahsediyor ama az kişi onun çilesini taşıyor.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü fikir, çilesiz kaldığında süs olur.
Dava, bedelsiz kaldığında etiket olur.
İdeal, aksiyonsuz kaldığında retorik olur.

Necip Fazıl bu topraklarda şunu öğretti:
Hakikat, konforu sevmez.
Doğru, kalabalığı garanti etmez.
Fikir, sahibini sınar.

Bugün bize düşen;
onu daha çok anlatmak değil,
onu daha çok taşımaktır.

Ve belki de en zor soru şudur:
Necip Fazıl bugün yaşasaydı,
bizim yanımızda mı olurdu
yoksa bizi de mi eleştirirdi?

Bu soruya cesaretle cevap veremeyenlerin,
Üstadı yalnızca anmaya hakkı vardır; temsil etmeye değil.

Çünkü dava, hatıra değildir.
Dava anılmaz, yaşanır.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *