Ayva Güldü Nar Ağladı ve Ben de Oradaydım
Merhaba. Ben YabanGülü. Gerçi tanışıyoruz artık. Birkaç hafta oldu ama uzun sürecek bir muhabbetin ilk çağlarını sürmenin heyecanındayız. Yazar ve okur olmak bir ayrıcalık bence. Anlatacaklarım var sana. Sadece bu hafta değil. Balık kavağa çıkana dek anlatacağım. Yaratılırken söz verdim O´na. İşim bu. Bir “Besmele” çekelim ve vuralım parmaklarımızın teline.
Bir öykü okudum bir gün.
1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya başladı:
"Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın"...
Meşhur Karadut şiiri. Muhakkak işittin. Hem şiiri hem öyküsünü. Hani şu gerçek yaşam öyküsü dedikleri. Sanki yalan öykü varmış gibi. Yalan diye bir şey yoktur. Tek yalan, yalan vardır diyenler tarafından söylenenlerdir. Çünkü herkes ne görmüşse onu söyler. Kimseciklerin gördüğü de öbürüyle aynı değildir. Dönelim öykümüze.
Bedri Rahmi okudu. Şaşkın nazarlar ve kırgın yürekler kuşatması pranga vuramadı diline. Aşk egemendi tüm hücrelerine ve “Oku” dedi ona. Emir büyük yerdendi. İnsanlar ve limitli düşünceleri ne merhem olabildi ne engel ne dert olabildi ne deva Bedri´ye. Bu iyi miydi kötü müydü hâlâ sır olmaya devam etti. Bedeli büyüktü ama.
Bedri, Mari ve Eren´in sınavı da buydu belki. Birini ölüm, birini ölüm acısı birini de aldatılmışlık hissi sınadı. Önü sınav sonu sınav. Sonu ucu aşk, sonu ucu ölüm, sonu ucu sınavdı işte. Payına düşeni belirleyen de kaderindi. Büyüklerin dediği gibi cidden alna yazılan tıkır tıkır işliyordu galiba. İnsanın hiç mi söz hakkı ya da iradesi ya da sorumluluğu yoktu?
Suç kime atılacaktı? Dahası suç diye bir şey var mıydı?
Bedri Mari´yi sevdi. Evliydi. Eren bu aşka Bedri´nin karısı olarak şahitlik etti. Mari verem oldu. Bedri onu kurtarmak için tablolarını yok pahasına bile satmaya çalıştı. Felek yapacağını yaptı. Bir kara saplı bıçak gibi yüreklere saplanan bu aşk kefen kostümünü sessizce giyindi. Gülen ayva bir taneydi ağlayan nar ise bin. Zaten derlerdi ki yeryüzü yaratılırken tam kırk yıl yağmur yağmış. Bunun otuz dokuz yılı gam yağmuru, bir yılı mutluluk yağmuru imiş. İşte ayva bunu bildiği hâlde gülmeye devam etmiş. Rolü buymuş garibin, ne etsin. Hak Teâla “gül” demiş gülmüş işte. Narın kazanacağını bile bile.
Eren yüce gönüllüymüş. Karanlığın sivri oklarını göndermemiş Bedri´ye. Yaralarını sarmasına yardım etmiş. Masal bu ya.
Gerçek mi yoksa?
Bilmem.
Yalan dünyada ne, ne kadar gerçek olabilir ki?
Her gören baktı geçti diyorlar. Bir filmdir çevriliyor. Yazmış, çizmişler. Biz de hımm, demek öyle haa, diyoruz. Bedriler, Mariler, Erenler perde perde oynuyor. Çok sahiciler. Milyonlarca kez yalan da deseler hem oyuncular hem izleyenler çifte kavrulmuş çile çekiyoruz. Şaka gibi.
Ya ölüm dedikleri, “Şakaydı hepsiii” dedikleri bir karşılama töreniyse.
Yaşayıp göreceğiz. Pardon!
Ölüp göreceğiz. Bir gülme geldi. Ayvayı yedim demektir. Çok da severim. Görüşelim…