Nerede o eski bayramlar!
Dilimize pelesenk olmuş bir cümle. Ama kimse de o eski bayramları yeniden getirmek için çaba harcamıyor. Sadece şikayet ediyoruz. Nerede o eski günler, nerede o eski bayramlar…
Evet zaman akıyor, hayat değişiyor. Şehirler, yerleşim yerleri büyüyor. Tabii ki insanoğlu da büyüyüp hayatın bin bir zorluğu ile boğuşuyor. Kimse çocukluğuna inemeyeceği gibi kimsenin de eski bayramları bulması söz konusu bile değil.
Ama en azından ucundan kıyısından gelenek ve göreneklerimize tutunabiliriz. Eski bayramların kokusunu alamayız ama eski bayramlardan bir esinti sunabiliriz.
Mesela arefe günü kabristan ziyareti yapabiliriz. Bulunduğumuz yerde yakınımız olmayabilir. En azından bu geçici dünyada soluklanıp, ömrünü tamamlayıp ahirete göçmüş insanların yattığı yere selam verip bir fatiha okuyuveririz. Hem mezarlıklar bize tefekkür etme fırsatı da sunar. İllaki bir yakınımızı aramayalım. Unutmayalım orada yatanlar da bizim gibi hikayelere sahipti.
Mesela bayram sabahı erkenden kalkıp tertemiz kıyafetlerle bayram namazına gidebiliriz. Evin erkekleri camideyken kadınlar da mükellef bir bayram sofrası kurabilir. Büyüklerimizle, akrabalarımızla, arkadaşlarımızla, komşularımızla bir sofrada bağdaş kurup bayram bereketini paylaşabiliriz.
Mesela kestiğimiz kurbanları buzdolabı poşetlerine koymadan önce konu komşuyu, ihtiyaç sahiplerini hatırlayabiliriz.
Gördüğünüz üzere eski bayramlara ulaşmak hiç de zor değil.
Biz ne yapıyoruz. “Aman, canım! Bayram kutlayan mı kaldı!” diyerek bavulu topluyor ve bayram tatilini deniz, sahil, yurt içi, yurt dışı seyahatine eviriveriyoruz.
Sıla-i rahim mi? Onu da telefonla ya da whatsapp görüşmeleri ile halleder olmadı bir post paylaşıveririz. Hem bu çağda teknolojiden de faydalanmak gerekir değil mi?
Kurban kesmek mi? Kim uğraşacak kurban ile değil mi? Kasaptan alırız üç beş kilo et, kurbanı da yurt dışından ucuza kestiririz oldu bitti.
Bayram bitti mi de başlarız “Nerede o eski bayramlar!” türküsü çığırmaya…
Kalın sağlıcakla…