AKLIN DURDUĞU YERDE DEVLETLER DE DURUR
"Doğru mu, yanlış mı; karar sizlerin..."
Biz gerçekten aklın durduğu bir çağda yaşıyoruz.
Bilgisayarların düşündüğü, insanların sloganlarla hareket ettiği...
Verinin arttığı, ferasetin azaldığı...
Diplomaların çoğaldığı, hikmet sahiplerinin azaldığı bir çağ...
Bugün dünyanın dört bir yanında devletler silah üretiyor.
Ordular büyüyor.
Savunma bütçeleri yükseliyor.
Fakat gözden kaçan başka bir savaş var.
Zihinlere karşı yürütülen savaş...
Kimliklere karşı yürütülen savaş...
Aileye, inanca, kültüre ve hafızaya karşı yürütülen savaş...
Bir millet tankını kaybettiğinde yeniden yapabilir.
Parasını kaybettiğinde yeniden kazanabilir.
Toprak kaybettiğinde yeniden mücadele edebilir.
Ama aklını kaybettiğinde...
İstikametini kaybettiğinde...
Kendisini kaybettiğinde...
İşte o zaman asıl felaket başlar.
Bugün İslam coğrafyasının yaşadığı sancının temelinde biraz da bu vardır.
Kaynak eksikliği değil...
İnsan eksikliği değil...
Nüfus eksikliği hiç değil...
Aklın dağılması...
İradenin parçalanması...
Ufkun küçülmesidir.
Bir ümmet düşünün...
Aynı kitaba inanıyor.
Aynı Peygamber'i seviyor.
Aynı kıbleye yöneliyor.
Ama ortak bir gelecek tasavvurunda buluşamıyor.
Bir millet düşünün...
Aynı bayrağın altında yaşıyor.
Aynı ezanı dinliyor.
Aynı tarihi paylaşıyor.
Ama birbirini dinlemekte zorlanıyor.
İşte burada devlet aklının da, cemaat aklının da, siyaset aklının da oturup düşünmesi gereken bir mesele vardır.
Biz çocuklarımıza nasıl bir miras bırakıyoruz?
Daha güçlü bir birlik mi?
Yoksa daha derin ayrılıklar mı?
Bugün birçok yapı kendi kitlesini büyütmenin hesabını yapıyor.
Peki ümmeti büyütmenin hesabını kim yapıyor?
Bugün birçok kurum kendi etkisini artırmanın peşinde.
Peki milletin ortak vicdanını güçlendirmenin peşinde kim var?
Bugün herkes kendi penceresinden haklı olabilir.
Ama tarih haklıları değil, faydalıları hatırlar.
Milletine yük olanları değil, omuz verenleri hatırlar.
Kendisi için yaşayanları değil, emanet taşıyanları hatırlar.
Unutmamız gereken bir hakikat var.
Devlet sadece anayasa değildir.
Devlet sadece kurum değildir.
Devlet sadece bürokrasi değildir.
Devlet; milletin ortak hafızasıdır.
Geçmişten geleceğe uzanan büyük yürüyüştür.
Ve o yürüyüşü ayakta tutan şey yalnızca kanunlar değil, ortak ideal duygusudur.
Eğer ortak ideal zayıflarsa;
Ekonomi de yorulur.
Siyaset de yorulur.
Kurumlar da yorulur.
Toplum da yorulur.
Bugün Gazze yanıyorsa...
Doğu Türkistan sessizliğe gömülüyorsa...
İslam coğrafyası parçalanıyorsa...
Sadece düşmanların gücünü konuşmak yetmez.
Dostların dağınıklığını da konuşmak gerekir.
Çünkü bazen kaleler dışarıdan fethedilmez.
İçeriden terk edilir.
Bu satırlar bir suçlama değildir.
Bir muhasebe davetidir.
Siyasetçiye de...
Alime de...
Akademisyene de...
Gazeteciye de...
Cemaat liderine de...
Sokaktaki vatandaşa da...
Hepimize...
Çünkü yarın tarih hepimize aynı soruyu soracak:
"Bu kadar parçalanmışlığın içerisinde sen birlik adına ne yaptın?"
Makamlarımızı değil...
Niyetlerimizi tartacaklar.
Kalabalıklarımızı değil...
Gayretlerimizi soracaklar.
Alkışlarımızı değil...
Sorumluluklarımızı...
Ve belki de gelecek nesiller bize dönüp şunu diyecek:
"Aynı kıbleye dönen milyonlar, milyarlar vardı.
Peki neden aynı hedefe yürüyemediler?"
İşte o gün vereceğimiz cevabı bugünden hazırlamak zorundayız.
Çünkü aklın durduğu yerde yalnız insanlar değil...
Milletler de durur.
Devletler de durur.
Medeniyetler de durur.
Ve tarihin acı hükmü şudur:
Yürümeyi bırakanları tarih beklemez.