İdeal İnsan-Son Yazı
Her doğru her yerde ve her zaman söylenmez; kabul... Ama bunu hiçbir doğru hiçbir yerde ve hiçbir zaman söylenmez diye de anlamamak gerek... Duruma hiç değilse vücut diliyle tepki verilmeli...
Eğer birisi siyasi, sosyal ya da kişisel konularda küfürlü konuşuyorsa biliniz ki, cesaretinden değil içindeki yenilmişlik duygusundandır. Sözgelimi bir kimse FETÖ’cü olmadığını iddia ve ima ediyor, küfürler savuruyorsa illa ki bir düzeyde ilişkisi vardır. Ben böyle bir ihtiyaç hissetmiyorum mesela… Ya da bir kimse sürekli dürüst olduğunu ima ediyorsa, dürüstlükle ilgili bir sıkıntısı var demektir. Bir devlet temsilcisinin uluslararası platformlarda kendilerinin de bağımsız devlet olduğunu söyleme ihtiyacı duyması da öyledir. Amerika neden böyle bir ihtiyaç hissetmiyor mesela…
Muhatabınızın kelimelere döktüğü cümleler çok da önemli değildir. Siz mesaja odaklanın… Bunu anlamanın pek çok yolu vardır ama en etkilisi vücut dili okumaktır kanaatimce... Gözler yalan söylemez mesela…
Eğer bir kişinin size tepkisinin 180 dereceye kadar sapma ihtimali varsa, merak etmeyin; sorun sizde değil... Sizin sorununuz; herkesi kendiniz gibi zannetmek... Belki de muhataba hak ettiğinden fazla nezaket gösteriyorsunuzdur. Oysa kibarlığınızı budalalığa taşımamalısınız.
Güzel olan size sunulan ve şekle ilişkin olan değil, işin özüne ilişkin olandır. Modacı size şekle ilişkin olanını sunar... Oysa vitrindeki hiçbir zaman bütünü temsil etmez. O halde vitrindekilere mesafeli durmakta fayda var. Bir de ‘bu’ (sahte) güzele bakarsan sürekli, 'o' (hakiki) güzeli göremezsin elbette...
İkili ilişkilerde en kötüsü 'sevgiyi öldürmektir.' Sevgiyi öldüren asıl şeyse güvensizliktir.
İhaneti hissetmek... Öylesine ağır bir duygu ki... Sabrın ne demek olduğunu iliklerine kadar hissediyorsun... Beklemeye değdiğini bilerek...
Hüsnü niyet asıldır, ancak yeterli değildir. Bilmek, âlim olmak önemlidir, ama yeterli değildir. Samimiyet önemlidir, ama yeterli değildir. Sabır da önemlidir, ama zilletle karıştırmamak gerekir.
İş görev olduğu için değil vazife olduğu için yapılmalı... Zira görev zorunluluğu, vazife ise içtenliği temsil eder.
Ne söylediğin değil, ne yaptığındır önemli olan... Bu yüzden ‘kaal’ değil ‘hâl’ ilminin talibi olmalısın. İyi konuştuğunuzda belki etrafınız biraz kalabalık olabilir ama, unutma o büyük günde etrafında dolaşanlarla değil, kendin için önden gönderdiklerinle baş başa kalacaksın.
Suçlar bu dünyada gizlenebilir ya da zamanaşımına uğrayabilir belki... Ya ahirette... Eğer Allah'tan başkasından yardım isteyecek olursanız, Allah size yardım etmez... Allah’a karşı kumar oynamaktır bu… Eğer kumar oynamışsanız da kaybetmeyi göze almalısınız. Allah’ım! Ne büyük yanılgı…
Az olsun, benim olsun... Hayır, çok olsun hepimizin olsun. Ben de yok onda da olmasın... Hayır, onda var, sende de olsun. Benim dediğim söz olsun... Hayır, ortak akılın dediği olsun... Benim kimsenin aklına ihtiyacım yok... Hayır, herkesin başkasının aklına ihtiyacı var…
Riyaset, siyaset ve ticaret aşkı; ruh açlığı ve fakirliğinin doğal bir geri bildirimidir. İktidar, makam, riyaset hırs ve hevesi içini kemirir durur, hiçbir şekilde kanaat göstermez, bitmez, tükenmez, sönmez, tatmin olmazsa küçük hesaplar içindesin demektir.
Zengin olamayabilirsin, ama kaynaklara ulaşmanın bu kadar kolay olduğu günümüzde bilginin önünde hiçbir engel yok... Allah ilmi isteyene, zenginliği istediğine verir zira…"Okumadığınız zaman neler kaybettiğinizi, ancak okuduğunuz zaman anlayacaksınız"
Bilginin herhangi bir karşılık beklemeksizin paylaşılması esastır. Kişi toplumdan aldığından daha fazlasını topluma verme gayretinde olmalıdır. Zira "tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur." N.F.K.
Mesleğinizde ilerlemek istiyorsanız, kendinizi gelirinizi yükseltecek nedenlerden uzak tutun... Zira para insanın zaafıdır.
Göreve talip olunmaz. Hele pazarlık hiç yapılmaz. Yönetici emir veren bir amirden ziyade hizmet eden bir ‘köle-amele’ gibi olmalıdır. Hakkını vermeye çalışan için pek de muteber değil yani... Birçok kişi talip olduğuna göre bu hakikati göremiyor olsalar gerek… Amelelik-kölelik için kimse bu kadar hevesli olmaz çünkü…
Toplumdan almak değil, topluma vermektir marifet… Herkes aldığından daha fazlasını verme çabasında içerisinde olmalıdır. Toplumdan "ne alabilirim" diye hareket edenler toplumun ‘asalakları’dır çünkü...
Müslümanların birliği bakımından ortak platformlarda cemaat-parti söylemlerini ve liderlerini öne çıkarmayı doğru bulmuyorum. Eğer becerebiliyorsan; yüzünü döndüğün tarafta cemaat-parti liderini değil Allah’ı gör. Zira ‘ameli öne geçirmeyen kimseyi, nesebi öne geçirmez.’ (H Şerif).“Vefa; inanca, Allah'a ve Peygamber Efendimizedir. Şahısların yanlışına vefa olmaz" (alıntı).
Ne kadar ilginç değil mi; aynı cümle, kimden ve hangi zamanda duyduğumuza göre farklı anlama geliyor. Bu, dildeki bozulmadan mı yoksa (kafamızdaki) dindeki bozulmadan mı… Bence her ikisi de…
Ömür aslında bilinenin aksine çok uzun... Kısa olan, dünyadaki kısmı... Zira 'belâ' ile başlayan ömür, ölümü tadınca da devam edecek… ‘Ölüm’ de ‘hayatın’ bir parçasıdır bir başka deyişle... Bilenler bu yüzden ölüme ‘düğün gecesi’ demiş… Asıl korkulacak olansa ona hazır olmamak olmalıdır. Şairin hangi saikle ‘uzatma dünya sürgünümü benim’ dediğini düşünüyorsunuz. Müslüman olmak ne kadar güzel; hiç kaybetmiyorsun; öldüğünde bile…